Gönülden Gönüle Monolog Aşk Dolu Sohbet
Gönülden Gönül’e Monolog Aşk Dolu Sohbet
Saygıdeğer okuyucularımız sohbetimize hoş geldiniz. Bugün Kul
Mehmet karşımızda onunla aşk üzerine sohbet edeceğim demli bir çay lezzetinde. Diyorum
ki ey gönül yolcuları, aşk üzerine söyleşimize hoş geldiniz. Bu satırlarda soran
sizsiniz, cevaplayan ise kul Mehmet. Her soru bir kapı, her cevap bir menzil…
Gelin birlikte bu yolculuğa adım atalım birlikte. Ne dersiniz?
Soran (Ben): “Mehmet bey, aşk çılgınlık mıdır sizce?”*
Kul Mehmet (cevaplayan): “Aşk bazen aklın zincirlerini kıran
bir çılgınlık gibi görünür. Ama aslında o çılgınlığın içinde en derin sükûnet
gizlidir. Çılgınlık, insanı kendinden çıkarır; aşk ise insanı kendine döndürür.
Yani aşk, çılgınlığın ateşinden doğan bir hikmettir.”
Soran (Ben): “Mehmet bey, aşka düşen iflah olmam der mi?”
Kul Mehmet (cevaplayan): “Aşka düşen, iflah olmam der; çünkü
aşk insanı eski düzeninden koparır, alışılmışın ilacını bozar. Ama o
iflahsızlık bir hastalık değil, bir şifadır. Aşkın ateşiyle yanar, kül olur;
sonra o külden yeniden doğar. İflah olmamak, aslında aşkın insana verdiği yeni
nefesin adıdır. Yani aşk, iflahı keser ama ruhu diriltir.”
Böylece söyleşimiz hem halk dilindeki “iflah olmamak”
deyişini kullanıyor, hem de insanca bir derinlik katıyor.
Soran (Ben): “Mehmet bey, aşk bir hayal ürünüdür, oysa
çılgının yaşadıkları ve duyumsadıklarım bir hikâyeden çok daha fazladır.
Diyenlere ne söylemek istersiniz?”
Kul Mehmet (cevaplayan): “Derim ki: aşkı yalnızca bir hayal
ürünü sanmak, onun ateşini hiç tatmamış olmaktır. Hayal, göz kapandığında
dağılan bir gölgedir; aşk ise göz kapandığında bile içte yankılanan bir
hakikattir. Çılgının yaşadıkları, duyumsadıkları bir hikâyeden fazladır çünkü
aşk, hikâyeyi yazan kalemin kendisidir. İnsan, aşkın içinde hem anlatıcıdır hem
kahraman olur. Aşk, masal gibi anlatılabilir, destan gibi söylenebilir; ama
yaşayan için o masalın sınırlarını aşan bir gerçektir. Çılgının kalbi, hayalin
ötesinde bir ateşle yanar. O ateş ne kitap sayfalarına sığar ne de kelimelere.
Aşkı hayal sanan, onun çılgınlığını tatmamış demektir. Çünkü aşk, insanı kendi
aklından vazgeçirir, ama aynı anda ona yeni bir akıl, yeni bir göz, yeni bir
kulak verir.
O yüzden derim ki: aşk bir hayal değil, hayali aşan bir
gerçekliktir. Çılgının yaşadıkları, duyumsadıkları bir hikâyeden fazladır;
çünkü aşk, insanın nefesine, uykusuna, kanına karışır. İflah olmamak, işte bu
yeni hayatın nefesidir. Aşk, insanı eski düzeninden koparır ama aynı anda ona
yeni bir düzen, yeni bir yol, yeni bir menzil armağan eder.”
İsterseniz söyleşiyi bir sonraki soruyla daha da
derinleştirelim. Mesela: “Aşk bir yolculuk mudur?” ya da “Aşk insanı özgür mü
kılar?” diye açabiliriz. Böylece söyleşi menzil menzil ilerleyen bir yolculuğa
dönüştürelim.
Soran (Ben): “Mehmet bey, aşk bir yolculuk mudur? Ya da aşk
insanı özgür mü kılar?”
Kul Mehmet (cevaplayan): “Aşk, bir yolculuktur; ama bu yolculuk
ne yalnızca dışarıya doğru bir seferdir ne de yalnızca içe doğru bir arayış.
Aşk, insanı kendi sınırlarından çıkarır, uzak menzillere sürükler; aynı anda da
kalbin en derin köşelerine indirir. Yolculuk dediğimiz şey, hem ayakların
yürüyüşüdür hem de ruhun kanatlanışı. Aşkta her adım, bir menzil; her menzil,
bir sırdır.
