Zorunlu Kopan Sevdalar
Bir dönem sinemalar vardı. Televizyonların olmadığı o evrelerde sinemalar; sosyalleşmelerimiz, eğlence hayatlarımız ve tek lüksümüzdü. Kafamızdaki düşüncelerimiz, beyaz perdede gördüğümüz starlar olur, onların filmlerde canlandırmış olduğu karakteri bizde özel yaşamımızda yansıtmaya çalışır, bu karakteri uzun bir süre şartlanmışlıkla, belleğimizden çıkaramazdık. Diyebilirimki sinemalarda gösterilen bu filmlerle ufkumuz açıldı, insanların dönüm noktaları olan, bir ömür yaşamlarını birlikte sürdürecekleri eş seçimlerini, gönül tutkunluklarını, bu tutkunluklarla vazgeçilmez sevdaları bu filmlerde gördüğümüz masum aşk sahnelerinden, okuduğumuz romanlardan, dinlediğimiz yanık türkülerden öğrendik. Toplumumuzda bilhassa köylerde, evlenilecek kişileri ebevynler seçer, sevda yani birine gönül vermişlik utanç, çok ayıp, çok ender olan kız erkek anlaşması ve buluşmalarla, sevdanın açığa çıkması ise, erkekten ziyade dişinin adının çıkması, rezil olmasıydı. Halbuki sevda yastık kırlentlerine koka ipleriyle nakış nakış işleniş güzellikleri kadar, yüreklerde de emekler vererek, hisler yaşayarak elde edilen büyük bir değer, yosun yeşili gözlerin etkileyicilikleri kadar sanatsal, deryaların uçsuz bucaksız derinlikleri kadar diplerde saklanan, sahiplenilen, yaşamın en önemli kavramıdır. Karşıt cinsten, toplum adet, gelenek, görenek yapılarının, dar alanlara sıkıştırılmış öğretisi gereği, çekinir, ürker ve ayıplanılacak duygularıyla dostluklar, arkadaşlıklar bile kuramaz uzak durulurdu. Çocukluk yıllarımızda karşıt cinsi beğenmeler, giz gibi içlerde olur, dışarılara taşınmazdı. İnsanın karşıt cinsin çekim alanına girmesi doğasındadır, beğendiğimiz karşıt cinsten bir kıza, herkeslerden saklandığımız bir yerde, gizliden gizliye mektuplar yazar, yazdıklarımızı kimseler görmesin diye kendimize göre zula olarak benimsediğimiz yerlerde, yerine varasıya saklardık. Bulunduğumuz kentlerde, her yıl gündemde olan bir kaç hit şarkı çıkar, bunları ya sinema önlerinde sinema makinistinin makina dairesinde pikaba koyup apörlere verdiği taş plaklardan yahutta tesadüfi radyolardan duyar, dinlerdik. Sinema apörlölerinden her taraflara dağılan bu şarkı veya türküden kimseler rahatsız olmaz, aksine çok beğenilir, memnun olunurdu. İnsanın doğasında vardır beğenilmek ve beğenmek. Öğretmenine ve film yıldızlarına platonik aşkla bağlananlardan tutunda, beğenilen bir kızı okul çıkışlarında, cadde rastlaşmalarında, peşi sıra uzaklardan, sezdirmemeye çalışarak gizli gizli, korka korka takip etmeleri yaşayan evrelerdik. Oturduğumuz mahallede, evlerimizin yakınlığıyla bir araya geldiğimiz komşuluk ilişkilerimizde, yaşıtım bir kızla öyle güzel bakışır, daha bir yakınlaşma olursa ellerimiz değer, ikimizde bu değişten çok memnun olur, bulunduğumuz yerde öylece ellerimiz değili kalırdık. İkimizinde çok hoşuna giderdi şüphesiz bu ufak temaslar. Ailerimiz görmeden ilk akşamlarda sözleşmeli buluşmalarımızda, dışarda oluşlarımızı uzatır olduk. Bu uzattığımız akşamlar da aşk ateşi bizi birbirimize kaçınılmazca mecbur etti. Her fırsat