Ru'ken Sevmelerinde Azadlı Kelebekler Dolunay Işığı
İsfahan’ın üzerine çöken gece, şehri lacivert bir kadifeye sarmıştı. Şifahanenin yüksek pencerelerinden içeri süzülen devasa bir dolunay, odayı gümüşi bir hüzne boyuyordu. Gece yarısının o derin sessizliğinde, monitörün ritmik "bip" sesleri sanki Azad'ın yorgun kalbinin dışarıdaki yankısıydı.
Azad, ağır kirpiklerini araladığında karşısında dolunayın o bembeyaz, soğuk ışığını gördü. Yanında, başını yatağın kenarına yaslamış, uykusuzluktan bitap düşmüş dostu Nessar’ı fark etti. Azad, elini zorlukla kaldırıp Nessar’ın omzuna dokundu. Nessar irkilerek uyandı, Azad’ın gözlerindeki o cam şeffaflığındaki bilinci görünce yutkunamadı.
Azad’ın sesi, gecenin sessizliğini bir bıçak gibi kesen, çatlamış bir toprak fısıltısıydı:
"Nessar... Kardeşim... Bak şu dolunaya. Görüyor musun? Gökyüzü bile onun yüzünün nuruyla yıkanıyor sanki. Ama benim içim zifiri karanlık..."
Azad, bakışlarını o gümüşi ışığa dikerek, kelimeleri ruhunun en derin yarasından söküp çıkarır gibi devam etti:
"Anla beni... Ruken’den gurbet olmak; ruhumu yükseklerden, ta gökyüzünün tavanından yere çarpıp dağılan yağmur taneleri gibi parça parça ediyor. Her damlam başka bir yana savruluyor Nessar. Bir parçam onun o mahzun bakışlarında asılı kalıyor, bir parçam hiç duyamadığım sesinin tınısında yitip gidiyor. Kendimi toparlayamıyorum... Hangi parçamı toplasam, diğeri onun yokluğunun uçurumundan aşağı bırakıyor kendini."
Azad’ın gözlerinden süzülen yaşlar, dolunay ışığında elmas taneleri gibi parlıyordu. Nefesi hasretin ağırlığıyla daralırken, her kelimesi odanın boşluğunda yankılanan bir ağıda dönüştü:
"Bu dolunay ışığı bile bana memleketi ya da yolları değil, sadece onun okyanus sessizliğini hatırlatıyor. Ruhum, bu solgun tenimden ve sızlayan kemiklerimden çoktan istifa etti Nessar. Parça parça olup bedenimden ayrılıyor; rüzgâra kapılmış bir yaprak gibi gidip o yârin kapısına, o yetim kalbinin eşiğine dayanıyor. Şu an orada, onun nefesinin değdiği yerlerde dolaşıyor ruhum. Ama görüyorsun ya... Bedenim burada, bu serumların buz gibi soğukluğunda, bu yabancı duvarların insafında çürüyor. Ben burada nefes almıyorum Nessar, ben burada sadece onun yokluğunu sayıklıyorum."
Bir an duraksadı, sanki o dağılan yağmur tanelerini zihninde birleştirmeye çalışıyordu. Sesi daha da derinden, daha da yaralı geldi:
"Müsaade et kardeşim... Müsaade et, ruhumun o darmadağın olmuş parçalarını Ruken’in huzurunda birleştireyim. Bu parça parça olmuş halimi topla ve beni o kadına, o limana ulaştır. Ölüm gelecekse de onun kokusu üzerime sinmişken, ellerim onun ellerinin sıcaklığını hatırlarken gelsin. Beni bu gurbetin ayazında, ruhum böyle paramparça ve sahipsizken bırakma. Sadece bir kez... O gözlere bir kez daha bakayım, o bakışlardaki evime döneyim; sonra varsın bu yağmur taneleri onun ayak izlerinde toprağa karışıp gitsin. Ben onsuz zaten tam değilim ki, burada kalsam ne olur?"
Odanın kapı eşiğinde duran Yasemin, abisi Nessar ve Azad’ın bu halini görünce olduğu yere çivilendi. Azad’ın bu "yağmur taneleri gibi dağılışını" duyduğunda, tıp kitaplarının ve kimyasal ilaçların bu ruhsal enkazı ayağa kaldıramayacağını anladı. Azad’ın dermanı ne kinin ne de sirkeli suydu; onun dermanı, dağılan parçalarını bir araya getirecek olan o yegâne bakıştı.
Nessar, dostunun elini alnına bastırdı. Dolunay, Nessar’ın yüzündeki o büyük pişmanlığı ve sarsılmaz kararlılığı aynı anda aydınlatıyordu:
"Duyuyorum seni Azad... Ruhunun o yere çarpan feryadını, parçalanan sesini duyuyorum. Madem bu gurbet seni böyle paramparça etti, yemin olsun ki o yağmur tanelerini ellerimle toplayıp Ruken’in kucağına boşaltacağım. Seni ona ulaştıracağım kardeşim.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.