Sami Bey Ve Dilrûba Hanım

Olay pandemi günlerinde
geçiyor.
********
-Baba bak! Dışarıda hava ne kadar güzel.
Millet Bahçesi de hemen burnumuzun dibinde. Çık biraz gez, dolaş. Hep evde hep
evde, bu hareketsizlik yüzünden tüm eklemlerin kireç bağlayacak. Dahası
şu pandemiyle birlikte evde otura otura
obez oldun vallahi. Pandemiden değil ama obeziteden öleceksin bu gidişle.
Sami Bey, neredeyse her gün dinlediği bu nutuktan bıkmış usanmıştı.
Pandemiden önce de dışarı çıkmayı hiç sevmezdi. O yüzden pandeminin gelmesiyle
rahat bir nefes alıp hep evde kalacağını düşünüyordu ama gerek oğlu gerekse
gelini özellikle son zamanlarda tutturmuşlardı ‘’ Baba çık dışarı- dolaş
biraz.’’ Diye. Neymiş efendim Dünyaca ünlü kalp doktoru Mehmet Öz ‘’ Kalp
sağlığınız için günde en az 7000 adım atmanız gerekiyor.’’ Diyormuş.
-Ya millet annesi evden dışarı çıkmasın diye uğraşıyor, siz beni dışarı
sepetlemek için can atıyorsunuz.
-Kim? Kim annesi evden dışarı çıkmasın diye uğraşıyormuş?
-Mesela Mücella Hanım’ın oğlu Ömer. Annesi dışarı çıkmasın diye kapıyı üzerine
kilitliyor hatta bulmasın diye anahtarı saklıyormuş. Zaten Allah, evladın
iyisini Mücella Hanım’a vermiş. Hani mümkün olsa seni Mücella Hanım’a verip
Ömer’i alacağım. O raddeye getirdin yani.
-Haydi baba. Mızmızlanmayı bırak da çık biraz dolaş. Ayakların açılsın,
beynine kan gitsin.
Sami Bey, homurdana homurdana kapıya yöneldi. Eşofmanları zaten üzerinde olduğu
için öylece sokağa çıktı ve evine elli metre mesafede olan parka girdi. Başladı
yürümeye. 7000 adım atacaktı. O yüzden cep telefonunu da yanına almıştı
telefonda görecekti kaç adım attığını.
Bir hayli yürüdükten sonra bel fıtığı ağrıları alarm vermeye başlayınca bir
park kanepesine yöneldi.
‘’Bayağı yürüdüm. En az 3500 adım atmışımdır. Biraz dinleneyim, kalanını da
ikinci turda tamamlarım.’’ Diye düşünüyordu.
Cep telefonunu açtı baktı sadece 562 adım atmıştı
-Allah kahretsin sadece 562 adım atmışım. Bu 7000 adımı hayatta atamam.
Kanepenin öbür ucunda oturmakta olan Dilrûba Hanım okumakta olduğu romandan
başını kaldırıp sordu:
-Bana bir şey mi dediniz beyefendi?
-Yok Hanımefendi. Öyle kendi kendime konuşuyordum.
-Hımmm yazık.
-Anlamadım. Yazık mı? Niye ki?
-Bunama ve delirme belirtisidir de ondan.
- Ne yapmalıyım sizce? Mesela sizle mi konuşayım?
-Neden olmasın?
-Bana asılıyorsunuz sanırım.
-Ha haa haaaa. Hiç değişmemişsin Sami. Okulda da böyleydin.
Sami Bey bir taraftan içinden ‘’ Ben okul yıllarımda melek gibiydim. Okul
hayatı bitince böyle şeytana dönüştüm.’’ Diye geçirdi, öte taraftan şaşırmıştı.
Bu kadını ilk kez görüyordu ama belli ki kadın kendisini tanıyordu.
Dilrûba Hanım şen şakrak bir şekilde devam etti:
-Ayol hâlâ mal mal bakıyor. Tanımadın mı?
Sami Bey, yakın gözlüklerini takarak dikkatlice baktı. Sonra neşeyle
zıpladı
-Aaaa vallahi de sen billahi de sen. Dilrûba?
