Yaramaz Fare Ve Yangın
YARAMAZ FARE VE YANGIN
5 Haziran 2026
Kahvaltı sonrası keyif çaylarımızı yudumlamak için oturma odasına geçiyoruz. Cemile'ye telefonda, "Senin mahalledeki Fırıntaş'ta oturalım mı?" teklifini yaparken eşleri de plana dahil ediyorum. Tamamen stratejik bir hamleyle tabii.
Kibar, oldukça naif bir ses tonuyla eşine sesleniyor:
"Tabii, isterlerse."
Telefonu kapatıyorum. Evden çıkışımız Karakaş'lımın yaptığı birkaç telefon görüşmesi yüzünden biraz aksıyor. Hatta otomobille ilerlerken Cemile'den mesaj geliyor:
"Biz geldik, bahçedeyiz."
Kadir abi, benim gibi ak saçlarıyla karşımda otururken bir anda Ekmek Teknesi dizisindeki Heredot Cevdet'e dönüşüverdi. Sanki hayatı, "Bazen bir söz, bir ömürlük hikâyedir" düsturuyla yaşamış gibiydi. Tarihe dair ne sorsam, cevaplarını masalsı ama bir o kadar da gerçekçi bir üslupla veriyordu. "Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde..." diye başlayacakmış hissi uyandırırken, anlattığı her olayın içine günümüzden ince göndermeler de serpiştiriyordu.
"Kadir abi," dedim, "ben Ayakkabıcılar Çarşısı hakkında araştırma yapıyorum. Sana da bir sorayım istedim."
İyi ki de sormuşum.
Boğazını hafifçe temizledi. Gayet sakin bir ses tonuyla anlatmaya başladı.
Facebook'ta rastladığı bir yazıdan söz etti. 1950 yılında Balıkesir'de çıkan büyük yangın sonrasında, tiyatro sanatçısı Vasfi Rıza Zobu'nun şu sözleri söylediğinin anlatıldığını aktardı:
"Saygıdeğer Balıkesirliler, bu yangın sizin için bir nimettir. Bu meydana ev, dükkân yapmayın. Meydan olarak kalsın."
Sözün doğruluğunu teyit edemesek de, Kadir abinin anlattığı hikâyenin içinde kulağa oldukça yerli yerine oturuyordu. Düşündüm de, o yıllarda Halk Evlerinin henüz kapatılmadığı dönemlerdi. Belki de tiyatro topluluklarından biriyle Balıkesir'e gelmiş, şehrin yangın sonrası hâline tanıklık etmişti.
Kadir abi sözünü bitirince ben de araştırırken okuduğum bilgileri hatırladım.
"Yangın 3 Ağustos 1950'de çıkmıştı değil mi?" diye araya girdim.
"Öyle derler," dedi.
"Benim okuduğuma göre akşam saatlerinde başlamış. Neredeyse bütün çarşıyı sarmış. Yangın postaneye kadar ilerlemiş. Dört yüz kadar iş yeri yanmış."
Kadir abi başını salladı.
"Kolay değil kızım. O zamanın Balıkesir'i için büyük felaket."
"En ilginç tarafı da çıkış sebebi," dedim. "Bir tuhafiyeci dükkânındaki çıtpıtları fareler kemiriyor. Ortaya çıkan kıvılcım elektrik tesisatını etkileyince yangın büyüyor. Sonrası zaten zincirleme felaket."
"Bir farenin açlığı, koca şehrin kaderini değiştirmiş yani."
Bu cümleyi söylerken yüzünde hafif bir tebessüm vardı.
"İtfaiye de yetersiz kalmış," diye devam ettim. "Yangın saatlerce kontrol altına alınamamış. Sonra Kızılay çadırlar kurmuş, insanlar uzun süre sıkıntı çekmiş."
"Doğru," dedi. "Ama bak, her felaket bir şey öğretir. O yangından sonra itfaiyeye daha çok önem vermişler. Sonra da Yeni Çarşı yapılmış."
Bir an sustuk.
Masadaki çay bardaklarının ince belli gövdelerinde güneş parlıyordu. Düşündüm de, sıradan gelen pek çok yer, belki de o büyük yangının küllerinden doğmuştu. Bir şehrin hafızası bazen arşivlerde değil, kahve masalarında anlatılan hikâyelerde yaşıyordu
H. Çiğdem Deniz
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.