Aşk Bazen Bir Perdeyi Aralar

Aygün Perde | Keçiören Ankara | Keçiören Perde | Etlik Perde | Perdeci, Tül  Perde Nasıl Yıkanır?
 
"Aşkınla perdeler, pencereler açtım,
Gördüğüm sen değilsin, varlığımda,
 Onu gördüm yüreğimde,
o'na vardım.
" Mustafa Fazlıoğlu”


Aşk bazen bir perdeyi aralar, bazen bir pencereyi açar.
Görmek istediğimiz yüz değildir belki, ama içimizde yankılanan bir varlık, bir
ses, bir ışık olur. İnsan, kendi yüreğinin derinliklerinde bulur hakikati;
dışarıda aradığı şey aslında içeride saklıdır. Bir gün, odanın karanlığında bir
perdeyi araladım. Dışarıda bahar vardı, kuşlar öterken ben kendi içimde başka
bir baharı duydum. O bahar, bir yüzün değil, bir varlığın baharıydı. İçimdeki
yolculuk beni ona götürdü. Deneme yazmak kolay değildir; çünkü deneme, insanın
kendi içini açmasıdır. Ben de bu satırları yazarken amatör bir yolcuyum. Ne
büyük bir şairim ne de bilge bir yazar. Ama bildiğim şu: aşkın açtığı
pencereden bakınca, gördüğüm şey hep kendimden bir parçadır.
Bir perdeyi aralamak, bazen bir korkuyu yenmektir. Pencereyi
açmak, bazen içeriye ışığı davet etmektir. Ve her ışık, yüreğin derinliklerinde
saklı olanı görünür kılar. İşte o zaman anlarız: aşk, bir yüz değil, bir
varlık; bir isim değil, bir yolculuktur. Belki de deneme dediğimiz şey, amatörce
bir iç döküşten ibarettir. Ama insanca olan da budur: içten, samimi, kırık
dökük ama gerçek. Aşkın açtığı perdelerden bakınca, insan kendi yüreğini görür.
Ve o yürek, her zaman bir varlığa, bir "o"na doğru yürür. Sizinle
paylaşmak istediğim bu satırlar, amatör bir kalemin izleri. Ama belki de en
sahici olanı budur: içten gelen, insanca yazılmış, biraz da kırık dökük bir
deneme.


Aşkın açtığı perdelerden sızan ışık, bazen gözlerimize değil,
kalbimize dokunur. O ışıkla birlikte içimizde saklı duran bir yol görünür:
kırık dökük, taşlı ama insanca bir yol. İşte o yol, bizi kendi içimizdeki
"o"na Hakka götürür. Benim için aşk, bir yüzün hatırlanması değil;
bir varlığın içimde yankılanmasıdır. Pencereyi açtığımda gördüğüm manzara
dışarıdaki bahar değil, içimdeki baharın sesidir. Kuşların ötüşü, yaprakların
hışırtısı, hepsi birer gülüş gibi kalbime dokunur. Ve ben, amatör bir kalemle
bu satırları yazarken, aslında kendi yüreğimin menzillerini kayda geçiriyorum. Her
perde bir menzil, her pencere bir duraktır. İlk menzilde korkularımı
bırakıyorum; ikinci menzilde umutlarımı buluyorum; üçüncü menzilde ise sessiz
bir huzura varıyorum. Bu yolculukta gördüğüm şey sen değilsin belki, ama
seninle açılan bir varlık, bir hakikat.


Aşkın insanca tarafı budur: bizi kendimizden çıkarıp yine
kendimize döndürmesi. Bir yüz değil, bir isim değil; bir varlık, bir nefes, bir
iç yankı. Ve bu yankı, amatörce yazılmış satırlarda bile kendini belli eder.
Çünkü insanca olan, kusurlu ama sahici olandır. Belki bu deneme uzun, belki
dağınık. Ama aşkın açtığı perdeler de böyledir: düzenli değil, ama içten.
Pencerelerden sızan ışık, kalbimizin en karanlık köşesine dokunur. Ve biz, o
ışıkla kendi yolculuğumuza çıkarız. İşte bu yolculuk, bir menzildir aslında.
Her menzil bir perde, her durak bir pencere. Ve sonunda vardığımız yer, kendi
yüreğimizde saklı olan "o". Her menzilde biraz daha derinleşiyor bu
yolculuk. İlk menzilde korkularımı bıraktım, ikinci menzilde umutlarımı buldum.
Şimdi üçüncü menzildeyim: burada sessizlik var, ama o sessizlikte bile bir
yankı duyuluyor. O yankı, kalbin en iç köşesinden gelen bir çağrı. Aşkın açtığı
perdelerden sızan ışık, artık gözlerimi değil, ruhumu aydınlatıyor.
Pencerelerden içeri giren rüzgâr, bana dışarıdaki baharı değil, içimdeki baharı
hatırlatıyor. Her nefeste bir hatıra, her hatırada bir varlık beliriyor. Ve
ben, amatör bir kalemle bu satırları yazarken, aslında kendi içimdeki yolculuğu
kayda geçiriyorum. İnsanca olan budur: kusurlu ama sahici. Bir deneme yazarken
kelimeler bazen tökezler, bazen fazla uzar, bazen dağılır. Ama o dağınıklıkta
bile bir hakikat vardır. Çünkü aşkın yolculuğu da düzenli değildir; inişli
çıkışlıdır, bazen karanlık, bazen ışıklı.


Dördüncü menzilde belki özlem var. Bir yüzü değil, bir
varlığı özlemek. Bir ismi değil, bir nefesi aramak. Ve o özlem, insanı daha da derinlere
çeker. Beşinci menzilde ise teslimiyet var: artık aramayı bırakıp bulduğunu
kabul etmek. Çünkü aşk, bir varlığa vardığında susar. Bu yolculuk, amatörce
yazılmış satırlarda bile kendini belli ediyor. Her menzil bir perde, her durak
bir pencere. Ve sonunda vardığımız yer, kendi yüreğimizde saklı olan
"o"Rahman olan Rabbim, vesselam.
Mehmet Aluç

 
( Aşk Bazen Bir Perdeyi Aralar başlıklı yazı kul mehmet tarafından 12.04.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu