Kendi Kendimize Kurduğumuz Tuzak
Hayatta insanı en çok yoran şey ne koşuşturmaca, ne tempolu işler, ne de gündelik dertler... İnsanı asıl içten içe tüketen, yavaşça kıran şey: Beklentiye girmek.
Bunu hepimiz yapıyoruz. Birine bir iyilik yapıyoruz, karşılığında en azından bir "sağ ol" duymayı bekliyoruz. Bir dostumuza içimizi açıyoruz, bizim kadar hassas yaklaşmasını istiyoruz. Bir ilişkiye emek veriyoruz, verdiğimiz değerin birebir aynısını karşı tarafta da görmek istiyoruz. Hatta bazen sadece bir mesajın cevabını beklerken bile kafamızda senaryolar yazıyoruz. Sonra ne mi oluyor? O beklediğimiz tepki, o aradığımız incelik ya da o heves ettiğimiz sonuç gelmeyince kocaman bir hayal kırıklığıyla baş başa kalıyoruz.
İşin acı tarafı şu: Karşı taraf çoğunlukla bizim kafamızda kurduğumuz o beklentiden haberdar bile değil. Biz kendi iç dünyamızda bir sahne hazırlıyoruz, rolleri dağıtıyoruz, replikleri yazıyoruz. Sonra gerçek hayattaki insan o sahneye çıktığında bizim yazdığımız senaryoya uymayınca ona kırılıyoruz, kızıyoruz. Oysa o insan sadece kendisi gibi davranıyor. Hatayı karşı tarafta ararken, aslında o yüksek beklentiyi kendi ellerimizle inşa ettiğimizi gözden kaçırıyoruz.
"Beklentisiz yaşamak" söylemesi kolay ama uygulaması gerçekten zor bir sanat. İnsan hisseden bir varlık; ister istemez umut ediyor, hayal kuruyor. Ama şunu fark ettiğin an kafan çok rahatlıyor: Kimse senin gibi düşünmek, senin gibi hissetmek ya da senin olaylara verdiğin tepkileri vermek zorunda değil. Birine bir şey yapıyorsan, sırf içinden geldiği için yapmalısın. Birini seviyorsan, bir karşılık pazarlığına girmeden sevmelisin.
Beklentiyi sıfırlamak hayatı umursamamak ya da duygusuzlaşmak demek değil. Aksine, kendini koruma altına almaktır. Bir şeyleri akışına bıraktığında, insanlardan büyük hamleler beklemediğinde, hayatın sana sunduğu küçük sürprizler bile seni çok daha mutlu etmeye başlıyor.
Uzun sözün kısası; hayatı ve insanları olduğu gibi kabullenmek gerek. Hayal kırıklıklarımızın mimarı çoğu zaman başkaları değil, kendi yüksek beklentilerimiz. O yükü omuzlarımızdan indirdiğimiz gün, zihnen de ruhen de çok daha hafif bir nefes alacağız.
"İnsan en çok başkasından umduğu değerin altında kalır; beklentiyi sıfırlamak diyemiyorum çünkü insan psikolojisi sebebiyle bu pekte mümkün görünmüyor. En azından minimum seviyeye indirmek, ruhun kendi kendini özgürleştirmesini sağlar.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 2
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.