Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Sohbet Online Üyeler
(0 oy)

Nûh (Aleyhisselâm)'ın Hayatı (Kıssası) Devamı 2


NÛH  (ALEYHİSSELÂM)'IN  HAYATI (KISSASI) DEVAMI 2


Mukaddime: 

Rahmân ve Rahîm olan Allâh’u Teâlâ’nın Adıyla…

Hamd, Allâh’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidâyete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki, Allâh’tan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed aleyhisselâm O’nun kulu ve Rasûlü’dür…

Bundan sonra:

Nuh (aleyhisselâm) Kaç Yıl Yaşadı?:

Kur’an’da  Nuh (aleyhisselâm)' ın yaşıyla ilgili olarak şu bilgi yer almaktadır: 

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحاً اِلٰى قَوْمِهٖ فَلَبِثَ فٖيهِمْ اَلْفَ سَنَةٍ اِلَّا خَمْسٖينَ عَاماًؕ فَاَخَذَهُمُ الطُّوفَانُ وَهُمْ ظَالِمُونَ 

"Andolsun, biz, Nûh’u kendi kavmine peygamber olarak gönderdik. O da dokuz yüz elli yıl onların arasında kaldı. Neticede onlar zulümlerini sürdürürlerken tûfan kendilerini yakalayıverdi."

(Ankebût: 29/14)

 فَاَنْجَيْنَاهُ وَاَصْحَابَ السَّفٖينَةِ وَجَعَلْنَاهَٓا اٰيَةً لِلْعَالَمٖينَ 

"Biz de onu (Nûh’u) ve gemide bulunanları kurtardık ve bunu âlemlere bir ibret kıldık."

(Ankebût: 29/15)

Bu âyetten anlaşıldığına göre  Nuh (aleyhisselam)' ın 950 yıl kavmiyle birlikte yaşamış ancak bu sürenin onun bütün ömrünü veya Peygamberlik süresinin tamamını mı yoksa tufana kadar olan safhasını mı içine aldığına işaret edilmemiştir.

Kur’an’da verilen bu rakamı  Nuh (aleyhisselâm)' ın bütün ömrü olarak kabul edenlerin rivayet ettiğine  göre 40 yaşında Peygamber olmuş, 890 yaşında iken tufan gerçekleşmiş, tufandan sonra 60 yıl daha yaşamıştır. Bu süreyi sadece tufan öncesi Peygamberlik müddeti olarak düşünenlerin rivayet ettiğine  göre ise,  Nuh (aleyhisselâm)' ın yaşı bundan çok daha fazladır. Bir rivayete göre Peygamberler içinde en uzun ömürlüsü Nuh (aleyhisselâm)' dır; kendisine 350 yaşında vahiy gelmiş, 950 yıl kavmini davetle geçirmiş, dolayısıyla 1300 yıl yaşamıştır.

(Fîrûzâbâdî, Beṣâʾiru ẕevi’t-temyîz, VI, 26-30.) 

Nuh (aleyhisselâm)' ın kabrinin nerede olduğu bilinmemekte, çeşitli yerlerde ona nisbet edilen makam ve kabirler bulunmaktadır. Bir rivayete göre kabri Mekke’de Mescid-i Harâm’da, Mültezem ile Makām-ı İbrâhim arasında, diğer rivayetlere göre ise Kerek, Cizre veya Necef’tedir.

Nûh (aleyhisselâm) Kavminin Özellikleri:

İnsanlar zamanla çoğalıp büyük topluluklara dönüştüler. İlâhî nizamdan uzaklaşarak aralarında zulme dayalı bir düzen kurdular. Toplumlarını buna göre yönetmeye başlayıp arzu ve isteklerinin gereğini yaptılar. İnsanların bu duruma karşı çıkmalarını önlemek için de bir takım kurallar koydular. Bu kurallar, Allah’ın emirleri dışında ve tamamen şeytanın vesveselerinden kaynaklanan kendi hevâ ve heveslerinin ürünüydü. İşte bunlar, bütün peygamberlerin insanları kendilerinden sakındırdığı tâğûtların

(Bkz: Nahl Sûresi 16/36)

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ وَلَقَدْ بَعَثْنَا ف۪ي كُلِّ اُمَّةٍ رَسُولًا اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ وَاجْتَنِبُوا الطَّاغُوتَۚ فَمِنْهُمْ مَنْ هَدَى اللّٰهُ وَمِنْهُمْ مَنْ حَقَّتْ عَلَيْهِ الضَّلَالَةُۜ فَس۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّب۪ينَ

"‎Andolsun ki biz her ümmet arasında “Allah’a ibadet/kulluk edin ve tağuttan kaçının.” diye (tebliğ etmesi için) resûl göndermişizdir. Allah içlerinden kimisine hidayet bahşetti, kimisine ise sapıklık hak oldu. Yeryüzünde gezip dolaşın ve yalanlayanların akıbetinin nasıl olduğuna bir bakın."

