2 Temmuz
2 TEMMUZ
Ülkemizde 2 Temmuz deyince aşağı yukarı herkesin aklına 2 Temmuz 1993 Tarihindeki Sivas- Madımak Katliamı gelir.
Evet, 2 Temmuz 2026 ; Madımak Katliamının 33. Yıldönümüdür ama ben bugün çok farklı bir 2 Temmuz’dan bahsedeceğim zira Madımak katliamı çok yazılıp çizildi ve eminim ki bu sene 2 Temmuz’da da yazılıp çizilecek, üzerinde konuşulacak ama benim bahsedeceğim 2 Temmuz’u aşağı yukarı bilen yoktur.
O zaman başlayalım.
Takvim yaprakları 18 Haziran 1945 Tarihini göstermektedir. Yani II. Dünya Savaşı Yılları.
Türkiye olarak bu savaşın içinde değiliz ama sıkıntısını da ziyadesiyle çekiyoruz.
Evet, 1945 Senesinin 18 Haziran günü TBMM, Dr. Mazhar Germen başkanlığında 75. Birleşimin 5. Oturumunu yapmaktadır. Saat 15. 10 da açılış yapılır.
Meclisin ana gündemi aslında 2. Madde olan İş kazaları ile meslekî hastalıklar ve analık sigortaları hakkında kanun tasarısı ve Geçici Komisyon raporudur
Ancak tabii ki TBMM önce birinci sıradaki maddeyi görüşür. Aynen şöyle:
BAŞKAN — Oturum açılmıştır.
GÖRÜŞÜLEN İŞLER:
1. —Hezargratlı Alioğlu Mahmut Baştuğ ve Düzce'nin Hamidiye köyünden Mustafaoğlu Adem Yılmaz'm Ölüm cezasına çarptırılmaları hakkında başbakanlık tezkeresi ve Adalet Komisyonu raporu (3/254)
Sonrası tutanaklara ‘’ Rapor Okundu ‘’ olarak geçer ve devamında..
BAŞKAN — Söz isteyen var mı? Raporu oyunuza sunuyorum. Kabul edenler... Etmiyenler---Kabul edilmiştir.
Yani TBMM 18 Haziran 1945 Günü iki kişi hakkında verilen idam cezasını onaylamıştır hem de bir kaç saniye içinde.
İyi de bu iki kişi ne yapmıştır ki?
Hani o ‘’okundu’’ denen rapora bakalım o zaman.
Adliye Komisyonu raporu
TBMM 14.6.1945
Adliye Komisyonu
Esas No: 3/254
Karar No: 32
Yüksek Başkanlığa
1941 yılı Ekim ayının 9 ncu günü Çeşme ilçesinin Kokar Limanına çıkıp Taşçukuru'na kadar gelen biri kadın ve on dördü erkek olmak üzere on beş Yunanlı mülteciyi Öldürmekten suçlu Hezargratlı Alioğlu 1313 doğumlu Mahmut Baştuğ ve Düzce’nin Hamidiye köyünden Mustafaoğlıı 1329 doğumlu Adem Yılmaz'ın ölüm cezasına çarptırıldıkları hakkında İzmir Ağır Ceza Mahkemesinden verilen hükmün onanmasına dair Yargıtay Birinci Ceza Dairesinden çıkan 10 . XI 1944 tarih ve 2222 esas, 2404 karar sayılı ilâm Anayasanın 26 ncı maddesindeki işlemin yapılması için Başbakanlığın 23 . V . 1945 tarih ve 6/325 - 394 sayılı tezkeresiyle birlikte komisyonumuza havale buyurulması üzerine bu işle ilgili dâva dosyasının tetkikinde: 1941 yılı Ekim ayının 9 ncu günü Çeşmenin Kokar Limanına çıkıp Taşçukuru’na kadar gelen biri kadın olmak üzere on beş mülteciyi güya geldikleri adalara geri çevirmek üzere hükümlülerden Mahmut Baştuğ kendine uydurduğu müdürü bulunduğu Barboros bucağı karakol komutanı Adem onbaşı ile birlikte maiyetlerindeki müfrezeye mültecilerin kollarını bağlattıktan sonra indi ve şahsi maksatlarla Kırandağı'nın İncirlikuyu mevkiine getirdikleri ve orada kendilerinin de iştirak ettikleri müfrezenin yaylım ateşiyle on dört erkek mülteciyi taammüden öldürdükten sonra mahkumlardan Mahmut Baştuğ'un on sekiz yaşlarındaki genç kadını yalnızca civardaki ormana götürerek yarım saat yanında tuttuktan sonra getirerek kadını da öldürttüğü ve bütün cesetleri birlikte İncirlikuyu’ya attıkları ve bilâhare işin meydana çıkmasını önlemek üzere üzerlerine petrol dökmek suretiyle yaktırdıkları ve yanan ceset parçalarını atıldıkları kuyudan çıkartarak hazırlattıkları diğer bir çukura gömdürüldükleri mahkemece sabit görülerek hareketlerine uyan Türk Ceza Kanununun 450 nci maddesinin beşinci bendi gereğince ölüm cezasına çarptırıldıkları anlaşılmıştır.
