İstanbulun Nabzında Saklı Bir Nefes
İstanbul'un Nabzında Saklı Bir Nefes
Sabah,
henüz aynalar bile kim olduğunu hatırlamazken,
İstanbul
kendi kalbine usulca dokunur
ve ben,
o nabzın içinde
senin adını duyarım ilk.
Bir martı geçer,
kanadında sadece ışık değil,
gecenin içinden kopardığı yalnızlıklar,
ama nedense
senin saçlarının arasından süzülen sabah gibi gelir bana
hafif,
dokunmadan iz bırakan.
Sokaklar susar,
kaldırımlar biriken cümleleri saklar
kal diyememiş birinin boğazında düğüm,
ben o düğümü bilirim,
çünkü seni içimde tutarken
aynı kelimeyi ben de yutarım.
Bir simitçinin ellerinde dönen halka,
dünyayı tutmaya çalışan küçük bir çaba
tıpkı
seni kaybetmemek için
içimde kurduğum görünmez denge gibi.
Boğaz
sessizliğini suyun altına saklar,
ama ben bilirim
senin susuşların da böyledir,
üstü dingin,
altı derin,
ve dokunanı değiştiren.
Sis dağılır yavaşça,
ama bazı şeyler netleşince güzelleşmez
sen de öylesin,
tam çözdüğümü sandığım anda
yeniden hayran bırakan bir bilinmez.
Bir vapur yanaşır
Kadıköy kıyısına,
insanlar iner
kendi hayatlarına dağılırken,
ben kalabalığın içinde
seni aramam artık
çünkü bilirim,
sen bu şehrin her yerine dağılmışsın.
Bir çay bardağının buharında
yüzün belirir bazen
tam tutacakken kaybolan bir hatıra gibi.
Ve anlarım
insan en çok
dokunamadığı şeyleri sever.
Bir “hayırlı işler” sesi yükselir,
sade, temiz
senin bana baktığın o ilk an gibi
hiç süsü yoktu,
ama içime yerleşti.
Öğle vakti sertleşir ışık,
gölgeler keskinleşir
ben seni düşünürüm,
çünkü bazı insanlar
en çok kalabalığın ortasında özlenir.
Sultanahmet Camii
gölgesini bırakır taşlara,
ve ben o gölgenin serinliğinde
senin yokluğunu dinlerim.
Çünkü sen bazen
bir varlık değil,
bir eksiklik gibi büyürsün içimde.
Bir çocuk güler
kahkaha kubbede çoğalır,
seninle güldüğüm anlar gibi,
geri döndüğünde
daha fazla yer kaplayan.
Akşam yaklaşır
şehir kendini bırakır.
Galata Kulesi
gökyüzünü taşırken,
gün batımı
senin gidişine benzer
güzel,
ama insanın içini yakan.
Renkler yanar
ve ben anlarım,
bazı güzellikler
acıyla birlikte gelir.
Bir sokak lambası yanar,
karanlık çöker
ve sen,
tam o karanlıkta
en çok parlayan şey olursun.
Bir adam yürür,
bir kadın güler
ve iki yabancı göz göze gelir
ben o anı bilirim,
çünkü seni ilk gördüğüm an
zaman da böyle tökezlemişti.
Gece derinleşir.
İstanbul
artık hiçbir şey saklamaz
ben de saklayamam seni içimde.
Bir sokakta,
belki Beyoğlu’nun
unutulmuş bir köşesinde,
bir şarkı çalar
ve ben o şarkıyı değil,
senin sesine benzeyen yerlerini dinlerim.
Ve anlarım
bu şehir
gördüğüm yer değil,
seni sevdiğim biçimdir.
Bir yangın gibi
yavaş,
derin,
ve kaçınılmaz.
Ama bu kez
yakmaz sadece
seni bana,
beni sana çevirir.
İstanbul
bir eşik değildir artık
seninle aramda açılan bir kapıdır.
Ve ben o kapıdan her geçtiğimde
şehre değil
sana varırım.
İstanbulun Nabzında Saklı Bir Nefes başlıklı yazı basak-kaya tarafından
19.03.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir.
Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu, kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.
İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yükleniyor...
Yorum yazmak için giriş yapın.