‎(Nahl:  16/36) 

hükümleriydi. Bu tür keyfi uygulamalarla insanların inançları bozuldu, güvenleri sarsıldı. Bu sapmalar, zamanla onları azgınlaştırırken aynı şekilde zalimleştirdi. Görüşlerini ve uygulamalarını halkın itirazsız kabul etmesi için gözle görülen, elle tutulan dayanaklar aradılar. Putperestlik ve putlar etrafında oluşturulan dinî ve rûhânî ortam, zalimlerin tâğûtî düzenlerini sürdürebilmek için halkı uyuşturup oyaladıkları etkili bir araç olarak ortaya atıldı. Putperestliğin, başlangıçta iyi niyetle! salih kişilerin resim ve heykellerini yapma şeklinde tezahürü sonucu değiştirmedi. Çünkü güzel niyetler ancak güzel eylemlerle desteklenirse güzel neticeler verirdi.

Nûh (aleyhisselâm), gözlerini putperest bir kavmin içinde açmıştı. Onlar özellikle, isimleri Kur’ân-ı Kerim’de zikredilen putları Allah’a ortak koşuyorlardı. Aslında bunlar önceden yaşamış bazı salih kulların isimleriydi. Bu konuda İmam Buhârî (rahimehullah), İbn Abbas (radıyallahu anh)’ dan şu rivayeti nakleder:

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ وَقَالُوا لَا تَذَرُنَّ اٰلِهَتَكُمْ وَلَا تَذَرُنَّ وَدًّا وَلَا سُوَاعًاۙ وَلَا يَغُوثَ وَيَعُوقَ وَنَسْرًاۚ

‎“Ve dediler ki: ‘Sakın ha ilahlarınızı bırakmayın. Ved, Suva, Yeğus, Yauk ve Nesr’i de bırakmayın.’ ”

(Nûh:  71/23)

ayet-i kerimesinde geçen bu isimler, esasen Nûh (aleyhisselâm) kavminden bazı salih kimselerin isimleridir. Bu iyi kimseler vefat ettikleri zaman şeytan, şehrin ileri gelenlerine: 
"Bunların adlarına, hayatlarında otura geldikleri mevkilerde birtakım heykeller dikin ve onlara bu salih kişilerin isimlerini verin’ 
diye vesvese vermiştir. Onlar da heykelleri dikmişler ve bunlara o iyi kimselerin adlarını vermişlerdir. Bu heykellere ilk zamanlarda ibadet edilmemiştir. Nihayet bunları dikmiş olan nesiller vefat ettikleri ve bunlarla ilgili bilgiler unutulduğu zaman, cehalet eseri olarak yeni nesiller bu heykellere tapmaya başlamıştır.”

(Buhârî, Tefsir 329. Bâb 71. Sûrenin tefsiri)

Putperestliğin başlangıcının iyi niyete! dayandığını görüyoruz. Ne var ki, çoğu zaman cehenneme götüren yollar iyi niyet taşlarıyla örülüdür. Nûh (aleyhisselâm)'ın kavminde,  insanlara örnek konumdaki salih kişiler ölünce, onları hatırlama ve böylece istikameti kaybetmeme düşüncesiyle heykelleri yapılmıştır. Başlangıçta sadece bir güzel hatıra olarak bakılan bu heykellere zamanla doğaüstü güçler atfedilmeye, önlerinde saygı duruşunda bulunulmaya, dua ve secde edilmeye başlanmıştır. Putları Allah’a ortak koşmanın arka planında, hedefinden sapan bu yöneliş vardır. İşte Nûh aleyhisselâm bu tehlikeli yönelişe ve ardındaki tâğût'î düzene karşı büyük bir mücadele başlatmıştır.

