Ey gönlü Rabbine susamış kişi,
Bir nefes dur ve dinle…
Bu dünya bir serap değil midir?
Gözünle gördüğün her şey,
Bir gün elinden kayıp gitmez mi?
Öyleyse bırak şimdi;
Kalbini aç ve hakikatin o sırlı sesine kulak ver.
Ey kalbini Rabbin nazarında tutan kişi!
Kalıbını O’nun huzurunda, niyetini Rabbin rızasıyla birleştir;
Niyetini eylemine, sözünü özüne kat.
Yetimlerin yanında, öksüzlerin gölgesinde dur.
Kendini iyilerin safında gör.
Olduğun kadar görün;
İşte o vakit kutsiyet iner her köşeye.
Mübarekleşir her köy, her şehir;
Senin olur her yer.
Her nazarla gönül telin titreşir.
İnsan niyetine göre yaşar,
Niyetini giyinir sırtına.
Ameliyle değil, niyetiyle tartılır.
Niyet görünmezdir, gösterilemez;
O; olmayı önceleyen, görünmeyi sonraya bırakan bir hâldir.
Ruhun aradığı huzur, kalbin özlem çektiği durulmadır bu.
Öyleyse terk et,
Görüntüne göre değer biçen bütün köşeleri.
Öyleyse çekil,
Niyetini görmeyen kör gözlerin hizasından.
Aklını kalbine indirme hâlidir niyet;
Dokunur dokunmaz sihirleri bozar, büyüleri yutuverir.
Sanırdın ekmek doyurur seni,
Doyuramazmış meğer; lokmalar çaresiz kaldı.
Sanırdın su kandırır seni,
Kandıramazmış meğer; sular dudağına yetişemezmiş.
Sanırdın dostlar giderir açlığını, susuzluğunu;
Onlar da çaresiz şimdi.
Ne etseler boş; kimse kimseye fayda veremiyor.
Elleri kolları bağlandı dostların.
Sanırdın para verince sahip olursun,
Hayır, hiç de öyle değilmiş.
Elinin altındakiler senin değilmiş.
Mutfağına koyduklarının,
Buzdolabında beklettiklerinin sahibi sen değilmişsin.
Sanırdın dudağın senin;
Dilin, damağın, gırtlağın, elin senin...
Bak, aklın kalbine dokununca dağıldı sihir,
Bozuldu bütün büyülü görüntü.
Dudağına izinsiz bir damla su bile değemiyor.
Sen sana ait değilmişsin,
Bedeninin sahibi sen değilmişsin.
Vazgeçtin sahip olmaktan,
Yüz çevirdin eşyadan.
“Benim olsun!” diye koşmamayı öğreniyorsun.
Elinin tersiyle itiverdin doymayı.
“Şöyle durun siz!” cesaretiyle başladın sabaha.
“Olmasanız da olur!” dedin suya, ekmeğe.
Her şeyi O’na bırakmak,
Kendi iradeni O’nun iradesine teslim etmek...
Ekmek O’ndan gelirse gelir,
Su O’ndan akarsa akar.
Sen sadece kul olursun, sahip değil.
Kul olmak; elini çekmektir her şeyden
Ama kalbinle O’na yapışmaktır.
O verir,
O alır;
Sen razı olursun,
Gülerek razı olursun.
Yüzünü çevirdin eşyadan,
Şeffaf bir perde indi aranıza.
İştahın kesildi, hevesin söndü.
Ardından koşmuyorsun artık ekmeğin ve suyun.
İnsanlar senin tenezzül etmediğin şeylerin peşinde koşuyor.
Aslında hüzünlü değilsin; gülüyorsun.
Evet, gülüyorsun işte!
Kıskançlık değil bu;
Acıyorsun eşyanın pençesinden kurtulamayanlara.
Gönüllüce vazgeçtiğin şeylere
Kimilerinin çaresizce yapışmasını gülerek seyrediyorsun.
Kenara çekildiğin için seviniyorsun.
Memnunsun hâlinden.
Başkalarının açlığını çektiği şeylere toksun; müstağnisin.
“Olmasa da olur,” diyebiliyorsun.
Anlıyorsun ki,
Sen dünyanın seyircisisin artık.
“Bu da benim olsun” telaşından sıyrıldın.
Eşsiz, benzersiz, izzetli ve şerefli bir tokluktur yaşadığın…
Kulun, Rabbi’ne tam teslim oluşudur bu.
O’na dayandığın anda,
Hiçbir şeyin sana sahip olamayacağını öğrendin
Ve işte o zaman anlarsın:
Gerçek zenginlik, hiçbir şeye muhtaç olmamaktır.
Gerçek özgürlük, her şeyi O’na emanet etmektir.
Gerçek huzur, “Allah’ım, Sen bana yetersin!” diyebilmektir.
redfer