Komisyonumuzda yapılan görüşme sonunda suçlu Mahmut Baştuğ ve Adem Yılmaz'a hükmedilen ölüm cezalarının yerine getirilmesine Anayasanın 26 ncı maddesi hükmü uyarınca karar verilmesinin Kamutayın( TBMM) yüce tasvibine sunulması oybirliğiyle karar altına alınmıştır. Yüksek Başkanlığa sunulur.
***************
Bu olay tam olarak nasıl bir şeydir?
1941 Yılının 9 Ekim günü 14 Erkek 1 Kadın toplam 15 Rum bir yandan Alman, Öte yandan İtalyan baskısından olsa gerek Sakız Adası civarından, canlarını dişlerine takarak bizim Çeşme İlçesinin Kokar Limanında Taşçukuru denen yere kadar gelirler. Aç ve susuzdurlar.
Onları dağda hayvan otlatan Bodur Hüseyin ve oğlu görür ve yardımcı olmaya çalışırlar. Taşçukuru mevkiindeki evlerine götürerek.
Ancak tabii gelenlerin kaçak oldukları da ortadadır. O sebeple de Hüseyin, oğlunu yakınlardaki Barbaros Bucağındaki karakola göndererek on beş mültecinin evlerine sığındığını anlatır.
Karakol Komutanı Adem Yılmaz adlı onbaşı (Bura bana karışık geldi. 1944 Yılında bir onbaşı karakol komutanı olabiliyor muydu ) hemen Bucak Müdürü Mahmut Baştuğ’a haber uçurur.
Bucak Müdürü, daha geçenlerde Çeşme Kaymakamı'ndan zılgıt yemiştir benzer bir olayda. Yanına Onbaşı Adem'i, iki jandarma erini, iki de kır bekçisini alıp Bodur Hüseyin'in evine gelirler. seğirtir.
Sığınmacılar gelenlerin kendilerini daha iyi bir yere götüreceklerini zannederken Bucak Müdürü Mahmut’un emriyle 11 erkeği iple bağlarlar, üç erkeğe kelepçe takarlar, kızı bağlamazlar da, kelepçe de vurmazlar.
Kafile güya sınır dışı işlerinin yapıldığı sahil mevkiine doğru yola çıkarılır. Ama yolda birden yön değiştirilir ve Kıran Dağı'na sapılır. Bir süre yürüdükten sonra Bucak Müdürü askerlere emri verir: ‘’Hepsini vurun! ‘’
Jandarma erlerinden Mehmet Kınık "Ben oruçluyum, bu mübarek günde bırakın adamı bir kuş bile vuramam!" der ve kenara çekilir. Ama diğerleri onun kadar cesur değildir. Genç Rum kızı hariç 14 Rum erkeği kurşuna dizilir.
Genç kız çıldırmış gibi saçını başını yolarken önce Bucak Müdürü, sonra askerler, sonra Bodur Hüseyin ve oğlu sırayla kıza tecavüz ederler. Sonra bir el silah sesi duyulur. Genç kız da öldürülmüştür.
Müdür delil bırakmak istemez. Çeşme'den gaz getirilir ve cesetler bir kuyuda yakılmaya çalışılır. Ama yakma işlemi başarısız olur, bunun üzerine bir çukura gömerler ölüleri. Ondan sonra hiçbir şey olmamış gibi herkes görevine veya evine gider. Ertesi günlerde de "15 kaçak varmış buralarda" diye numaradan aramalara katılırlar.
Aradan iki yıl geçer. 1943 yılının Mayıs ayında "fısıltı gazetesi" devreye girer, Yeni Asır gazetesinden Rauf Lütfü Aksungur işin peşine düşer, sorguda birer birer çözülür failler. Nihayet 29 Mart 1944 günü sekiz zanlı mahkemeye çıkarılırlar. İzmir Adliye'nin önü miting alanına döner...
Dava kısa sürer, karar 2 Nisan 1944 günü açıklanır: Bucak Müdürü Mahmut Baştuğ ile Karakol Komutanı Onbaşı Adem Yıldız idam cezasına çarptırılır. "Oruçluyum, kuş bile öldüremem" diyen er Mehmet Kınık beraat eder. Diğer sanıklar önce idama sonra hafifletici sebeplerden (cinayetleri ve tecavüzü emirle yaptıklarından) dolayı 30'ar yıla mahkum edilirler.
Sonrasını yukarıdaki meclis zabıtlarından okudunuz.
Geriye ne kaldı?
İdam infazları.
İnfazlar 2 Temmuz 1945’de Sabaha karşı. İzmir Saat Kulesinin önünde gerçekleşir.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.