Nûh (aleyhisselâm)' ın kavminin bir diğer özelliği de zalim olmalarıydı. Kur'ân-ı Kerim’de: 

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ وَقَوْمَ نُوحٍ مِنْ قَبْلُۜ اِنَّهُمْ كَانُوا هُمْ اَظْلَمَ وَاَطْغٰىۜ

"‎Daha önce (var olan) Nûh Kavmi’ni de… Çünkü onlar en zalim ve en azgın olanıydılar."

(Necm:  53/52)

buyrulmuştur. Azgının bir anlamı da “yoldan çıkmış, çıkarken de çirkin işlere bulaşmış, alenen pislik işleyen; yani fâsık” demektir. Ayet-i kerime’de, 

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ وَقَوْمَ نُوحٍ مِنْ قَبْلُۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا فَاسِق۪ينَ۟

"‎Bundan önce Nûh Kavmi’ni de (helak etmiştik). Hiç şüphesiz onlar, fasık bir kavimdiler."

(Zâriyât:  51/46)

Nûh (aleyhisselâm)' ın kavmi, 

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ وَنَصَرْنَاهُ مِنَ الْقَوْمِ الَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَاۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمَ سَوْءٍ فَاَغْرَقْنَاهُمْ اَجْمَع۪ينَ

"‎Ayetlerimizi yalanlayan topluluğa karşı ona yardım etmiştik. Onlar kötü bir kavimdi ve onların tamamını (tufanda) boğduk."

(Enbiyâ:  21/77)

tanımına tıpa tıp uyan bir milletti. Onlar, kendilerine kötülük yaptıkları gibi halklarına da kötü davranıyorlardı. Kendi kötülüklerini kavimlerine bulaştırdıkları gibi yeni doğan çocuklarını da kötü bir şekilde yetiştiriyorlardı.

İnanca ve ahlaka aykırı bu önemli sapmaların kaynağı putlara aşırı ilgi gösterip, yaratılış amaçlarının dışına çıkmaları, arzu ve isteklerinin esiri olmalarıydı. Yürekleri Allah’tan başkasına yönelmiş, sevilmemesi gereken şeytanı çok sevmişlerdi. Onların kalbi de, vicdanları da kapkaraydı: 

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ فَكَذَّبُوهُ فَاَنْجَيْنَاهُ وَالَّذ۪ينَ مَعَهُ فِي الْفُلْكِ وَاَغْرَقْنَا الَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَاۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا عَم۪ينَ۟

"‎Onu yalanladılar. Biz de onu ve gemide onunla beraber olanları kurtardık. Ayetlerimizi yalanlayanları ise boğduk. (Çünkü) onlar (hakikatleri görmeyen) kör bir kavimdi.

(Arâf:  7/64)

Kalbin kirlenmesi ve vicdanların körelmesinin tek nedeni vardır. Bu da, Allah’ı en güzel şekilde sevip, O'nun zikri ile mutmain (huzurlu ve mutlu) olması gereken kalbin, Rabbinden yüz çevirip başka şeylerde mutluluk aramasıdır. Nûh (aleyhisselâm), kavmini bu zifiri karanlıktan  vahyin ışığıyla aydınlığa çıkarmak istiyordu. Karanlıklara bir nur olarak Nûh (aleyhisselâm) doğuyordu. Kavminin unuttuklarını onlara hatırlatıyor, onları Rabbine davet ediyordu.

İlk Putperestlik Ne Zaman ve Nasıl Başladı?:

Rivayete göre insanlar  Nuh  (aleyhisselâm)' a kadar tevhid inancıyla yaşamış, putperestlik ilk defa Nuh (aleyhisselâm)' ın kavmiyle ortaya çıkmıştır. Kur’ân-ı Kerîm’de, 

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ وَقَالُوا لَا تَذَرُنَّ اٰلِهَتَكُمْ وَلَا تَذَرُنَّ وَدًّا وَلَا سُوَاعًاۙ وَلَا يَغُوثَ وَيَعُوقَ وَنَسْرًاۚ

‎“Ve dediler ki: ‘Sakın ha ilahlarınızı bırakmayın. Ved, Suva, Yeğus, Yauk ve Nesr’i de bırakmayın.’ ”

‎(Nûh:  71/ 23) 

meâlindeki âyette, Nuh (aleyhisselâm)' ın kavminin taptığı putlardan bahsedilmektedir.