-Evet ya Dilrûba.
-Hay Allah’ım ya. Bunca seneden sonra...Ama söyleyeyim hiç değişmemişsin.
Hâlâ bir kuğu kadar ince ve zarifsin
Dilrûba Hanım yaklaşık yüz kiloyu bulmuş olan endamına bakıp içinden ‘’ Vah
vah. Zavallımın gözler iyice gitmiş. Beni zarif bir kuğu olarak görüyor.’’ Dese
de bu düşüncelerini dışa vurmadı.
-Çok teşekkür ederim Sami’ciğim. Sen de her zamanki gibi yakışıklı,
karizmatik ve çıta gibi centilmen bir delikanlısın.
Sami Bey de içinden ‘’ Vah vaaah gözler pert olmuş. Ulan benden olsa olsa
tomruk olur; zavallım çıta görüyor.’’ Diye geçirse de sesini dış aleme salmadı.
-Çok teşekkür ederim Dilrûba’cığım. O senin güzel bakan muhteşem ve muhterem
gözlerinin güzelliği.
-Ay Sağol Sami’ciğim. Vallahi tıpkı ünlü şair Adem Efiloğlu gibi
konuştun. Muhterem göz de
ne ayol? Kihhh kihhh
kihhhhh.
-Amaaan ya bırak Allah’ını seversen Adem Efiloğlu’nu. Gıcığım ona. Adam
takmış gözlere. Gözler de gözler. Vücutta başka organ yokmuş gibi
tüm şiirlerini gözler
üzerine yazmış. İnsan bir iki satır da kalçalara yazar di mi
ama?
-Ha ha haaaa. Çapkın seni. Okulda da böyleydin sen.
-Evet ya. Lise yılları...Ne kadar da güzeldi di mi?
-Eeee eskiden olduğu gibi sarılmayacak mısın bana?
Bir an için Sami Bey’in gözlerinin önüne Sağlık Bakanı gelmişti. Sayın
Bakan parmak sallıyordu ona ‘’ Maske- Mesafe- Hijyen’’ Diye. Ama ‘’ Lan bu
fırsat kaçar mı angut?’’ Diyen Şeytan daha ağır bastı ve içinden ‘’ Yemişim
maskesini de mesafesini de hijyenini de’’ Diyerek hasretle kucakladı
Dilrûba’yı.
-Ayol yavaşşş. Kemiklerimi kıracaksın. Gören de seni hayatında hiç
bir kadına sarılmamış sanacak.
-Valla Dirûba’cığım on dört senedir bir kadına sarılmadım.
-Ah yaaaa. Eşin öldü mü yoksa?
-Yok ölmedi. Boşandık. Peki sen? Yanında göremediğime göre senin
eşin de yok sanırım.
-Maalesef altı sene önce Rahmet-i Rahmana uğurladık.
-Oh Oh ne âlâ..Pardon, başın sağolsun Dirûba’cığım. Senden aldığım en son
habere göre evlenip Roma’ya yerleşmiştin.
-Yok Sami’ciğim. Roma değil, Soma’ya yerleşmiştim. Sen de aldığım son
habere göre yönetmen olmuştun.
-I ıh. Yönetmen değil, öğretmen oldum.
-Hey gidi günler hey. Değil mi Sami? Ne çok severdik birbirimizi .
-Yaa hiç sorma. Hani okuldan kaçıp sinemaya gittiğimiz günü hatırlıyorsun
değil mi?
-Ay hatırlamaz mıyım Sami’ciğim? Film seyrederken beni yanağımdan öpmüştün.
Kihhh kihhh kihhhh.
-Aslında öpmeyi çok istemiştim ama cesaret edememiştim.
-Hadi oradan yalancı. Resmen yaladın yanağımı.
Sami Bey, beyninin tüm kıvrımlarını yokladı. Yok arkadaş, hayatı boyunca
bir kız arkadaşını yanağından öptüğünü hatırlamıyordu. Yoktu hafızasında
böyle bir şey. Olsa hatırlamaz mıydı? Ama yine de bozuntuya vermedi.
