Her bir mısrası aşk ve hikmetle örülmüş,
20 beyitlik Mutavvel Gazel
Vezin: Fâ'ilâtün / Fâ'ilâtün / Fâ'ilâtün / Fâ'ilün
Zerre-i aşkınla yandım, nârı nûr ettim bugün
Kalb-i vîrânı derûnî, bir huzûr ettim bugün
Sırr-ı hikmetten kadehler sundu sâkî ruhuma
Akl-ı hayrânı o meyden, mest ü pür ettim bugün
Bî-vefâ dünyâda buldum, bir hakîkat neş’esi
Gussadan geçtim de cânı, şâd ü mesrûr ettim bugün
Hâk-i pâyinden ayırmam, başımı bir lâhza ben
Varlığım mahv eyleyip de, nefsi dûr ettim bugün
Ney sükût eyler mi bilmem, perde ardında nihân
Lafz-ı bî-pâyânı dilde, pek zuhûr ettim bugün
Zâhidin her dâvası elbet kuru bir gavgadır
Ben gönül şehrinde aşkı, ulu bir sûr ettim bugün
Gözlerimden perde kalktı, her taraf envâr-ı Hak
Âlemin her zerresinden, Hakk’ı menşûr ettim bugün
Gülşen-i tevhîde girdim, bülbülün efganı yok
Nâr-ı hicrânı silip de, kalbi ma’mûr ettim bugün
Gel ne mümkün anlatılmak, bu makâm-ı hayreti
Dilde her bir kelâmı, nûr-ı mestûr ettim bugün
Gördüğüm her suretin ardında tek bir vech var
Kesretin içinde vahdet, sırrı meşhûr ettim bugün
Can mülkünde bir güneş doğdu ki sönmez ebedâ
Zulmet-i evhâmı kalpten, külliyen dûr ettim bugün
Menzile varmak ne hacet, yolculuktur asıl kâr
Aşkın her bir adımında, rûhu mansûr ettim bugün
Gel deryâya dalalım, damla olup kaybolalım
Bahr-ı ummanda bu cânı, nûr-ı billûr ettim bugün
Arş u ferşin fevkindedir, gönlümün her zerresi
Gökleri bir secdegâh-ı, nûr u me’mûr ettim bugün
Şerh-i dil mümkin değildir, kelimeler pek yetîm
Suskunluk dilinden bir, ulu tahrûr ettim bugün
Aşk imiş her nesnenin, hem evveli hem âhiri
Varlığın her safhasını, aşka mecbur ettim bugün
Söndü artık şem’-i dünyâ, kalmadı bir gölge-hâl
Şems-i Hakk’ın nûruyla, cânı mesrûr ettim bugün
Ey gönül, yaz bu sırrı, defter-i aşkın dolsun
Hâk olup aşkın yolunda, nefsi makhûr ettim bugün
Son nefes vuslat demiyken, ey kalem susma yaz
Aşk-ı bâkî dille değil, kalple tahrûr ettim bugün
Ey gönül, sâdık kal bu ahde, vuslat yakındır
Nefsi aşkın deryâsında, mahv u mağfûr ettim bugün
redferi
Türkçe açıklaması:
1. Senin aşkının zerresiyle yanıp tutuştum ve o ateşi bir nura dönüştürdüm; yıkılmış, harap olmuş gönlümü bugün manevi bir huzura erdirdim.
2. Saki (ilahi aşkı sunan), ruhuma hikmet sırlarıyla dolu kadeh sundu; hayret içindeki aklımı o manevi şarapla sarhoş ve dopdolu kıldım.
3. Bu vefasız dünyada hakikatin gerçek sevincini buldum; bütün kederleri bir kenara bırakıp ruhumu mutlulukla doldurdum.
4. Senin ayak bastığın topraktan başımı bir an bile ayırmam; kendi varlığımı (benliğimi) yok ederek nefsi kendimden uzaklaştırdım.
5. Perde ardında gizlenen ney, hiç susar mı? O sonsuz ve uçsuz bucaksız sözü bugün dilimde belirgin kıldım.
6. Şekilci dindarların (zahitlerin) bütün davası sadece boş bir kavgadır; ben ise gönül şehrinde aşkı, sarsılmaz ulu bir kale suru yaptım.
7. Gözlerimdeki dünya perdesi kalktı, her taraf Hakk'ın nurlarıyla doldu; kainatın her bir zerresinden Hakk'ın varlığını bir ferman gibi yaydım.
8. Birlik bahçesine (tevhid gülşenine) girdim, orada artık ayrılık acısıyla ağlayan bülbülün sesi yok; ayrılık ateşini silip gönlümü imar ettim.
9. Bu hayret makamını anlatmak ne mümkün! Dile gelen her kelimeyi bugün gizli bir nur haline getirdim.
10. Gördüğüm her suretin (görüntünün) ardında tek bir Yüz (Cemâlullah) var; çokluğun içinde birliği (vahdeti) bulup bu sırrı bugün herkesçe bilinir kıldım.
11. Ruh ülkemde öyle bir güneş doğdu ki artık ebediyen sönmez; kalpteki bütün kuruntuların karanlığını tamamen uzaklaştırdım.
12. Hedefe varmak şart değil, asıl kazanç bu yolun kendisidir; aşk yolunda attığım her adımda ruhumu zafere ulaştırdım.
13. Gel, o ilahi denize dalıp damla gibi yok olalım; bu canı o büyük okyanusta billur bir nura dönüştürdüm.
14. Gönlümün her zerresi artık yerin ve göğün de üzerindedir; gökyüzünü nurla dolu büyük bir secde yeri haline getirdim.
15. Gönlün halini açıklamak imkansızdır, kelimeler bu mananın yanında yetim kalır; ben bugün suskunluk dilinden ulu bir yazı yazdım.
16. Her nesnenin hem başlangıcı hem de sonu aşk imiş; varlığın her evresini bugün aşka mecbur kıldım.
17. Dünyanın geçici mum ışığı söndü, gölgelerden eser kalmadı; Hakk'ın güneşinin nuruyla ruhumu sevindirdim.
18. Ey gönül, yaz bu sırrı, defter-i aşkın dolsun Hâk olup aşkın yolunda, nefsi makhûr ettim bugün
19. Son nefes vuslat demiyken, ey kalem susma yaz Aşk-ı bâkî dille değil, kalple tahrûr ettim bugün
20. Ey gönlüm! Verdiğin söze (elest bezmindeki o ezeli ahde) sadık kal; çünkü asıl sevgiliye kavuşma zamanı artık yaklaştı. Ben bugün nefsimi aşk denizinin içinde yok ettim ve böylece bağışlanmış (affedilmiş) bir hale geldim.