Bir müjde dökülüyor sokakların çehresine.
Bir taze nefes olup içiyorsun yeni dünyayı.
Bir gül tazeliğinde selamlanmak üzeresin;
Kalbine binlerce şafak dokunuyor ışığın değdiği yerde.
Bir yeni bakış olup çerçeveliyorsun kaldırımları,
gürültüleri bile.
Nazarıyla bütün sabahları müjde eyleyen güneşin,
Dünyaya değen ışıltısı dışarıda bekliyor şimdi.
Göğün ve yerin nuruna elçilik eden o aydınlık,
O kızıl tebessüm;
Hep yeniden,
hep yeniden doğduğu an öpüyor alnını şimdi.
Sana senden de yakın,
Seni sevmenden de önce sevenin
Sonsuz ve sessiz yakınlığı değiyor tenine.
Bin telaşın yamaçlarında savruluyor saçların.
Koşturmaların ortasında,
serin bir rüzgârı özlercesine kıvranıyor kalbin.
Vaktin zirvesinde uykuların en talihsizi yapışıyor yakana.
Yoğun işlerin, gereksiz önceliklerin,
ertelenmiş düşlerin sonrasında;
Yakınlıkların en güzelini özlüyor,
sılasına uçmak istiyor ruhun.
Bin heyecanla koştuğun,
sınırsız umutla sığındığın
O kapının eşiğindesin şimdi.
Varlığıyla sağır duvarları yıkan,
bakışıyla küskünlükleri deviren,
Duruşuyla çölleri eriten şavkın durduğu yerde
bekleniyorsun şimdi.
Ana şefkatinden öte bir şefkatle üzerine titreyen,
Kederlerinin hepsini kalbinden silip süpüren...
Korkularının sessizliğiyle gölgelerin uzuyor,
hatıraların soluyor;
Güzlerin hepsi alnında birikiyor.
Eriyor vakit, kayıp gidiyor avuçlarından bile.
Takatin çekiliyor dünyanın kıyılarından.
Ayaklarını sıkı sıkıya bastığın toprak,
Seni de çekiyor isimsiz kalmış,
unutulmuş taşların altına.
Beli bükülüyor mutlulukların;
Sesi kısılıyor hesapsız sevinçlerin,
dudağı kuruyor sahte ümitlerin...
Elinden kanatlanıyor ümit kuşları.
Vakti, sonsuzluğun ufuklarına akıtıyorsun.
Gözlerinden uçuyor hüznün baygın kelebekleri.
Dünyayı ebediyetin tarlası eyleyip,
Terk edilmiş tohumları uyandırıyorsun bir bir;
Geçiyor sevinçli maviler göklerden.
Yüzünü sonsuz aynalara hazırlayan,
Sözünü sonsuz mutlulukların vadisine akıtan,
Gözünü bitmez huzurların pencere önüne taşıyan sensin;
Alaca vakitlerin hoyratça tırmaladığı loş kentlerde bir yalnızsın.
Yumuşacık yastıkların uykuyu çağırdığı sağır saatlerde bir çaresizsin.
Karanlıkların konuştuğu, hasretlerin kol gezdiği,
özlemlerin boy verdiği,
Durduğun yerde eğil şimdi.
Rükûlarca doğrultasın arzularını,
Secdelerde bulasın yitirdiklerini.
Amansız kuyulara itilmiş bir kimsesizsin.
Elinden tutan yok.
Başını kurtaramıyorsun;
her akşam göğü kana bürüyen,
Yıldızları karanlığa bulayan akşamların
aldırışsız geçişinden.
Geri gelmiyor dün;
bir dahası yok yaşamanın.
Akşamın kızılca kıyametini
bağrında gül kızılı bir dua eyleyen
O müjde duyuluyor, dinle...
Çürüyüp giden vakit,
nefes nefes solan hayatın şükrünü vermeye
çağrılıyorsun seccadeye.
Elinden tutamadıklarını
on parmağınla sonsuzluğa bağla şimdi kıyamda.
Tükeniş rüzgârlarından uzaklaştırmadığın saçlarını
düşür şimdi rükûlara.
Bir türlü aynalarda bakamadığın yüzünü
sonsuzluğa akıt şimdi secdelerde.
Gecenin koynuna yuvarlanmadan önce dünya.
Yakası çözülsün tutkuların, ihtirasların.
Ayağına yıldızlar dolansın alelusul heveslerin.
Gözlerin yeni avuntular arasın.
Bir göz kapağının ardına savrulsun
kimlikler, benlikler, bencillikler.
Eşitlensin âlem saf saf.
Selamların sonunda cennet kapıları aralansın;
O rahmet yağmurunun altında ıslan şimdi.
Yalnızlığını, insanı "alak"tan yaratan Rabbiyle
Ebedî komşuluğa çeviren Kutlu Elçi’nin hicretini adımla şimdi.
Günleri yüzsüzleştiren aydınlıkları terk et,
Kalpleri sahteleştiren bencilliklere sırtını dön,
Varlığı çirkinleştiren cimriliklerden yüz çevir.
Yüzünü çevirdiğin kıblede
vuslat müjdesi bekle.
Bekle ki…
Bedenini yoğurduğun namazla
Kerimlerin en Keremi Rabbinin Sözleri
dokunsun kuruyan dudaklarına.
Aldığın her nefesle yokluğa meydan "oku".
Dönüştür şimdi kalbini,
enaniyet girdabından kurtul.
Eğ şimdi bedenini;
ellerinle, başınla, alnınla...
İn şimdi secdeye...
redfer