Yaz Hesaba Faruk
TÜRKİYE'Yİ TEMİZ TUT, YEŞİLİ KORU...
1985 yılının ortalarıydı sanırım...
Son yıllarda yaşanan ekonomik sıkıntılar ve tırmanan terör belasından kurtulmak için ne yapmamız gerektiğini ciddi ciddi düşünen politikacılarımız ne üretelim ne üretelim demişler ve en kolay yolu seçmiş ve bir slogan üretmişlerdi: "Bacasız Fabrika: Turizm"
Ve onun hemen altında: "Türkiye'yi Temiz Tut, Yeşili Koru." sloganı
Türkiye'de turizmin önemi ve bir kalkınma modeli olabileceği anlaşılmıştı.
Ülkeyi bir turizm cenneti yapmaya yemin eden dönemin siyasi otoritesi, en kolay para kazanma yollarından birinin turizm olduğunu anlatıyordu. İspanya'nın, İtalya'nın, hatta Yunanistan'ın bile bu yolla büyük gelir elde ettiği TRT ekranlarında sık sık dile getiriliyordu.
Lakin bir sorun vardı... Etrafı kirleten, ağaçları kesen, definecilik yapıp tarihi yerleri talan eden halkın uyarılması, eğitilmesi ve milli bir bilinç kazandırılması gerekiyordu.
Bu artık milli bir meseleydi.
Türkiye temiz tutulacak, yeşil korunacaktı.
İşte o yıllarda, henüz ünlü olmayan bir sahil kasabasında yaşıyordum: Altınoluk...
Bu bölge Akçay, Ören, Ayvalık gibi bilinen yerler kadar bile tanınmıyordu.
Ama hükümetin turizm politikası bütün sahil şeridini kapsıyordu.
Türkiye'nin tertemiz denizi, kumsalları, doğası, hatta havası pazarlanacaktı.
O bakir koylar, tarih kokan vadiler, masumiyetini koruyan köyler ise yakın gelecekte üzerlerine dökülecek betondan habersizdi.
Köylüler, köylerine gelen çevreciyi de siyasetçiyi de devlet adamını da ayırt etmeden misafir ediyor; çay demliyor, gözleme çeviriyor, buz gibi ayran veya koruk suyuyla ikramda kusur etmiyorlardı.
Yine öyle sıcak bir yaz günüydü...
Yaklaşık kırk yıl önce...
Bir gün bu çevrecilerin yolu bizim oralara düştü.
Meydandaki Çınaraltı Kahvesi'nde, muhtarın anonsuyla insanları toplamışlardı.
Tabii gelen misafirler eğitimli insanlardı.
Kimi profesör, kimi doçent, kimi doktor, kimi öğretmen...
Bugün beyaz yakalı dediğimiz bu kalburüstü insanlar çevreden, doğadan, tarihten uzun uzun bahsettiler.
Vatanımızı korumamız gerektiğini anlattılar.
Turizmin bacasız fabrika olduğunu söylediler.
Turistin geldiği yere para geleceğini, esnafın yüzünün güleceğini, buraların kalkınacağını anlata anlata bitiremediler.
Sonra konuyu yeşili korumaya ve temizliğe getirdiler.
Temizlik imandandır bile dediler…
Yeni yeni çıkan pet şişelerin, naylon poşetlerin ve plastik ambalajların dünyanın en kötü malzemeleri olduğunu söylediler.
Aslında kendi kendini temizleyebilen doğanın, bu plastikleri temizleyemediğini anlattılar.
Dahası... Bu atıklar doğaya bırakılırsa yüzlerce, hatta binlerce yıl boyunca yok olmadan kalabiliyormuş.
Bu yüzden kullanmayın, kullansanız bile sağa sola atmayın dediler.
dikkatimi çeken bir şey vardı.
Dernek başkanı orta yaşlı hanımefendi... Boynundaki, kulaklarındaki ve bileklerindeki altınlar ile güneşte parlıyor, emredici sesiyle herkese görev dağıtıyor, yerel halkı da hafiften azarlıyordu.
Ben kendi kendime: "Memleketi asıl sizin gibi dışarıdan gelenler kirletiyor..." diye söylendim.
Profesör hanımefendi bunu duymuş olacak ki: — Madem söyleyeceğiniz bir şey var, buyurun söz sizin. Niye kendi kendinize konuşuyorsunuz? dedi.
Ama o "buyurun" kelimesini söylerken bile buyuruyordu.
Ayağa kalktım. — Ben buralıyım, dedim.
Buranın insanı atsa atsa etrafa kendi sardığı yenice tütününün izmaritini atar.
Hadi bilemedin, bir ağacın altında karnını doyurur; evden getirdiği bir topak ekmeği, birkaç dilim keçi peynirini ve bir avuç zeytini yer. Geride bırakacağı tek şey birkaç zeytin çekirdeğidir.
Ne poşet bilir bu insanlar nede plastik, Buralının doğaya bıraktığı en büyük çöp de çoğu zaman bunlardır.
Sonra devam ettim: —
Size aslında katılıyorum., Dedim.
Plastik gerçekten doğa için büyük bir tehlike. Ama doğada plastikten çok daha tehlikeli bir madde var.
Kahvede bir sessizlik oldu. Önceleri beni pek dikkate almayan çevreci kalabalık ve kasabanın ileri gelenleri şimdi merakla bakıyordu.
Dernek başkanı hafif alaycı bir tebessümle sordu: — Neymiş bakalım o madde? Dudağının kenarında duran müstehzi gülümseme oraya yakışmayan bir ruj izi gibi duruyordu…
Usulca cevap verdim: — Altın...
Önce yanlış duyduğunu sandı.
Diğer arkadaşlarına doğru baktı ne diyor bu adam dercesine
Tekrar ettim: — Evet hanımefendi... Altın.
Boynunuzu, bileklerinizi ve kulaklarınızı süsleyen o parlak sarı metal.
Masadakilerin yüz ifadeleri değişti.
Kimisi şaşkın, kimisi kızgın bakıyordu.
Bir mırıltı duydum arka taraftan bir yerden meczup mudur nedir?
Arka tarafa baktım ama kimin konuştuğunu göremedim
Sakin bir sesle devam ettim:
— Plastik doğada yüzlerce yıl kalıyor diyorsunuz. Doğrudur. Ama altın çok daha uzun süre doğada kalıyor. Madem plastik uzun yıllar boyunca doğa tarafından yok edilemiyor diye onu tehlikeli buluyorsunuz, altın daha da tehlikelidir. Çünkü o yüz binlerce yıldır yok olmuyor; ama buna karşılık dokunduğu her şeyi yok ediyor.
Konu nasıl bu noktaya gelmişti anlam veremeyen misafirler sessizce dinliyorlardı artık.
— Dünya kurulduğundan beri savaşlar onun için yapıldı.
— Milyonlarca insan onun uğruna öldürüldü.
— İhanetlerin, sömürünün, açgözlülüğün arkasında çoğu zaman o vardı.
— Gücün de simgesi oldu, zulmün de...
— Acımasızlığın da, merhametsizliğin de...
— Çaresizliğin de, adaletsizliğin de...
Sonra son sözümü söyledim:
— Plastik doğayı kirletiyor olabilir. Ama altın insanın vicdanını kirletiyor., niye bu konuda hiç konuşmuyorsunuz? Sesim de biraz hiddet vardı .
Kahvede derin bir sessizlik oluştu.
Daha konuşacaktım ama baktım ki misafirlerimiz tek tek kalkıp kahveden ayrılıyorlar. Sustum.
Saygı gösterip bana söz veren insanların huzurunda ayağa kalkmıştım. Usulca tekrar masaya oturdum.
"Acaba çok mu ağır konuştum?" öfkem onlara mıydı yoksa gücü kutsallaştıran sisteme mi diye düşünürken garson Faruk'un önce sesi, sonra kendisi geldi yanıma.
— Abi, iyi güzel söylüyorsun da kaçırdın adamları, adamların içtikleri ne olacak şimdi ?
Gülümsedim.
— Yaz benim hesaba Faruk...
Nasıl olsa her şeyin bedelini biz ödemiyor’muyuz.
Bunu da öderiz...
YILMAZ TİZGÖL
09.06.2026/Nijninovgrad
not :aslında bu tüm güzelliklerin siyanüre kurban edileceğini kimse bilmiyordu ...ve bununda sebebi ALTINDI.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 2
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.