Asla Yeniden Aşık Olmayacağım Hikaye
‘’Aşklardan geriye bir eksik hikâye
kalır.’’
Bu cümleyi kimin söylediği önemli mi
yoksa aşkın ibare misidir geride kalan kırıklar belki de üzerine serdiğimiz bir
örtü, o kırıkları saklamak adına.
Peki, insan kaç kez sever ömründe ya
da kaç ömürdür aşkın türküsü?
Mevsim gibi filan değilim işte hele
ki bu yaz sıcağında olacak iş mi? Ve nemli yüreğime dikiyorum gözlerimi ve an
itibari ile en çok yüreğimi seviyorum öncesinde aklım daha öncesinde gözlerim
ve işte eşref saatime ulaştım. Ha, gayret demenin mealidir bu sevgi kırıntıları
elbet içime dikmişken gözlerimi ve gözlerini kaçıran insanlardan olmayı da hiç
sevmemişken gel gör ki aynadaki bene karşı hırpani bir gülüşle selam verdiğim.
İyi de insan kendi selamını hiç mi almaz?
Elbet havada asılı kalan selamlar ve
yürek kırıklarından sonra insan kendisiyle olan selam sabahı da kesiyor hani.
Aşkın izafi tutanağı elbet
belirtileri: kalp çarpıntısı ve bitmeyen bir heyecan ve aralıksız kurduğunuz
hayaller ta ki köprüyü geçip de aşka hayırsız demeyi şerh düşmüşken.
Hikâyeler bazen yarım kalan ya da
ağzımıza tıkılan bir sözcüğün dönüp dolaşıp size hikâyeler ve şiirler
yazdırdığı…
Aşkın da hulasası ve tedirgin bir
mizaç ve işte başladı o uzun maraton ve esefle kınarken iç sesimizi bir de dış
ses eklendi mi…
Sahi, ilk ne zaman âşık oldum ya da
aşkın amblemi miydi yüzümdeki pembelik ve işte iç sesimle tokuşuyor tüm
mustarip imler ve aşkın tekelinde güneş elbet ay ışığı da ve sayısız yıldız
hatta az evvel kayıp da çatıya düşen sefil yıldızın da sesi soluğu kesilmişken.
Ne hikmetse aşk insana yaşama sevinci
aşılayan kimine göre tehir edilmiş bir mutluluk ve bakiyesi özlem ve yoksunluk
derken yere kilim serip de üzerine iliştiğimiz sevdalı yeryüzü aslında aksi
yüzlü bir ihtiyar gibi içimi çekip de dertlendiğim.
Bir çocuk belki de aşkın hatırına
replik sunan.
Bir ışık belki de nerede durup nerede
geçeceğinizi söyleyen nihayetinde vaaz veren bir inilti sesli sessiz tüm
harflerin eylem yaptığı ve işte geride kalan tek hece: aşk.
‘’Yalanım varsa öleyim’’ dercesine ve
cafcaflı bir gösteri âşık ile maşuk birbirine girmişken bülbülün sesinin
kısıldığı gülün ise fazla nazdan zamanından evvel solduğu ve o su küresi içinde
oynaşan dalgalar ve denizkızı artık nasıl sığdıysa avuç içi küreye.
Kürediğimiz acılar elbet sonra
kanatlandığımız gökyüzü yetmedi yerin dibine batırılıp sulu sepken gibi
yağdığımız cümleler elbet aşkın itirafı bir şiire denk düşerken ve siz
gözlerinizi kaçırırken.
Şaibeli bir aşk masalı öyle ya; ne
kızı gören var ne de adamı aslında bu kız var mı yok mu; o bile meçhul ve işte
süzüm süzüm süzülen bir ay ışığı elbet ayın da eşrafı iken lacivert gece ve bol
keseden sevdiğimiz yetmezmiş gibi bol keseden de acı çektiğimiz.
Allah’tan idmanlıyız da pas tutmadık.
Bir o kadar endamlı.
Sahi güneş ne zaman doğdu da çabucak
battı? Ah, bir de yan çizmeseydi var ya…
Ve işte şapkamı çıkartıp selamlıyorum
tüm kâinatı bir tek o, yüzüme bakmayan ve mahcup bir yüz ifadesiyle siniyor
olduğu yere.