Özgürlük meselesine gelince: aşk, insanı bağlar gibi görünür;
çünkü birine, bir şeye, bir hakikate bağlanır. Ama o bağ, esaret değil,
özgürlüğün kapısıdır. Çünkü aşk, insanı kendi benliğinin zincirlerinden
kurtarır. Kendi nefsinin dar kafesinden çıkarır, geniş bir ufka salar.
Özgürlük, yalnızca istediğini yapmak değildir; özgürlük, kendini aşmaktır. Aşk
işte tam da bunu yapar: seni senin ötesine taşır.
O yüzden derim ki: aşk hem yolculuktur hem özgürlüktür.
Yolculuk, seni menzilden menzile sürükler; özgürlük, seni kendi dar
sınırlarından kurtarır. Ve bu ikisi birleştiğinde, insan aşkta hem yolcu olur
hem de kanatlı bir varlık. Aşk, yolculuğun kendisi ve özgürlüğün nefesidir.”
Soran (Ben): “Mehmet bey, aşk âlemlerin Rabbine varış mıdır
acaba?”
Kul Mehmet (cevaplayan): “Aşk, insana verilen en büyük
sırdır. Görünüşte bir insana, bir güzelliğe, bir sese yönelir; ama özünde o
yöneliş, bütün yönelişlerin kaynağına, Rabbine doğru bir akıştır. Âlemlerin Rabbine
varış, aşkın en derin menzilidir. Çünkü aşk, insanı kendi benliğinden çıkarır,
nefsin dar kafesini kırar, kalbi sonsuzluğa açar. Aşkı yalnızca dünyevî bir
tutku sanan, onun hakikatini eksik görür. Oysa aşk, bir köprü gibidir: bir
ucunda fani olan vardır, diğer ucunda baki olan. İnsan bu köprüden geçerken hem
çılgınlık yaşar hem de hikmet bulur. Çılgınlığın ateşiyle yanar, hikmetin suyu
ile serinler. Ve sonunda anlar ki, bütün sevgiler, bütün özlemler, bütün
yanışlar aslında Rabbine varışın işaretleridir.
O yüzden derim ki: aşk, âlemlerin Rabbine varışın yoludur.
Her sevda, her özlem, her yanış, insana o büyük menzili hatırlatır. İnsan aşkla
hem kendini kaybeder hem de hakikati bulur. Aşk, yolcunun ayağıdır; Rabbine
varış, yolcunun menzilidir.” İsterseniz söyleşiyi bir sonraki soruyla daha da
derinleştirelim. Mesela: “Aşk insanı olgunlaştırır mı?” ya da “Aşk bir imtihan
mıdır?” diye soralım mı?
Soran (Ben): “Mehmet bey, aşk bir imtihan mıdır?”
Kul Mehmet (cevaplayan): “Aşk, evet, bir imtihandır. Ama bu
imtihan, kâğıt üzerinde sorularla değil, kalbin derinliklerinde açılan
yaralarla yapılır. İmtihan, insanın sabrını ölçer, özlemini sınar,
fedakârlığını tartar. Aşk, insana ‘ne kadar dayanabilirsin, ne kadar
sevebilirsin, ne kadar vazgeçebilirsin?’ diye sorar. Bu imtihanın soruları
kolay değildir. Bazen ayrılıkla gelir, bazen kavuşma özlemiyle, bazen de
sevgiyi taşımanın ağır yüküyle. Ama her cevap, insanı olgunlaştırır. Çünkü
aşkın imtihanı, insanı kendi nefsinden çıkarıp hakikate yaklaştırır.
Aşkı yaşayan bilir ki, imtihanın sonunda kazanan ya da
kaybeden yoktur. Asıl kazanç, kalbin genişlemesidir. İmtihan, insanı kırar ama
aynı anda yeniden yapar. O yüzden aşk, bir imtihan olduğu kadar bir terbiye,
bir yolculuk, bir arınmadır. Derim ki: aşkın imtihanından geçen, kendini bulur.
Çünkü aşk, insanı sınar, ama sonunda ona kendi hakikatini armağan eder.” Ben: Ocakta
çay demlendi, buyurun azıcık ara verelim. Çaylar benden, haberiniz olsun. Bu
söyleşi bir yolculuksa, yolun ortasında bir mola da gerekir. Çayın buharı,
kelimelerin sıcaklığına karışsın; gönüllerimiz dinlensin, sözlerimiz yeniden
canlansın. Çünkü her yolculuk, bir nefeslik durakla güzelleşir. Çay, dostluğun
dili, sohbetin bahanesi, kalbin ferahıdır. Gelin, bir yudum çayla içimizi
serinletelim, sonra aşkın menzillerine yeniden devam edelim.” Vesselam.
Mehmet Aluç
*Aşk bir çılgınlık mıdır sözü değerli hanımefendi yazarımız “Eda Bildek” hanımefendiye aittir onun yazısında alıntılayarak başladım yazmaya.
- Yorumlar 2
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.