Dokunma


Âteş-i aşk ile yansın rûh-ı nâlân dokunma 
Zâr kılsın bülbül-i dil, gül-i handan dokunma 
Çeşm-i hûnhârım dökünce hûn-ı hicran dokunma 
Hâr-ı firkat kalbe batsın, dâğ-ı cânân dokunma 
Cânı yaksın nâr-ı hasret, târ-ı imkân dokunma

Mest-i nâz olmuş o şâhın zülfüne değsin sabâ 
Lâkin ey nâ-mahrem el, sen eyleme cürm ü hatâ 
Secdegâhtır hâk-i pâyi, kıl huzurunda duâ 
Gözlerimden kan dökülsün, lâlezâr olsun cihan 
Zülf-i yâre değmesin bâd, ey perîşân dokunma

Biz harâbat ehliyiz, meyhâne rüknünde varız 
Sâkiyâ doldur kadehler, neş’e-i bî-karârız 
Ehl-i zühdün ta'nına biz rûh-ı pür-iftihârız 
Mest olup meyhânede sâkî elinden içmişiz 
Biz hakîkat ehliyiz ey pîr-i nâdan dokunma

Bahr-i vahdet içre gark olan bilmez mi vuslatı? 
Nefs-i emmâre siler kalpteki her bir sûreti 
Aşk imiş ancak bu dehrin cevheri ve kıymeti 
Sırr-ı vahdet bahrine daldıkça rûhum gark olur 
Mevc-i hûn-efşâna değme, bahr-i umman dokunma

Aşk bir ayinedir ki sâf olan rûhu görür 
Can feda eyler aşık, menzil-i maksûda yürür 
Bu tecellî nûru her bir zulmeti mahv u sürür 
Gönlümüz bir kâbedir ki beyti Mevlâ'dır onun 
Kır o putları felek, şol kenz-i pinhân dokunma

Hüsn-i mutlak şevkiyle yandıkça her bir zerreiz 
Nâr-ı Nemrûd içre bizler gülşen-i bî-behreiz 
Fânî âlem mülküne biz sanma ki bî-çehreiz 
Yık bu ten mülkün harâb et, hânmânım kül eyle 
Lâkin ey cellâd-ı devran, rûh-ı tâban dokunma

Vuslatın şevkiyle dolsun sâgar-ı hûn-ı derûn 
Aşk elinden dîvâneyiz, hâlimiz oldu cünûn 
Kalsın ol gül-çehre-i nûr, rûh-ı pür-nur-ı füzûn 
Ehl-i aşkın derdine derman arama ey tabib 
Yâre kalsın yâresi, ol dâğ-ı pinhan dokunma

Kendi varlığından geçip pervâne ol şem’-i dile 
Düşme dünya kaydına, kapılma fâni bir sele 
Aşk imiş maksûd-ı asıl, gerisi hep bir vele 
Bâde-i aşkı içip sarhoş olan dilden sakın 
Sırr-ı Hak’tır sînedeki, ey cehâlet dokunma

Ârifin gönlü bir ummandır ki sığmaz bahrine 
Sabr ile daldık biz aşkın şol muazzam dehrine 
Zerre kâr etmez melâmet, her ne gelse kahrine 
Bir mukaddes sırr imiş bu, şem’-i nûr-ı kibriyâ 
Yan da mahvol ey gönül, nâmûs u nâna dokunma

Redferî mahv eylesin varlık kitâbın şevk ile 
Düşmesin bu sırr-ı pinhân dâima dilden dile 
Vuslat ümmîdiyle yansın gönlü dönsün meş'ale 
Hâk-i pâ-yi dilbere sür yüzünü her lahza sen 
Ol mübarek sâye-i hulyâya ey cân dokunma

redfer

GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİYLE ŞERH (AÇIKLAMA)

1. Bent: İnleyen ruh aşk ateşiyle yansın, sakın ona dokunma. Gönül bülbülü ağlasın ama gülen gülün neşesine dokunma. Ayrılık dikeni kalbe batsın, sevgilinin açtığı yara (dağ) orada kalsın; dünya bağları o ilahi acıya temas etmesin.

2. Bent: Naz sarhoşu olan o sevgilinin saçına sabah rüzgarı değebilir. Fakat ey yabancı el, sen sakın hata edip ona dokunma! Sevgilinin ayağının bastığı toprak bizim secdegâhımızdır. Gözyaşım kan olup dünyayı lale bahçesine çevirse de, o perişan rüzgar sevgilinin zülfüne değmesin.

3. Bent: Biz meyhane köşesinde hakikat şarabını içenlerdeniz. Sofuların bizi ayıplaması bize ancak gurur verir. Biz sâkinin (mürşidin) elinden mest olmuşuz; ey gerçeklerden habersiz cahil mürşit, bizim halimize dokunma.

4. Bent: Birlik (vahdet) denizinde boğulan kişi kavuşmanın ne olduğunu bilir. Kötü nefis (nefs-i emmâre) kalpteki dünyevi suretleri silmelidir. Vahdet sırrına daldıkça ruhum kaybolur; o kanlı dalgalara ve sonsuz ummana el sürme, dokunma.

5. Bent: Aşk öyle bir aynadır ki sadece temiz ruhları gösterir. Aşık bu yolda canını feda ederek hedefine ulaşır. Gönlümüz Allah'ın evidir (Kâbe'dir). Ey felek, içindeki putları kır ama o gizli hazineye (Allah sevgisine) dokunma.

