Deli Dumrul Derlerdi Adına
Taştan bir köprü...
Geçenden otuz akçe alan,
Geçmeyeni döve döve kırk akçeye bağlayan
Bir yiğit vardı:
Ünü Şam’a, Rum’a yayıldı
Deli Dumrul derlerdi adına,
Gönlüne dünya dar gelir,
göğü yere indirmek ister,
Kaderin o ince çizgisini
bir sır gibi saklardı göğsünde.
Ve bir sabah
obadan yükselen o feryatla uyandı.
Göçerlerin obasında bir yiğit göçüp gitmişti.
Dumrul, atını sürdü hiddetle:
"Bre cahiller, bu neyin yası?
Benim köprümün dibinde kimdir bu canı alan?"
Dediler ki: "Tanrı’dan buyruk geldi,
Al kanatlı Azrail yiğidimizi kopardı hayattan."
Dumrul, göğe dikti gözlerini, öfkesi kınından taştı:
"Azrail de kim oluyor?
Gözüme görünsün ki vuruşayım,
Gönül birliği hakkı için o canı geri alayım!"
Ulu Tanrı’nın katına ağır geldi bu benlik,
Bu hoyrat meydan okuma...
"Bre budala," dedi Yaradan,
"Birliğimi bilmez, şükre varmazsın."
Buyruk gitti Azrail’e:
"Var git, sarart benzini, hırlat canını o delinin!"
Kırk yiğidiyle meclisteyken Dumrul,
Ne kapı duydu gelişi,
ne nöbetçi gördü geleni.
Görür gözü görmez, tutar eli tutmaz oldu,
Dünya bir anda karanlık bir kuyu...
"Bre heybetli ihtiyar," dedi Dumrul,
"Sen kimsin?
Kemiklerim toz oldu, ağzım buz...
Kazam dokunmadan söyle adını!"
Azrail güldü, sesi buzdan bir rüzgâr:
"Öldüreceğim dediğin o el benim işte!
Canını almaya geldim;
savaşır mısın,
teslim mi olursun?"
Dumrul kılıç çekti,
Azrail güvercin olup uçtu;
Dumrul doğanını saldı,
Azrail dar bacadan kaçtı.
Ama kaçış yoktu kaderin pençesinden,
At ürktü, yer sarsıldı,
Dumrul toprağa düştü.
Göğsüne çöktü Azrail,
hırıltısı yükseldi delinin:
"Aman!" dedi,
"Şaraplıydım, duymadım, bilmedim...
Canımı alma, bağışla yiğitliğime!"
Azrail dedi ki: "Bana değil, O’na yalvar."
Dumrul döndü Yüce’ye:
"Sen ki gönüllerdeysen, gökte arayan cahildir.
Alacaksan canımı sen al, Azrail’e bırakma!"
Hoş geldi bu yakarış Tanrı’ya;
"Bir can getir, kendi canını götür" denildi.
Dumrul koştu babasına: "Baba, canını verir misin?"
Babası dedi ki: "Dünya şirin, can tatlı, anana git."
Anasına vardı: "Ana, canını verir misin?"
Anası dedi ki: "Dokuz ay taşıdım ama can azizdir, veremem."
Umut kesilince, helaline döndü Dumrul.
"Gözün kimi tutarsa ona var," dedi,
"Yetimleri öksüz koyma."
Kadın ağladı, dağlar yandı feryadına:
"Senden sonra kara dağları neyleyim?
Anan baban namertmiş, bir canı senden sakınmışlar.
Gökler tanık olsun,
canım canına kurban olsun!"
Bu sevda, bu teslimiyet titretti arşı.
Dumrul el açtı son kez:
"Ya ikimizi de al, ya ikimizi de bağışla!"
Buyruk indi: "Ananın ve babanın canı alınsın,
Deli Dumrul ile eşine yüz kırk yıl ömür verilsin."
Dedem Korkut geldi sonra,
Boy boyladı, soy soyladı...
"Karlı dağların yıkılmasın Dumrul," dedi.
"Ulu Tanrı seni namerde muhtaç etmesin."
Bir destan kaldı geriye;
Kuru dere üstünde bir köprü,
Ve ölümün karşısında diz çökmeyen
bir aşk hikayesi.
redfer
- Yorumlar 6
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.