Soyut bir karardı belki de kader
tıpkı bizlerin o ulvi aklından geçenler gibi ve yaşadıkça somut hale dönüşen
fıtrat.
Bir isyanı b/astırma gayreti
içerisinde s/alınıyorum bir ileri bir geri.
Haksızlığa mahal veren…
Düşünce özgürlüğümü kısıtlayan sözcüklerimi
cendereye sokan.
S/avunduğum ne varsa çürütme gayreti
içerisindeler.
Kınandığım günleri dahi mumla
arıyorum ve eriyen mumun damlasında yaşlarım önce ısınıyor sonra eriyor.
Mum gibi.
Belki de kum gibi.
Müzik dinlemeyi çok seven ben kendimi
bundan bile mahrum bırakmışken son yıllardır ne de olsa ağlayan canı yanan bir
damlacık kalan anneme bunu yapma hakkım nasıl olabilirdi?
Damlayan kanım beyaz.
Alnım gibi.
Ruhum beyaz.
Ve her nasılsa sütten çıkmış ak kaşık
herkes.
Herkes olmayı reddettiğim ve bana
beyan edilenler.
Kararlar.
Kurallar.
Kural dışı olansa hislerim müdahil
olmak istediğim her karede foto montaj ile sadece bir noktaya dönüştüğüm…
Zaten hayatımı mahveden hep bu
noktalar olmadı mı?
Bir de koymadığım noktalar avize gibi
tepemde bekleyen bodoslama tepeme düşmeye an kala.
Hangi an?
Hangi anı?
An mıyım yoksa bir anı mı?
Ne fark eder ki beni anan birileri
olmadıktan sonra arkamda?
O nokta: o saftirik nokta.
Beyaz.
Ya da siyah.
Ama rengi yok bu iki rengin dışında.
Çalınmış hayatımın ve çalınmış
hayallerimin de artık bir ederi ya da önemi yok.
Aldığım darbenin beni öldürmesini
dilerdim.
Ama bana vurulan darbenin kim
tarafından yapıldığından ziyade asla ölümünü dilemiyorum ve dillendiriyorum ama
sadece içimden ve o günü dört gözle bekliyorum.
Ailesinin göz nuru iken bir yas’ a
dönüştüğüm artık hangi yasa böyle buyurdu ise…
Yazarın
Önceki Yazısı