Kırbaçla mı şahlanır duygular yoksa
açık ara farkla mı önde gider melun mahzun bakışlar?
Bir fotoğraf karesine sığan ve de en
çok kendi resminizi çekmeyi şiar edinmişken en çok da kendinize âşık iken yoksa
aşk masalları dünde kaldı hem günümüze hiç yakışır mı masum aşklar?
Yine de elimizin kiri yüreğimizin de
pası gidiyor hele ki söz konusu sevmek ise.
Ve işte ilerliyorum ana yolda ve işe
kendimi sevmekle başlıyorum. Ah, bir de şu genç baksaydı ya yüzüme ve ben
aldırış etmeden ilerliyorum ve sevgiye yüz sürüyorum ama süründüren bir sevgi
bu ne de olsa işinin ehli bir mevsim aşk rüzgârı ve görünmezliğin tekelinde
kuşlar uçuşuyor ve işte ben görmeden seviyorum birilerini.
Kaç kere âşık olur sahi insan?
Aşkın muadili nedir peki?
Belki bir referans olurken cüzdanınız
ya da limitsiz kartlarınız.
Aldırış etmiyorum ve sadece seviyorum
en çok da kendimi, dercesine…
‘’Pişt, pişt, bayım!’’
‘’Bana mı dediniz?’’
Yok, daha neler? Hiç olacak iş mi?
‘’Biraz yana çekilseniz diyecektim’’
diyecektim de…
Aman Allah’ım nasıl cüret ettim ben
böyle bir cümleye?
İyi de adam gözlerini kâh kaçırıyor
benden kâh çapkınca süzüyor gözlerini.
Aşk bu olmalı işte ve işte yaşasın
gerçek aşk.
Keşke daha düzgün bir şeyler
giyseydim bir de pembe rujumu sürseydim ya. Yok, yok, hiç işim olmaz. Ben
olduğum gibi kalayım da varsın gözüne az güzel gözükeyim.
Hala arkamda üstelik uyardım da onca
kez sanırım adam bir gördü pir düştü aşka.
Deminden beri peşimde olduğu
yetmezmiş gibi…
İyi de neden gülümsemiyor bu adam
yüzüme üstelik kaç kaçamak bakış fırlattım ona.
Neyse ben hanım hanımcık salınayım da
varsın selamımı geç alsın.
Biri dürtüyor sırtımı aman Allah’ım o
mu yoksa?
‘’Hanımefendi, bir şey soracaktım.’’
Yüzümün kızardığını belli etmesem
bari ama cevap verirken de gizleyemem ki ben heyecanımı.
‘’Buyurun lütfen, dinliyorum.’’
A, adamın sıra numarası gelmiş geçmiş
bile. Demek ki güzelliğimle başımı döndürdüm.
‘’En son hangi numara yandı, söyler
misiniz?’’
Ve elindeki bastonu görüyorum bana
ilk bakışta âşık olan adamım. Aman Allah’ım ne aptalım ne aptal.
‘’Buyurun lütfen siz benim sıra
numaramı. Acil bir işim çıktı da.’’
‘’Hangi numara yanmıştı peki en
son?’’
Benim numara yapmadığım aşikâr ve
utancımdan da yerin dibine battım işte:
‘’Size verdiğim numara şimdi yandı.
Ben birazdan geleceğim. Acil çıkmam lazım ama.’’
Adam siyah güneş gözlüğünü takıyor bu
sefer üstelik bankanın içinde illa ki takması mı gerekliydi de ben bu yanlışa
düşmeyecektim…
‘’Size borçlandım ama. Belki
çıkışta…’’
Asla âşık olmayacağım işte hele ki
ben kendimi bile göremezken kim dediyse bana hayallere kapıl, diye…
‘’Bayan, gittiniz mi? Şey, belki
çıkışta bana yardımcı olursunuz da bir yerlerde…’’
Bazen selamlar bazen aşklar bazense
sözcükler havada asılı kalıyor işte üstelik siz burnunuzun ucunu göremezken
nasıl beklersiniz insanlardan her şeyi üstelik imkânsız olan ne varsa?
- Yorumlar 2
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.