Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Sohbet Online Üyeler
(0 oy)

Edebiyat Evi Ve Vasiyet

Edebiyat Evi Ve Vasiyet

EDEBİYAT EVİ VE VASİYET


"İnsan ölmeden önce geride ne bırakmak ister?"


Kimi insan yaşanacak bir bina bırakır varislerine.


Kimi insan kazanan bir şirket.


Kimi insan çok para bırakır banka hesaplarında.


Kimi insan bir soyadı bırakır, lekesiz bir ad.


Ben bu son gruba giriyorum sanırım.


Benim arkamda bıraktığım şeyler büyük ihtimalle hikâyeler ve fikirler olacak.


Ölmeden önce yapılacak son şeyleri planladım; ailemin, çocuklarımın ve dostlarımın kütüphanelerine koyabilecekleri üç kitap...


Bunlardan ilki:


📕 BADAVUT – Arafta Bir Tabut


Benim hayal gücümün, korkularımın, gözlemlerimin, zihnimdeki aksinin ve edebiyatımın izi olan bir roman.


Diğer tarafta:


📗 Söylenmemiş Sözler Biriktirdim


Hayatımın; çocukluğumun, aşklarımın, ayrılıklarımın, bayram sabahlarımın, kırıklıklarımın, yaralarımın, yalnızlıklarımın ve umutlarımın izi olan bir şiir kitabı.


Son çalışmam ise:


📘 Kadim Türk İnancı – Gök Tanrı ve Çocukları / Gök Türkler


Yaşayan kültürlerin, dillerin, örf ve adetlerin, geleneklerin ve törelerin izlerini araştıran; akademik bakış açısının çoğu zaman bakmadığı bir yerden bakmaya çalışan, gördüklerimi ve düşündüklerimi anlatmaya çalışan bir çalışma.


Merakımın, araştırmalarımın, yıllarca farklı coğrafyalarda; Rusya'da, Arabistan'da, Türkmenistan'da, Sibirya'da, Moldova'da ve Türkiye'de farklı kültürlerin içinde yaşayarak biriktirdiğim soruların ve bulabildiğim cevapların iz düşümü...


Açıkçası içimdeki bu istek hep bir hayaldi.


Bugün baktığımda bunların üçü de artık hayal olmaktan çıkmış durumda.


Çünkü:


• Roman yazıldı.


• Şiirler yazıldı.


• Üçüncü kitabın bölümleri oluşmaya başladı.


Henüz tamamlanmadılar.


Ama artık "bir gün yazarım" aşamasında değiller.


Dosyaları var.


Metinleri var.


Başlıkları var.


İskeletleri var.


Bu çok önemli bir eşik.


Bir de şunu söyleyeyim:


Çocuklarım, torunlarım veya benden sonra gelenler benim bütün fikirlerime katılmak zorunda değiller elbette.


Ama hikâyelerimi, aşklarımı, yaşadıklarımı, bu hayat yolculuğunu benim ağzımdan duyma, benim gözlerimden görme şansını yakalayacaklar.


Bir gün rafta bir kitabımı gördüklerinde şunu bilecekler:


"Babamız, dedemiz sadece yaşamamış.


Düşünmüş.


Sormuş.


Hissetmiş.


Yazmış.


Ve geride bir iz bırakmış."


Bence kitapların en büyük değeri budur.


Çünkü bir gün hepimiz gideriz.


Ama rafta duran bir kitabın kapağında:


Yılmaz Tizgöl


yazıyorsa,


ben o odadan tamamen çıkmış olmayacağım.


Ve dürüst olayım...


Bugün geldiğim noktada bu hedef artık hayal gibi görünmüyor.


Önümde hâlâ işler var.


Özellikle üçüncü kitapta belki aylar, belki yıllar sürecek bir çalışma var.


Ama ilk kitabım editörde.


İkinci kitabım büyük ölçüde yazılmış durumda.


Üçüncü kitabımın tohumu filiz verdi.


Bu yüzden ben artık:


"Acaba olur mu?"


sorusunu bıraktım.


"Sıradaki bölümü yazalım."


diyorum.


Ve en önemli motivasyonlarımdan biri de Edebiyat Evi...


Bu ev sözcüğü öyle sıradan, dört duvardan oluşan bir ev değil.


Gerçek bir ev.


Eğer bu evin hane halkından biriyseniz, sabah kalktığınızda ilk işiniz onu görmek, onu duymak, onu okumak olur.


Günaydınlar, selamlaşmalar, iyi dilekler havalarda uçuşur.


Bu eve gelmeden önce sıcak bir aile ortamı görmediyseniz, burada görür, hisseder ve yaşarsınız.


Burada hitap şekillerini, insanları kırmadan konuşmayı, bir esere nasıl bakılıp nasıl yorum yapılması gerektiğini öğrenirsiniz.


O ince ince taşlamaları...


Kibarca laf sokmaları...


Ama en önemlisi büyüklerinizi saymayı, küçüklerinizi sevmeyi öğrenirsiniz.


Belki hemen kabul görmezsiniz.


Belki fikirleriniz ters gelir.


Ama "Biz Edebiyat Evi ailesiyiz" derseniz, ne anlatmaya çalıştığınızı sabırla anlatırsanız, kötü niyet taşımadığınızı gösterirseniz ve olaylara farklı açılardan bakıp farklı şeyler gördüğünüzü anlatmaya devam ederseniz...


Bir gün evin yaramaz çocuğu olarak kabul görürsünüz.


Söyledikleriniz genel kabulün dışında olsa bile...


"Onlar bizim oğlan..." der bağırlarına basıverirler.


Bazen bir beğeni gelir.


Bazen bir tebrik.


Bazen de bir yorum...


Öyle bir yorum gelir ki büyüklerden...


Havalara uçarsınız.


Hemen klavyenin başına geçer yeni yazıların peşine düşersiniz.


Bir Teşekkür


Bu vesileyle Edebiyat Evi'nde yolumun kesiştiği herkese teşekkür etmek istiyorum.


Bazen bir beğeniyle...


Bazen bir eleştiriyle...


Bazen bir tavsiyeyle...


Bazen de sadece sessizce okuyarak...


Bu yolculukta bana eşlik eden herkese...


Çünkü insan bazen bir cümleyle değişir.


Bazen bir yorumla cesaret bulur.


Bazen de hiç tanımadığı birinin verdiği küçük bir destekle yazmaya devam eder.


Belki farkında değilsiniz ama yıllardır yazdığım birçok satırın arkasında sizin de emeğiniz var.


Bir kelime.


Bir fikir.


Bir teşvik.


Bir selam.


Bir dostluk...


Bunların hepsi insanın yükünü hafifletiyor.


Bu yüzden burada geçen yılları yalnızca bir internet ortamı olarak değil, hayat yolculuğumun güzel duraklarından biri olarak hatırlayacağım.


Ve zaman içinde olgunlaşıyor insan...


Hayatı akışına bırakıyor.


Yaşam kavgası denen şeyin aslında kavga ile değil;


sevgiyle,


anlayışla,


uzlaşmayla kazanıldığını öğreniyor.


Sonra bir gün içinde bir istek doğuyor:


Ardında bir iz bırakmak...


Aslında doğanın kanunu da bu değil mi?


Yıldızlar kayar gider, ardında bir ışık bırakır.


Seller akar gider, ardında bir iz bırakır.


Mevsimler geçer gider, ardında bir güz bırakır.


Ya insan?


Ya insan ne bırakır ardında?


Sanırım iyi bir söz bırakır.


İşte bu yüzden yazıyorum.


Çünkü söylemek zor...


Annene söylemek zor.


Babana söylemek zor.


Eşine söylemek zor.


Çocuklarına söylemek zor.


Bazen boğazında bir yumru olur.


Yutkunursun.


Susarsın.


Sonra yazmaya başlarsın.


Ve zamanla yazdıkların birikir.


Şiirler olur.


Denemeler olur.


Hikâyeler olur.


Romanlar olur.


Kitaplar olur.


Ben küçükken düşünürdüm meslekleri...


Doktor hastaları iyileştirir.


Asker vatanı korur.


Öğretmen çocuklara bir şeyler öğretir.


Marangoz kapı pencere yapar.


Peki yazar ne yapar?


Yazar yazı yazar.


Ama ne yazar?


İşte önemli olan budur.


Yazacak şeylerin var mı?


Yazacak şeyler biriktirmek gerekir.


Yaşamak gerekir.


Hissetmek gerekir.


Ağlamak gerekir.


Gülmek gerekir.


Sevmek gerekir.


Koklamak gerekir.


Sonra bunları usul usul,


harf harf,


kelime kelime yazmak gerekir.


İşte bu yüzden benim zamanım geldi...


Yazdıklarımın kitap olma vakti geldi.


Çünkü kitaplar da insanlar gibi doğarlar.


Önce fikri bir thum olarak düşerler insanın gönlüne.


Sonra büyürler.


Sonra kelimelere dönüşürler.


Sonra yazılara...


Bir anda değil.


Zamanla.


Benim şu an yaptığım gibi...


Her gün birkaç cümle...


Her gün birkaç sayfa...


Ve sonunda doğarlar.


Evet...


Hâlâ beynimde ve gönlümde binlerce söylenmemiş söz var.


Yazılmayı bekleyen...


Doğmayı bekleyen...


Bazı insanlar konuşarak hafifler.


Bazıları susarak.


Bazıları dua ederek.


Bazıları ise yazarak.


Ben yıllardır içimde biriktirdiklerimi yazarak hafifletmeye çalışıyorum.


Bu yüzden şiir kitabımın adı ondan :


Söylenmemiş Sözler Biriktirdim


Çünkü o kitap yalnızca aşk şiirlerinden oluşmuyor.


İçinde özlem var.


Pişmanlık var.


Öfke var.


Memleket var.


Çocukluk var.


Çocuklarım var


Bayram sabahları var.


Kavuşamama korkusu var.


Yaşama sevinci var.


Kısacası söylenememiş ne varsa var.


Bir yerde şöyle demiştim:


"Ben senden önce hiç ölmedim ki..."


Aslında bu tek cümle bile yıllarca insanın içinde taşıdığı duyguların dışarı çıkmış hâlidir.


Bir çocukluk hatırası...


Bir Rusça kelime...


Bir bayram sabahı...


Bir budak...


Belkide bir işaret...


Hepsi bende yeni bir kapı açıyor.


Belki de bu yüzden henüz yazılmamış çok şey var.


Ama artık onları yazacak bir masa da var.


Bir romanım var.


Bir şiir kitabım var.


Bir de yavaş yavaş şekillenen büyük bir çalışma dosyam var.


Yani o binlerce söylenmemiş söz artık havada değil.


Yavaş yavaş kâğıda inmeye başladı.


Ve bazen bir ömür dediğimiz şey tam olarak budur:


İçimizdeki söylenmemiş sözleri,


biz gitmeden önce,


kelimelere emanet etmek...


Ve gelecek nesillere .


Yılmaz Tizgöl


05.06.2026 / Nijni Novgorod

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 1
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com
Edebiyat Evi Ve Vasiyet

Edebiyat Evi Ve Vasiyet

Yılmaz Tizgöl Yılmaz Tizgöl