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

وَقَالُوا لَا تَذَرُنَّ اٰلِهَتَكُمْ وَلَا تَذَرُنَّ وَداًّ وَلَا سُوَاعاًۙ وَلَا يَغُوثَ وَيَعُوقَ وَنَسْراًۚ 

“Şöyle dediler: ‘Sakın ilâhlarınızı bırakmayın. Hele hele Vedd’i, Süvâ’ı, Yeğûs’u, Ye’ûk’u ve Nesr’i hiç bırakmayın.’”

(Nûh: 71/23)

Nuh (aleyhisselâm)  kavmini putperestlikten uzaklaştırıp tevhid inancına döndürmek için gönderilmiştir. Kur’ân-ı Kerîm’de Nuh (aleyhisselâm)' ın  Allah tarafından seçildiği 

(Âl-i İmrân:  3/33);

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

اِنَّ اللّٰهَ اصْطَفٰٓى اٰدَمَ وَنُوحاً وَاٰلَ اِبْرٰهٖيمَ وَاٰلَ عِمْرٰنَ عَلَى الْعَالَمٖينَۙ 
 
"Şüphesiz Allah, Âdem’i, Nûh’u, İbrahim ailesini (soyunu) ve İmran ailesini (soyunu) birbirinden gelmiş birer nesil olarak seçip âlemlere üstün kıldı."

(Âl-i İmrân 3/33)

kendisine vahyedildiği (Nisâ: 4/163); 

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

اِنَّٓا اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ كَمَٓا اَوْحَيْنَٓا اِلٰى نُوحٍ وَالنَّبِيّٖنَ مِنْ بَعْدِهٖۚ وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰٓى اِبْرٰهٖيمَ وَاِسْمٰعٖيلَ وَاِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ وَالْاَسْبَاطِ وَعٖيسٰى وَاَيُّوبَ وَيُونُسَ وَهٰرُونَ وَسُلَيْمٰنَۚ وَاٰتَيْنَا دَاوُدَ زَبُوراًۚ 

"Biz, Nûh’a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a, torunlarına, İsa’ya, Eyyüb’e, Yûnus’a, Hârûn’a ve Süleyman’a da vahyetmiştik. Davûd’a da Zebûr vermiştik.

(Nisâ: 4/163)

kavmine Peygamber olarak gönderildiği (Nuh 71/1);

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

اِنَّٓا اَرْسَلْنَا نُوحاً اِلٰى قَوْمِهٖٓ اَنْ اَنْذِرْ قَوْمَكَ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَأْتِيَهُمْ عَذَابٌ اَلٖيمٌ 

"Şüphesiz biz Nûh’u, kavmine, “Kendilerine elem dolu bir azap gelmeden önce kavmini uyar” diye peygamber olarak gönderdik."

(Nûh:  71/1)

950 yıl kavminin arasında kaldığı (Ankebût 29/14);

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحاً اِلٰى قَوْمِهٖ فَلَبِثَ فٖيهِمْ اَلْفَ سَنَةٍ اِلَّا خَمْسٖينَ عَاماًؕ فَاَخَذَهُمُ الطُّوفَانُ وَهُمْ ظَالِمُونَ 

"Andolsun, biz, Nûh’u kendi kavmine peygamber olarak gönderdik. O da dokuz yüz elli yıl onların arasında kaldı. Neticede onlar zulümlerini sürdürürlerken tûfan kendilerini yakalayıverdi."

(Ankebût:  29/14)

ve kavmini Allah’a kulluğa davet ettiği (Yûnus 10/71); 

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَاَ نُوحٍۘ اِذْ قَالَ لِقَوْمِهٖ يَا قَوْمِ اِنْ كَانَ كَبُرَ عَلَيْكُمْ مَقَامٖي وَتَذْكٖيرٖي بِاٰيَاتِ اللّٰهِ فَعَلَى اللّٰهِ تَوَكَّلْتُ فَاَجْمِعُٓوا اَمْرَكُمْ وَشُرَكَٓاءَكُمْ ثُمَّ لَا يَكُنْ اَمْرُكُمْ عَلَيْكُمْ غُمَّةً ثُمَّ اقْضُٓوا اِلَيَّ وَلَا تُنْظِرُونِ 

"Nûh’un haberini onlara oku. Hani o, bir vakit kavmine şöyle demişti: “Ey kavmim! Eğer benim konumum ve Allah’ın âyetleriyle öğüt vermem size ağır geliyorsa, (biliniz ki) ben sadece Allah’a dayanıp güvenmişim. Artık siz de (bana) ne yapacağınızı ortaklarınızla beraber kararlaştırın ki, işiniz size dert olmasın! Bundan sonra bana hükmünüzü uygulayın; bana mühlet de vermeyin!"

