Gece Vardiyası
Geçtiğimiz kıştan beri gölgemle konuşuyorum,
Sokak lambalarının odaya sızdığı o belirsiz saatlerde.
Eski bir ceketin yırtık astarında biriktirdim
Taşıyamadığım ne varsa gençliğe dair.
Herkes pencereleri dışarıyı izlemek için açarken,
Ben rüzgârın içeriye savuracağı o dilsiz kimsesizliği bekledim.
Gidecek bir evi, dönecek bir masası olanlar
Bağlılıktan bahsetmesin bana;
Yolu önceden çizilmiş olanın sadakati kolaydır.
Kimse yokken odada gökyüzüyle uzlaştım,
Zamanın kuruttuğu eski yaraların üzerine
Yeni ve acemi sabırlar diktim teker teker.
Sanılmasın ki göğsüm genişledi bu sessizlikte,
İçim öyle daraldı ki, dünya dışarıda kaldı.
Kelimeler tükendiğinde sustuklarım devraldı geceyi,
Onlar da bitince o hiç kesilmeyen uğultu başladı.
Ölçtüm, insanın kendi kalbinden daha büyük bir gurbeti yokmuş bu yeryüzünde.
Özlemek diyorlar adına,
Oysa ben içimde sessiz bir ihtilal büyüttüm.
Bir sehpanın üzerinde birikti bütün hayat:
Çay bardaklarında soğuyan dilsiz akşamlar,
Kül tablalarına gömülen o gizli efkârlar…
Kederimin saçlarını,
Bir çocuğun başını okşar gibi çekinerek okşadım her gece.
Yakamı kaldırdığım o ağır paltonun içinde kaybolmayı seçtim.
İnsan kendi gölgesinde saklanmayı ister mi?
Ben istedim, hem de arkama bakmadan.
Yollara vurdum kendimi sonra;
Yollar yürümezdi elbet, ben yollarda tükendim.
Yollar dilsizdi ama insanı en iyi onlar dinledi.
Karanlığı seçtim içimdeki yangın dışarıdan seçilmesin diye,
Sert tütünler tüttürdüm boğazımdaki o keskin yumru dağılsın diye.
Kimsenin uğramadığı, adını bile bilmediği
Gece yarısı itirafları besledim koynumda.
Uçurumu sadece bir boşluk sananlar,
Düşmeyi hep bir kuşun kanadına yorarlar.
Kimi akşamlar öylesine tenha kalırdı ki şehir,
Yaramı kahve fincanından yükselen dumana fısıldardım.
Zaman, geçip giden bir gölgeden ibaretti,
Ben o gölgenin arkasından bakakaldım.
Gelmeyecek bir treni peronda beklemeyi bilmeyenler,
Gidişlerin ardından eşikte kalan o son ayak izlerini anlayamaz.
Çok şey öğrendim düştüğüm o derin kuyularda:
Kendi kırıklarını kendi ellerinle toplamayı…
Ruhum, ucu kırılmış bir kurşun kalem gibiydi;
Yazamadım, sadece kırıldığım yerden kanadım.
Şimdi aşk üzerine kurulan o tumturaklı cümlelerin ortasında
Bir nefeslik durup düşünmek gerek.
Köşede unutulmuş, paslı bir çivi gibiyim artık;
Kendi hayatımın tam ortasında çakılı,
Öyle sessiz, eğri ve kırgın.
Büyük yangınlardan bahsedenler bilmez;
Külü ancak kendi ateşi tanır.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.