-Evet ya. Bakırköy- Tınaztepe Sinemasının dili olsa da konuşsa. Ali Mc Grav-
Ryan O’Neil...Love Story
-Yok yanlış hatırlıyorsun Sami’ciğim. Suadiye- Süreyya Sinemasında Türkan
Şoray’ın Tapılacak Kadın filmini seyrederken öpmüştün.
-Allah Allah. Bakırköy’den taaa Suadiye’ye mi gitmiştik yani?
-Bakırköy mü? Bakırköy ne alaka şimdi?
-Ama olabilir. O zamanlar nöbetçi öğretmenler sinemalara baskın verip okuldan
kaçan öğrencileri topladıkları için Bakırköy’den Suadiye’ye gitmiş olabiliriz.
-Ayol ne Bakırköy’ü? Tutturdun bir Bakırköy.
-Kafam karıştı şimdi Dilrûba. Bakırköy Lisesinin iki öğrencisi olarak okuldan
kaçıyoruz ama Suadiye’de sinemaya gidiyoruz?
-Ay sen iyice bunamışsın Sami. Biz Suadiye Lisesine gidiyorduk ya nasıl
unutursun.
-Ama Dilrûba, ben Bakırköy Lisesi mezunuyum. Başka bir lisede de okumadım hiç.
Her şeyi unutsam da bunu unutmuş olmam imkansız.
-Dur bakayım. Dur dur durr bir dakika. Biz liseden değil, üniversiteden
arkadaştık seninle.
-Evet yaa doğru diyorsun. Hatırladım şimdi. Üniversiteden... Hey
gidi günler hey.
-Ahhh ahhh. Ne çileli yıllardı di mi?
-Evet ya, eylemler, işgaller, boykotlar...
-Ama her şeye rağmen güzel günlerdi değil mi? Bana hep Dilrûba’m
derdin.
Sami nerdeyse ‘’ Ne Dilrûba’sı, sana hep Deli Kurbağa derdim de çok kızardın
bana.’’ Diyecekti, kendini toparladı.
-Evet ya, sana hep Dilrûba’m derdim. Sen de beni Humphery Bogart’a
benzetirdin.
-Yanlış hatırlıyorsun Sami. Ben seni Ömer Şerif’e benzetirdim.
Sami, ‘’ Lan o Ömer Şerif miydi?’’ Diye düşünürken Dilrûba devam etti.
-Hatırlar mısın sen okula pek gelmezdin de ders notlarını hep benden alırdın.
-Yok yanlış hatırlıyorsun Dilrûba. Ben okulun en devamlı öğrencisiydim.
Tam tersine sen benden alırdın notları.
-Ay sen çok unutkan olmuşsun Sami. Hatırlasana termodinamikten pek
çakmazdın da ben sana adeta özel ders verirdim.
-Allah Allah. Tarih okuyan birine ne diye termodinamik dersi veriyordun
ki? Haydi sen o dersi veriyordun, ben manyak mıydım ki senden
termodinamik dersi alıyordum?
-Ne tarihi yahu? İkimiz de Fizik
okuyorduk. Unuttun mu?
-Yooo ben Tarih okuyordum.
-İyi ama Boğaziçi Üniversitesinde Tarih Bölümü yoktu ki?
-Doğrudur. Ama ben Boğaziçi Üniversitesinde değil İstanbul Üniversitesi
Edebiyat Fakültesinde okudum tarihi.
-Allah Allah. Sen şimdi Boğaziçi Üniversitesi mezunu değil misin?
-Değilim maalesef. Peki sen İstanbul Üniversitesi mezunu olabilir misin?
-Maalesef.
-O zaman?
- O zaman biz hiç tanışmıyoruz Sami.
-Öğretmenlik yaptın mı peki?
-Hayır?
- O zaman haklısın. Biz hiç tanışmıyoruz. Ama sen Dilrûba’ya o kadar çok
benziyorsun ki Dilrûba.
-Sen de Sami’ye çok benziyorsun Sami.
*****
Bakınıp durmayın. Bitti. Hepsi bu kadar.
(
Sami Bey Ve Dilrûba Hanım başlıklı yazı
Sami Biber tarafından
22.03.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.