(Yûnus:  10/71)

(Hûd 11/25-26); 

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحاً اِلٰى قَوْمِهٖؗ اِنّٖي لَكُمْ نَذٖيرٌ مُبٖينٌۙ 

اَنْ لَا تَعْبُدُٓوا اِلَّا اللّٰهَؕ اِنّٖٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ اَلٖيمٍ 

"Andolsun, biz Nûh’u kavmine peygamber olarak gönderdik. Onlara şöyle dedi: “Ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım. Allah’tan başkasına ibadet ve kulluk etmeyin. Doğrusu ben sizin adınıza elem dolu bir günün azabından korkuyorum.”

(Hûd:  11/25-26)

(Şuarâ: 26/106-110) 

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ اِذْ قَالَ لَهُمْ اَخُوهُمْ نُوحٌ اَلَا تَتَّقُونَۚ

"‎Hani kardeşleri Nûh, kendilerine, “(Allah’tan) korkup sakınmaz mısınız?” demişti.

‎(Şuarâ: 26/106) 

‎ اِنّ۪ي لَكُمْ رَسُولٌ اَم۪ينٌۙ

‎“Şüphesiz ki ben, sizin için güvenilir bir resûlüm.”

‎(Şuarâ:  26/107) 

‎ فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۚ

‎“(O hâlde) Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin.”

‎(Şuarâ:  26/ 108) 

‎ وَمَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍۚ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلٰى رَبِّ الْعَالَم۪ينَۚ

‎“Sizden (davetim karşılığında) bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, âlemlerin Rabbi olan (Allah’)a aittir.”

‎(Şuarâ:  26/109) 

‎ فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۜ

‎“Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin.”

‎(Şuarâ: 26/ 110) 

bildirmektedir.

Nûh Aleyhisselâmın Daveti:

Yeryüzünde gücü, kuvveti ve mal varlığıyla kendisini bir şey zanneden insanlar, öncelikle Rablerinden uzaklaşmış, doğruya düşman kesilmişlerdi. Onları bu çirkinliklerinden kurtaracak ve kötülüklerine engel olacak kimse de yoktu.

(]İbn Sa’d, Tabakât, I, 40)

Bu azgın topluluğu uyarma sorumluluğu Nûh (aleyhisselâm)' a verildi. Rabbinden aldığı vahiyle tebliğde bulunan Nûh (aleyhisselâm), putlara tapan ve Allah’a şirk koşan kavmini tevhide çağırdı ve onlara şöyle dedi: 

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ وَاتَّقُوهُ وَاَط۪يعُونِۙ

‎“Allah’a ibadet edin, O’ndan korkup sakının ve bana itaat edin.”

‎(Nûh:  71/3) 

‎ يَغْفِرْ لَكُمْ مِنْ ذُنُوبِكُمْ وَيُؤَخِّرْكُمْ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّىۜ اِنَّ اَجَلَ اللّٰهِ اِذَا جَٓاءَ لَا يُؤَخَّرُۢ لَوْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ

“(Buna karşılık) günahlarınızı bağışlasın ve sizi belirlenmiş bir süreye kadar ertelesin. Şüphesiz ki Allah’ın eceli, (size) geldiğinde ertelenmez. Keşke bilmiş olsaydınız.”

‎(Nûh:  71/4) 

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ اَنْ لَا تَعْبُدُٓوا اِلَّا اللّٰهَۜ اِنّ۪ٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ اَل۪يمٍ

‎“Allah’tan başkasına kulluk etmeyin. Şüphesiz ki ben, sizin için can yakıcı bir günün azabından korkuyorum.”

‎(Hûd:  11/26) 

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ وَمَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍۚ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلٰى رَبِّ الْعَالَم۪ينَۚ

“Sizden (davetim karşılığında) bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, âlemlerin Rabbi olan (Allah’)a aittir.”

