Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
(0 oy)

Padişahım Çok Yaşa 1 Bölüm Her Şey Gırtlağına Kadar Faize Bulaşmakla Baş

Padişahım Çok Yaşa 1 Bölüm Her Şey Gırtlağına Kadar Faize Bulaşmakla Baş

PADİŞAHIM ÇOK YAŞA- 1. BÖLÜM- HER ŞEY GIRTLAĞINA KADAR FAİZE BULAŞMAKLA BAŞLADI


Osmanlı Devleti 1839’da Avrupa Devletlerinin ittirmesi ile imzaladığı Tanzimat Fermanını müteakip ülkedeki gayrimüslim tebaa lehine sürekli olarak reformlar yapmaya zorlandı. Ayrıca Tanzimat Fermanı ile birlikte başlayan batılılaşma, daha doğrusu Batının lüks ve şatafatını taklit ederek israfın had safhaya ulaşması sonucu 1850 yılına gelindiğinde hazine, maaşları bile ödeyemeyecek duruma geldi. 


Tanzimat Fermanının mucidi Mustafa Reşit Paşa bu durum karşısında 1850-1851 Yılı için ilk kez yabancı bir devletten ( İngiltere ) faizle borç para almak maksadıyla anlaşma yaptı ama Padişah Abdülmecit’in eniştesi Fethi Ahmet Paşa ile damat Mehmet Ali Paşa, padişahı böyle bir borçlanmanın doğuracağı olumsuz sonuçlar karşısında uyarınca bu borcu alma fikrinden vaz geçildi. Lakin anlaşma imzalanmış olduğu için Osmanlı Devleti 2.200.000 Lira tazminat ödemek zorunda kaldı o yoklukta. 


Derken efendim 1853 Yılında Rusya ile Kırım Savaşı denilen savaşa tutuştuk ama hazinede bu savaşın masraflarını karşılayacak para yoktu. İngiltere ve Fransa ‘’ Gel sana faizle para verelim.’’ Deyince kabul ettik ve Osmanlı devleti tarihinde ilk kez 24 Ağustos 1854’de gayrimüslim bir devletten faizle borç aldı. 


Sonra bir daha aldı. Bir daha aldı. Bir daha aldı ve 1875 Yılına gelinceye kadar 21 Yılda toplam borcu 5.297.676.500 frank oldu. Ancak bu paranın sadece 3.012.884.714 frank’ı Osmanlı devletinin eline geçti. 2.300.000.000 frank borç Osmanlı hazinesine girmeden faiz ve diğer masraflar olarak peşin peşin kesilmişti. 


Bu kadar para ile ne yapılıyordu peki? 


İşin doğrusunu söylemek gerekirse memleketin hayrına çok bir şey yapıldığı yoktu. Padişah Abdülmecit’in ayranı yoktu içmeye ama faytonla gidiyordu çeşmeye. Mesela Dolmabahçe Sarayı, Çifte Saraylar, ( Kızları Münire ve Cemile Sultanlar için yapılan saraylar ) Çırağan Sarayı, Küçüksu Kasrı, Beykoz Kasrı gibi saray ve kasırlar yapıldı. 


Derken efendim ‘’ Bu böyle olmaz. Memleket batıyor ‘’ Diyen Türkiye’nin ilk gizli siyasi teşkilatı Fedailer Cemiyeti 14 Eylül 1859’da padişah Abdülmecit’i tahttan indirip yerine kardeşi Abdülaziz’i tahta oturtmak için bir ihtilal başlattılar. 


Tarihimize ‘’ Kuleli Vak’ası ‘’ olarak geçen olayda ihtilalciler başarılı olmadı ve Kuleli Askeri Okulunda yapılan yargılamadan sonra 41 ihtilalcinin idamına karar verilse de Padişah idamları onaylamadı ve hepsine müebbet hapis cezası verildi. Diğerleri de ya sürgün ya da daha küçük cezalar aldı. 


Ancak ihtilalciler kafaya koymuşlardı. Sultan Abdülmecit’i mutlaka tahttan indireceklerdi. Lakin buna gerek kalmadı; padişah 25 Haziran 1861’de verem hastalığından 38 Yaşında hayata gözlerini yumunca kardeşi Abdülaziz ihtilale filan gerek kalmadan tahta oturdu. 


Ancak Abdülaziz de ağabeyi Abdülmecit’ten çok da farklı değildi.   


O da Beylerbeyi Sarayı, Çırağan Sarayı gibi saraylar yaptırıyordu her ne kadar aynı anda Dünyanın üçüncü metro hattını (tünel ) Karaköy-Taksim arasına yaptırmış olsa da. Ve garip bir şekilde Halk da seviyordu Sultan Abdülaziz’i.


