
Miskin bir kar tanesiyim içime
yağdığım ve üşüdüm üşüyeli
Sıçrayan yüreğimse mealinde saklı
Bana münhasır kimliğim
Kâh göğüm kâh yerküre
Yerin dibine geçirmekse niyetleri…
Önce toprak olmalıyım
Derken gübre
Ve açarken filizim
Endamlı şemailim
Kokumsa annem kokar
Cennetin müdavimi o iklim
Mademki dünyaya ait değilim
Gel gör ki:
Geçiremedikleri kadar da yerin dibine…
En çok Zühre olmayı sevdim
Salındığım kadar Samanyolunun şehla
gözlerinde
Özlemim mi?
Geçiniz.
Mizacım mı?
Hep de sormazlar mı?
Neyle iştigalsiniz?
Ah, beğendiremedim ki eşrafa
El-aman diyeceğim artık sunulan
tahakkuka
Bir de mührüm
Kıyamadığım saçlarım
Şimdi öylesine keseceğim ki dibinden
Yine de kökü benim
Benim kökümse Çamlıca
Surdan serden sırdan da
Geçtim ezelden
Gönlümde esen ılgatın sesi nasıl da
Duyulur derinden
Ne muhacir
Ne münzevi
Bazen muallime
Bazense olamadığım kadar sap baltaya
Hele ki
Vurdum mu da baltayı taşa
Hele ki
Başıma fırlatılan o ihtişamlı yalancı
taşlara
Değil mi ki cevabım Hak yolunda?
Değirmende öğütmedi anam hem beyazını
arını namusunu
Sözüm söz hem de meclisten dışarı
Yegâne ruhumda eser de eser yılkı
atının rüzgârı
Bir edim
Bir özne
Bir yüklem
Asudesi zamanın
Aşina olduğum kadar yalnızlığın
Üzerinde tüten duman misali
Demlendiğim kadar da yanarım
İçi beni
Dışı seni
Dış kapının da mandalı
Olmadığım her ne hikmetse
Kabul görmese de zalimin nezdinde
Bir sulh
Bir ruh
Bir de cuk diye oturdu mu
Onca sözcüğün na’şı
Oysaki daha yeni doğmuş bir çocuk
gibi
Canlı ve nazlı
Ölümü değil mi ki durduk yere
Ederi saklı iken de Rabbin nezdinde