Ruhuma Yolculuğa Çıkışının İlk Günleriydi
Ruhuma Yolculuğa Çıkışının İlk Günleriydi
Senin kalbime, ruhuma yolculuğa çıkışının ilk günleriydi. Sen
hatırlamazsın. Sana uzaktan bakıyordum, sen ufka dalgın dalgın bakarken...
Gözlerin o kadar derin, o kadar uzaklara dalmıştı ki, sanki bütün denizler
senin bakışına sığınmıştı. Ben orada, birkaç adım ötede, bir gölge gibi
duruyordum. Kalbim ilk defa o kadar hızlı çarpıyordu ki, korktum. “Bu ne?” diye
sordum kendime. Cevap veremedim! Sadece senin varlığın yetiyordu o anda her
soruya. Rüzgâr saçlarını hafifçe savuruyordu, sen fark etmiyordun. Ben fark
ediyordum. Her telini, her dalgalanışını, her birinin göğsüme saplanan incecik
acısını...
O günlerde sen hâlâ bir yabancıydın bana. Ama garip bir
biçimde, en eski tanıdığım gibi hissediyordum seni. Sanki ruhum seni yıllardır
beklemiş, kapıyı aralık bırakmış da sen usulca içeri süzülmüştün. Adını bile
bilmiyordum henüz. Ama kokunu, gülüşünün uzaklardan gelen yankısını,
omuzlarının hafifçe düşüşünü ezberlemiştim. Sen ufka bakarken, ben senin ufkun
olmaya çalışıyordum içimden. “Bir gün bana da döner mi bu gözler?” diye
geçiriyordum aklımdan. Dönmedin o gün. Ama dönmene de gerek yoktu. Çünkü o
bakışın bile yetmişti kalbimi ele geçirmeye.
Gece olduğunda odama çekiliyor, tavana bakarak senin adını
fısıldıyordum sessizce. Henüz adın yoktu dilimde, ama ruhum çoktan ona “sen”
demeye başlamıştı. Uyuyamıyordum. Senin dalgın duruşun, o ufka kayan gözlerin
geliyordu gözlerimin önüne. Acaba ne düşünüyordun? Kimin hayalini kuruyordun?
Acaba bir yerlerde, birileri senin için aynı benim gibi içten içe yanıyor
muydu? Bu düşünce içimi yakıyordu. Kıskançlık değildi; daha derin, daha saf bir
şeydi. Senin mutlu olmanı istiyordum. Ama o mutluluğun içinde ben de olsam
keşke diyordum. Zaman geçti. Günler birbirine karıştı. Sen hâlâ hatırlamıyorsun
belki o ilk bakışmaları. Ama ben her saniyesini taşıyorum içimde.
O ilk günlerin sessiz çığlığını, içimde kopan fırtınayı, sana
dokunamadığım halde ruhumun sana sarılışını... Senin varlığınla doluyordum
yavaş yavaş. Her sabah uyanınca ilk düşündüğüm şey sendin. Her gece yatağa
girmeden önce son düşündüğüm şey yine sendin. Arada kalan bütün saatler ise
senin hayalinle geçiyordu. Bazen tesadüfen yollarımız kesişiyordu. Sen
gülüyordun birine, ben uzaktan o gülüşü içime çekiyordum. Sanki o gülüş bana
aitti de başkalarına ödünç vermiştin. Kıskanmıyordum. Sadece daha çok
seviyordum. Çünkü senin sevincin, benim en büyük huzurum olmuştu artık. Senin
üzüldüğünü hissettiğim günlerde içimde bir yerler kırılıyordu. Sana
sarılamadığım, “buradayım” diyemediğim için kendime kızıyordum. Ama yine de
bekliyordum. Sabırla, sessizce, derin derin... Şimdi düşünüyorum da... Belki de
en güzel aşk, tam da böyle başlar.
Fark edilmeden, uzaktan, sessizce. Birinin kalbine usulca
sızmak, orada kendine ev kurmak. Senin ruhuma yaptığın da tam olarak buydu.
Kapıyı çalmadan girdin, ışıkları yakmadan yerleştin. Şimdi o evin her köşesi
seninle dolu. Duvarlarda senin gülüşün, perdelerde dalgın bakışın, yastıkta
ufkuna daldığın o anın kokusu... Sen hâlâ hatırlamazsın belki o ilk günleri.
Ama ben hatırlıyorum. Hem de en ince ayrıntısına kadar. Ve o günlerden bugüne,
her geçen gün sana biraz daha âşık oldum. Çünkü sen sadece bir insan değilsin
benim için. Sen benim en derin yolculuğumsun, meleğimsin.
Kalbimin en sessiz, en güzel sarayısın. Ruhumun en uzun, en
anlamlı hikâyesisin. Ve bir gün, belki çok sonra, bana dönüp gülümseyerek “O
ilk günlerde beni fark etmiş miydin?” diye sorarsan... Sadece gülümseyeceğim.
Gözlerinin içine bakacağım ve diyeceğim ki:“Sen kalbime, ruhuma yolculuğa
çıktığın ilk günden beri, başka hiçbir şeye bakamadım ki...”Vesselam.
Mehmet Aluç
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.