Evet, Sultan Abdülaziz halk tarafından da sevilen bir padişah olsa da Osmanlı Devletinin dış borcu gırtlağa dayanmıştı ve Nihayet 1875 Yılında Osmanlı Devletinin toplam geliri 17.000.000 Tl idi ama ödeyeceği borç miktarı 13.000.000 Tl idi. Yani koskoca devlet 4.000.000 Tl ile idare edilecekti ki bu mümkün değildi.


Kısaca: Devlet resmen iflas etmişti ve Osmanlı Devleti açık açık iflas ettiğini açıkladı. 


Bir taraftan devletin resmen iflasını ilan etmesi, diğer taraftan 1875- 1876 Yıllarındaki Bosna- Hersek ve Bulgaristan ayaklanmalarının bastırılamaması ve hepsinden önemlisi Nâmık Kemâl, Alî Suavî ve Ziyâ Paşa gibi zamanın önde gelen Genç Osmanlıları ve Devlet ricalinden de Şura-yı Devlet( Bugünkü Danıştay ) Reisi Midhat Paşa, Serasker Hüseyin Avni Paşa, Mekteb-i Harbiye Kumandanı Süleyman Hüsnü Paşa, Şûrâ-yı Askerî Reisi Redif Paşa gibi isimlerden oluşan bürokratik ve askerî çevre de artık hürriyet istiyordu ( Meşrutiyet ) ve Sultan Abdülaziz hiç bir şekilde onların istedikleri hürriyeti getirmezdi. 


Sultan Abdülaziz, Genç Osmanlıların ( Ki ileride Jön Türk denilecektir bunlara ) arzu ettikleri parlamentolu rejimi asla getirmezdi. Peki kim getirirdi? 


Sultan Abdülmecit’in en büyük oğlu olup 20 Ekim 1872’de Cléanthi Scalieri’nin yönetiminde Fransız Maşrık-ı Azamı’na bağlı olarak İstanbul’da masonluğa kabul edilmiş olan aydın (!), ilerici (!), yenilikçi(!) çağdaş (!) şehzade Murat Efendi.   


 1859’da Abdülmecit’i devirip yerine Abdülaziz’i getirmek için devrim yapan kafa yapısı, şimdi de Abdülaziz’i tahttan indirecekti. Hatta İstanbul Gedikpaşa’da Namık Kemal’in ‘’ Vatan Yahut Slilistre’’ Adlı eserini seyreden Genç Osmanlılar sokaklara dökülmüşlerdi ‘’ Murad’ımız isteriz. ‘’ Diye.  


Velhasılıkelam Murad isteniyordu ama bu sefer bu iş bir darbeyle değil bir fetva ile olacaktı.


Daha doğrusu önce bir fetva ile tahttan indirilecekti Sultan Abdülaziz, asıl darbe daha sonra yapılacaktı. 



Peki bu fetvayı Şeyhülislam verir miydi?


Verirdi. Hem de Sultan Abdülaziz tarafından iki kez Şeyhülislamlığa getirilmiş olan Hasan Hayrullah Efendi verirdi. Zira daha önce takıştığı Hüseyin Avni Paşa yüzünden bir kez şeyhülislamlıktan uzaklaştırılmıştı ( İlk göreviydi ve sadece 40 gün sürmüştü ) Padişahın lütfuyla ikinci kez şeyhülislamlığa getirilmiş olsa da şimdi tekrar hem Hüseyin Avni Paşa ile, hem de padişah adayı Şehzade Murat gibi Mason olan Mithat Paşa ile takışmak istemezdi. Nitekim kendisine ‘’ Böyle bir fetva hazırlayıp hazırlamayacağı sorulduğunda ‘’Siz yeter ki isteyin. Çarşaf çarşaf fetva yazar altını da imzalarım.’’ Demişti. 


İşte o fetva 29 Mayıs 1876’da artık hazırdı ve Sultan Abdülaziz şeriat hükümlerince (!) tahttan indirilip önce Topkapı Sarayına, III. Selim’in öldürüldüğü odaya hapsedilirken 1872’de Cléanthi Scalieri’nin yönetiminde Fransız Maşrık-ı Azamı’na bağlanmış olan Mason şehzade Murad, Murad-ı Hamis ( V. Murat ) olarak Osmanlı tahtına oturuyordu şeriat nâmına (!) Eli öpülmüş, biat edilmiş ve ‘’ Padişahım çok yaşa. ‘’ Nidalarıyla kutlanmıştı padişahlığı. 


Peki o fetvada ne yazıyordu? 


Gelecek bölümde hem bu sorunun cevabını verelim hem de Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilmesinden sonraki gelişmeleri ele alalım. 


Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 2
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com
Padişahım Çok Yaşa 1 Bölüm Her Şey Gırtlağına Kadar Faize Bulaşmakla Baş

Padişahım Çok Yaşa 1 Bölüm Her Şey Gırtlağına Kadar Faize Bulaşmakla Baş

Sami  Biber Sami Biber