‎(Şuarâ:  26/109) 

Nûh (aleyhisselâm), bu davetini yaparken risalet vazifesini hayatının en önemli sorumluluğu olarak kabul etmiş ve onu yerine getirmek için tüm gayretini göstermiştir. Onun bu yolda sabrı, azmi ve davet metodu Sevgili Peygamberimiz Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bize çok güzel bir örnektir. Yüce kitabımızda Nûh (aleyhisselâm)' ın hayatındaki ticari çabaları veya dünyalık olarak elde ettiği malı mülkü zikredilmeyip, bilakis O’nun, kavmi ile olan uzun soluklu mücadelesi ve daveti anlatılmıştır. Bizim de dünyalık kazanımlarımız değil, hak yolda ortaya koyduğumuz gayret ve davet çalışmalarımız Allah katında kabul görecektir. İnşeAllâh.

Azgın ve zalim topluluklara Allah (Azze ve Celle) tarafından mühlet verilir. Onlar bir süreye kadar yaşatılırlar ve insanlar da bunu kendileri için müthiş ve sınırsız bir özgürlük olarak kabul ederler. Bu noktada Allah’ın elçileri bir uyarıcı olarak gelir ve insanları uyarırlar. Korkutur, müjdelerler. Rabbimiz, Nûh (aleyhisselâm)' ın kavmine de birçok fırsat vermiş, hatta bu fırsatlar yüz yıllarca sürmüştür. Şu hakikat çok iyi bilinir ki; Yüce Allah mühlet verir fakat asla ihmal etmez.

Nûh (aleyhisselâm)' ın Açık Daveti:

Nûh (aleyhisselâm), kavmine hakikatleri apaçık tebliğ ettikten sonra kavminin bundan rahatsız olduğunu ve kendisine karşı tehditkâr bir tavır içine girdiğini görünce, Allah’a tevekkülünün kazandırdığı büyük bir özgüvenle, onlara şöyle haykırarak meydan okudu:

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَاَ نُوحٍۢ اِذْ قَالَ لِقَوْمِه۪ يَا قَوْمِ اِنْ كَانَ كَبُرَ عَلَيْكُمْ مَقَام۪ي وَتَذْك۪ير۪ي بِاٰيَاتِ اللّٰهِ فَعَلَى اللّٰهِ تَوَكَّلْتُ فَاَجْمِعُٓوا اَمْرَكُمْ وَشُرَكَٓاءَكُمْ ثُمَّ لَا يَكُنْ اَمْرُكُمْ عَلَيْكُمْ غُمَّةً ثُمَّ اقْضُٓوا اِلَيَّ وَلَا تُنْظِرُونِ

‎"Onlara Nûh’un haberini oku. Hani kavmine demişti ki: “Ey Kavmim! Şayet benim konumum ve Allah’ın ayetleriyle öğüt verişim size ağır geliyorsa ben, Allah’a tevekkül ettim. Siz ve ortaklarınız bir araya gelin ve (benim hakkımdaki) kararınızı verin. (Benimle ilgili yapacaklarınız) size dert olmasın. Sonra da hiç bekletmeden hakkımdaki kararınızı uygulayın/bana göz açtırmayın.”
 
(Yûnus: 10/71)

(Hûd Sûresi 11/34);

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ وَلَا يَنْفَعُكُمْ نُصْح۪ٓي اِنْ اَرَدْتُ اَنْ اَنْصَحَ لَكُمْ اِنْ كَانَ اللّٰهُ يُر۪يدُ اَنْ يُغْوِيَكُمْۜ هُوَ رَبُّكُمْ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَۜ

‎“Şayet Allah sizi saptırmak istemişse, ben size nasihat etmek istesem de nasihatimin size bir faydası olmaz. O, sizin Rabbinizdir ve O’na döndürüleceksiniz.”

‎(Hûd:  11/34) 

Allah’ın (Azze ve Celle)' nin Selâm'ı, Râhmet ve bereketi, Nûh (aleyhisselâm)' ın, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in  ve bütün peygamberlerin üzerine olsun. Allahümme Amin.

Hâtime: 

Hamd âlemlerin rabbi olan Allâh'a mahsustur. Salât ve Selâm yaratılmışların en hayırlısı Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'in, âlinin ve ashabının üzerine olsun.

Yardım ve başarı, izzet ve şeref Allâh'tandır.

O her şeyin en iyisini bilendir.

Muvahhid Kullara Selâm Olsun.

Polat Akyol.

KAYNAK:

KUR'AN VE SAHİH SÜNNET

NOT: YAZININ DEVAMI VAR









Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)
  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Nûh (Aleyhisselâm)'ın Hayatı (Kıssası) Devamı 2

Polat Akyol Polat Akyol