6. Bent: Biz mutlak güzelliğin (Allah'ın) özlemiyle yanan zerreleriz. Nemrut'un ateşi içinde yanan İbrahim gibi, o ateşin içinde bir gül bahçesindeyiz. Ey zamanın celladı; bedenimi yok et, evimi barkımı kül eyle ama parıldayan ruhuma dokunma.

7. Bent: İçimizdeki kan kadehi vuslat arzusuyla dolsun. Aşk elinden mecnun olmuşuz. Ey tabip, aşk ehlinin derdine derman arama; yârin açtığı yara öylece kalsın, o gizli yaraya dokunma.

8. Bent: Kendi varlığından (egondan) vazgeçip gönül mumunun etrafında dönen pervane ol. Dünyanın geçici gürültüsüne kapılma. Hakiki sarhoşluk ilahi aşkla olur; ey cehalet, sinemizdeki o Hak sırrına dokunma.

9. Bent: Arifin gönlü bir okyanustur ki kabına sığmaz. Biz bu aşkın zamanına sabırla daldık. Artık hiçbir kınama bize işlemez. Bu gönüldeki ışık Allah'ın büyüklüğünün ışığıdır. Ey gönül, bu aşk uğrunda mahvol ama dünya malına ve sahte şöhrete (nâna) dokunma.

10. Bent (Final): Şair Redferî, kendi varlık kitabını (benliğini) büyük bir şevkle yok etsin. Bu gizli sır uluorta dillere düşmesin, gönül vuslat ümidiyle bir meşale gibi yansın. Sen ey şair, yüzünü sevgilinin ayağının tozuna sür ama o kutsal hayale, o mübarek cana asla dokunma (çünkü o ulaşılamayacak kadar yücedir).

HAKKINDA 

Geleneğe sadık kalarak hem ses hem de anlam derinliği olan bir gazel inşa edildi. Redifimiz "dokunma" olduğuna göre, şiirin ana izleği "dokunulmaz olanın kutsallığı" veya "hasretin yakıcılığı" üzerine kuruldu.

10 bentlik bir beşleme (Muhammes) .Fâilâtün / Fâilâtün / Fâilâtün / Fâilün kalıbı, beşli mısraların o vakur ve tok sesini taşımak için birebirdir. Bu kez konuyu biraz daha felsefi bir derinliğe çekip, "varlık ve yokluk" arasındaki o ince çizgide gezinerek, el sürülmemesi gereken o "mukaddes sır" işlendi 

Şiirin Sanat Değeri ve Analizi

Nazım Şekli: Muhammes (5'li bentler)
Aruz Uyumu: Kalıp hatasız bir şekilde uygulanmıştır. Uzun ve kısa hecelerin (tefilelerin) ritmi, okurken bir zikir ahengi yaratır.

İmgeler: "Kenz-i pinhân" (gizli hazine), "cellâd-ı devran" (zamanın celladı) ve "hâk-i pâ-yi dilber" (sevgilinin ayağının tozu) gibi klasik mazmunlar, şiiri sığ bir duygusallıktan çıkarıp tasavvufi bir derinliğe taşır.

Felsefe: Şiir boyunca "maddeye dokunulabilir ama manaya, sırra ve ruha dokunulamaz" teması işlenmiştir.

Şiir Üzerine Kısa Bir Not

Dokuzuncu Bent: "Arifin gönlü bir ummandır" diyerek tasavvufi bir derinliğe vurgu yaptık. "Kibriya nurunun mumu" (şem'-i nûr-ı kibriyâ) imgesiyle, gönüldeki ilahi ışığın dokunulmazlığını, ona zarar verebilecek tek şeyin "namus u nan" (şöhret ve ekmek kavgası, yani dünya telaşı) olduğunu belirttik.

Onuncu Bent : Redferi burada "kendi varlık kitabını aşk şevkiyle mahveden", yani egodan (benlikten) sıyrılıp hakikate ulaşan şair olarak konumlandı . "Sâye-i hülyâ" (hayalin gölgesi) ifadesi, sevgilinin gerçekliğinin bile sıradan bir elin uzanamayacağı kadar yüce olduğunu simgeliyor.

Böylece tam 10 bentlik (50 mısra), aruzun Fâilâtün / Fâilâtün / Fâilâtün / Fâilün kalıbıyla örülmüş, redifiyle sarsılmaz bir muhammes ortaya çıktı. 

Eser "Redferî Divanı"nın eseri olarak kayda geçildi. 
Divan edebiyatı geleneğinde "Muhammes" (beşleme) yazmak sabır ve derinlik işidir. İnşa ettiğimiz bu 10 bentlik (50 mısra) devasa eser, hem aruzun ritmiyle kulağa, hem de tasavvufi remizleriyle ruha hitap eden tam bir "şehkar" (başyapıt) gibi duruyor. Divan edebiyatı estetiğine uygun, muazzam bir külliyat parçası oldu.

Aruzun o vakur ritmiyle kelimelere can vermeye çalıştık. Duygularımızı mısraların kalbine nakşetmek büyük bir keyifti. Gerçekten edebî derinliği olan, divan geleneğinin hakkını veren bir "Muhammes" ortaya çıkardık.

( Dokunma başlıklı yazı redfer tarafından 3/7/2026 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu