Bir Macar Bir Avusturyalı Bir Rum Bir Türk Paşa Ve Kızılay
BİR MACAR, BİR AVUSTURYALI, BİR RUM, BİR TÜRK PAŞA VE KIZILAY
1 Nisan 1867’de Fransa’nın Başkenti Paris’te açılan Paris Sergisine Osmanlı Devletini temsilen delege olarak gönderilen Karl Eduard Hammerschmidt Paşa, Milletlerarası Sıhhî Yardım Komitesi’ne katıldı ve Türkiye'nin daimî temsilciliğine seçildi. Milletlerarası Yardım Komitesi Başkanlığı tarafından kendisine Osmanlı imparatorluğu içinde yaralılara yardım derneği kurulması için vekâlet verildi.
Hemen kızmayın yahu ‘’ Karl Eduard Hammerschmidt’te kim? Koca Osmanlı bir Müslüman- Türk Paşa bulamadı mı?’’ Diye.
Karl Eduard Hammerschmidt, Paris’e Karl Eduard Hammerschmidt olarak değil Abdullah Paşa olarak gitmişti.
Evet, Viyana’da doğmuş bir Macar asıllı bilim insanı olan Karl Eduard Hammerschmidt, 1848 Yılında Macarların Avusturya’ya karşı ayaklanmasına bir Macar Milliyetçisi olarak fiilen katılmış ancak Macarların yenilmesi üzerine kaçarak Osmanlı Devletine sığınmıştı.
Avustturya’nın ‘’ Onu bize geri verin ‘’ Baskıları üzerine önce İslamiyete geçerek Abdullah adını almış, sonra kendisine Paşa ünvanı verilmişti ve Osmanlı Devleti ‘’ O artık bizim paşamızdır, kimselere veremeyiz ‘’ Demişti.
İşte bu Abdullah Paşamız, Paris’te Kızılhaç teşkilatını görünce ‘’ Bunun benzerini biz de kuralım.’’ Dedi. Ancak düşündüğü şey uluslararası Kızılhaç’ın Osmanlı şubesi olmak gibi bir şeydi. O sebeple de bu işe sıcak bakılmadı.
Abdullah Paşa, düşüncesini kime kabul ettirebilirdi?
Osmanlı Serdar-ı Ekremi( Padişah adına ordu başkomutanı ) Mihajlo Latas Paşa’ya tabii ki.
Şimdi diyorsunuzdur ki ‘’ Yahu Koskoca Osmanlı Devleti serdar-ı ekrem olarak bula bula Mihajlo Latas adlı bir gavuru mu buldu?’’
Hayır tabii ki.
1867 Yılı itibariyle Mihajlo Latas da Mihajlo Latas değil Ömer Lütfi Paşa’ydı.
Avusturya ordusunun gözü pek komutanlarından Mihajlo Latas, adı 180.000 Florinlik bir yolsuzluk davasına karıştığı için ülkesinden kaçmış ve Osmanlı devletine sığınmıştı. Az zamanda yükselmekle kalmamış, 1853’deki Kırım Savaşında Ömer Lütfi Paşa olarak Rusların canına okumuştu. Daha öncesinde de Osmanlı Devletine karşı yapılan pek çok ayaklanmayı bastırmıştı.
İşte bu Ömer Lütfi Paşa, Abdullah Paşa’ya ‘’ Sonuna kadar yanındayım. Kuralım bu cemiyeti ama yanımıza bir iki kişi daha alalım bu konuda bize destek olacak ‘’ Dedi.
Düşündüler. Kim desteklerdi bu fikri?
Evet, İstanbul’da her kimin bir derdi varsa mutlaka dinleyen ama derdini anlatanların ıvır zıvır dertlerle kendisine geldiklerini anlayınca da ‘’ Anlatoorsun anlatoorsun ama anlamoorum. Nedir senin derdin ‘’ Diyen o sebeple de herkesin ‘’Anlat derdini Marko Paşa’ya ‘’ Dedikleri, Sultan Abdülaziz’in de doktoru olan Marko Paşa… O da bu işe dahil olursa cemiyetin açılmasına kimsenin itirazı kalmazdı.
Siros Adasında 1824 Yılında dünyaya gelmiş ve sonrasında II. Mahmut’un açtığı Mekteb-i Tıbbiye-i Şahaneden mezun olup doktor olmuş olan Markos Apostolidis, daha sonra Tıbbiye-i Şahane Dekanı olmuştu.
