Ruhî mücerretim; yavanlığı garip aşkım; son bestemin son güftesi... Sevilmeyen kalbimin eteklerine zil çalınan yalnızlık gerçeklerinde, ömrü girdap mukavemeti hüsran sokaklarına pabuçlarımı bıraktım ve sonra yalınayak koştum. Göründüm sanmıştım; bu kez göründüm sanmıştım. Kalbimin temiz yapraklarına elleriyle dokunan sığ direnişlerin, gözümü dolduran hadiselerine bir kuble acı eklenince; "sen" varış terennümüyle bana ait hissedersin, bu kez birinin kalbinde tamam olurum sanmıştım.
Kalbim daldan kırık ruhî mücerretim; ruhuma şifa olamayan kalabalık ve dar sokakların zehirlerini çeşme sularından içerken, el ele gördüğüm yalan ezberlerin koynunda umutlarımı gördüm; çalmışlar.
Temiz sevmek, aşkta kirlenmeyi engelleyemiyor. Ruhî mücerretim; emekli ruhunun geceye düşüncelerle temas ettiği haliyle beni kalbinde demleyip; kof sevdaların arşı zararlarına stokta kalmadıklarını ve senin için bittiklerini söylersin sanmıştım.
Yanılgı sahilinde attığım zarın bana ne düşeş ne dübeş gelemediği, hüzne gebeş olduğu potansiyelime şeker döktüm. Tatlı tatlı, balıklara yem olurlar.
Çok yaralıyım. Ben o kadar yaralıyım ki ruhuma darbe yediğim için bedenimin perdesinde çıplak kalıp; sonbaharlara, ilkbaharlara varıp susuz yalnızlığımı çiziyorum. Midem yanıyor, kalbim yanıyor; ömrümün geri dönüşümü çöp hayal kırıklıklarına giden had bilmeziyim.
Ruhî mücerret; karası bedende acı çeken bir kürek, darası ruhta harap olan bir gerdekte şimdi bu sevda.
Yalnızlık coşkun kimsesizliğe kavuştu, kovuştu, konuştu.
Ben izledim.
Ruhî mücerretim; ateşli baharların ateşi sönen emeklerinden hiçbir hak talep etmiyorum. Yorgunum.
Yanık bir acı sarıyor geceleri; sigaran kadar bile olamadım. Zora çıktı seferlerim...
Dilara AKSOY
Yazarın
Önceki Yazısı