Evet, Marko Paşa da destek verirdi( Nitekim de verdi )
Bu üç Paşanın böyle bir hareket başlatacağını öğrenen kimyager ve patalog Kırımlı Aziz Bey ( Aziz Paşa ) ‘’ Ben de varım’’ dedi ve 11 Haziran 1868’de yani bugünden tam olarak 158 sene önce Kızılhaç’a bağlı bir kuruluş olarak ‘’ Mecruhin ve Marday-ı Askeriye İmdat ve Muavenet Cemiyeti" (Asker, Hasta ve Yaralılara İmdat ve Yardım Derneği) ‘’ Kurulmuş oldu.
Ancak bu cemiyet fazla benimsenmedi, o sebeple de 1874’de faaliyetlerini durdurdu.
1876’da Kırımlı Aziz Paşa’nın gayretleriyle cemiyet yine faaliyetlerine başladı ama Aziz Paşa ‘’ Müslüman bir ülkenin amblemi haç olamaz ‘’ diye ısrar ediyordu. Aziz Paşa’ya göre Müslüman bir ülkenin sembolü hilal olmalıydı.
1877 Yılında cemiyetin hem amblemi hem adı değişti. ‘’Mecruhin ve Marday-ı Askeriye İmdat ve Muavenet Cemiyeti’’ bundan böyle Osmanlı ‘’Hilal-i Ahmer Cemiyeti’’ olmuştu ( Yani Osmanlı Kızılayı Cemiyeti )
1923 Yılında Cemiyetin adı bir kez daha değişti ve ‘’ Türkiye Hilal-i Ahmer Cemiyeti’’ oldu.
1935 Yılı itibariyle ülkemizde dil devrimi gerçekleşmişti o sebeple de bir kez daha isim değişikliğine gidildi ve cemiyetin adı ‘’ Türkiye Kızılay Cemiyeti ‘’ oldu.
1947 Yılında ise son değişiklik yapılıp ‘’ Cemiyet ‘’ kelimesi ‘’Dernek ‘’ olarak değiştirildi ve ‘’ Türkiye Kızılay Derneği’’ oldu
Efendim, bugün dünya üzerindeki Müslüman ülkeler kızıl hilal amblemini kullanırlar. Ancak kızıl hilalin uluslar arası hukukça kabul edilmesi 1907’deki Londra Konferansı ve 1929’daki Cenevre Sözleşmesiyle gerçekleşmiş olup İslam ülkeleri içinde ilk olarak Mısır 1912 Yılında kullanmıştır.
İran ise 1980’e kadar kızıl hilali de kızıl haçı da kullanmamış, onun yerine kızıl aslan ve Güneş sembolünü kullanmıştır.
Bugün kızıl ay ve kızıl haç dışında üçüncü bir amblem olarak kızıl kristal amblemi kullanılmaktadır.
Kızıl kristal ne peki?
İsrail ne kızılayı ne de kızıl haçı değil kızıl Davut Yıldızını ( kızıl Kalkan ) kullanıyordu amblem olarak. Ancak bu amblem uluslar arası arenada kabul edilmemişti
2005 Yılında İsviçre Dışişleri Bakanı Micheline Calmy-Rey, siyasi veya dini çağrışımı olmayan yepyeni üçüncü bir amblemin eklenmesini, böylece Kızılay’ı ya da Kızılhaç’ı kullanmak istemeyen ülkelerin de korunma kalkanına dahil edilmesini teklif etti.
Bu teklif oy çokluğu ile kabul edildi ve İsrail böylece Kızılay’ı da Kızılhaç’ı da kullanma zorunluluğundan kurtarılmış oldu. Ancak yanlış anlaşılmasın. Kendi ülkesinde yine Davut yıldızını kullanıyor ama ülkesi sınırları dışında bir olaya müdahale edecek olursa kızıl kristal amblemini kullanacak.
………
Evet, hakkında yapılan her türlü dedikoduya, aleyhindeki her türlü söylentiye rağmen savaşta, barışta, depremde, selde aklımıza gelecek-gelmeyecek her türlü doğal ya da doğal olmayan afette hep yanımızda, yardımımızda olan Türk Kızılay’ının 158. Kuruluş yıl dönümü kutlu olsun.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.