buluşmalara sebepti artık. Baş döndürücü bir sevdanın içinde, aşk sarhoşluğuyla esrikleşen 2 sevgiliydik. Adana/Kozan'dan ortaokul bitimi, Babamın Konya'ya atanmasıyla ayrılıyorduk. Eşyalarımız yüklenirken içimde eziklikler, eski duvarların yıllara dayanamayışlarının yıkıntılarına benzer çöküşler oluştu. Bu gidişle, her an boşalacak, hıçkıra hıçkıra ağlayacak kadar dolu, aynı zamanda da halsiz ve bitiktim. Eşyalarımız son oturduğumuz kiralık evimizden bir kamyonun kasasına yüklendi. 6 kardeş kamyonun kasası üzerinde eşyaların arasında bir yerlere sıkıştık. Annemle Babam şoför mahallindeydi. Araç mahalleden hareketle komşularımız bize el salayarak veda ettiler. Gözlerimle üzgün onu arıyordum. Biz giderken dışarı çıkmadı ama evde olduğunu biliyordum. Araba giderken evlerinin penceresinden perdeyi kaldırıp kamyon üstünde gidişimize baktığını görüşüm son görüşüm oldu. Ben dolu dolu bu kentten ve ondan ayrılışıma üzülüyordum. Mahalleden çıkarken, bu ayrılışla yıkıldım. O hep birbirimize yakın olduğumuz mahalledeki arkadaşlarımdan, 4 yıl boyunca oturduğumuz Aslanpaşa mahallesinin daracık sokaklarında, naylon toplarla kıran kırana yaptığımız maçlardan, gönlümü verdiğim heybetli beni gizemine alan kalesinden, portakal bahçelerinden, kumlu göl dediğimiz, yaz aylarında serinlemek için çimdiğimiz çayından, evimizin aşağılarındaki Kozan mezarlığının daha ötelerindeki etrafı zeytin ve portakal ağaçları sıralı deresinden, kendimi en rahat hissettiğim, huzur bulmak için sık sık gittiğim tavşan tepesinden, kale eteklerindeki aşağılara sıralanmış parelel yolların kenarlarına dizili çarşılarından artık kopuyordum. Kafam bu düşüncelerle doluyken Adana yoluna şehrin içinden geçerken çıktığımızın farkında bile olmadım. Kozan kalesi; biz; eşyalarımızla yüklü kamyonla uzaklaşırken küçüldükçe küçüldü. Arkadaşlarımızla çok zaman geçirdiğimiz bu kale, hayatımda hiç unutamadığım ve beni en fazla etkileyen anım olarak göz seyrimden yitti. İşte o anlar, kalenin küçülüşü ve aklımdan çıkmayan sevdiğim kızdan ayrılışım, kopuşum, kendimi tutamayıp hıçkırıklara boğuluşumdu. Yaşantımda; önce köyümden 15 km. uzaklıktaki ilçem Bozkır, sonra Çumra ve Kozan, Baba'mın atanmalarıyla, çocuk kalbimde 3 bulutlu yaşam evrelerimin flu ve sisli, etkilendiğim unutulmaz seneleridir. Bir kente ve arkadaşlarınıza tam alışmışken, her şeylerinizi ve en önemlisi gönlünüzü bırakarak bilmediğiniz bir başka kente gitmek, çocuklar için en zor olanıdır. Hayatınız kararır, kırgın, kara bulutlar çokluğunda, gökyüzünden yağmurlar inecek havalar gibi, zifiri bulutlu ruh hali hüviyetiniz olur. Bu gidişle yıllar geçti ama Kozan ve arkadaşlarım halâ içimde hiç unutulmamacasına kök salmış sarmaşıklar gibi yaşıyorlar. Kozan'da, çocukluk yıllarımda sinema önlerinde film başlamadan evvel, o zamanlar seyirci çekmek için, voltajı yüksek apörlölerden müzik yayını yapılır, taş plaklardan pikaplarda çalınan bu müziklerden, beni çok etkileyen bir türkü dinlerdim. Türküyü, Ahmet Sezgin çok içli söyler, türkü bitesiye olduğum yerde çakılı kalırdım. ."Böyle güzel gördünmü sen gözlerim" di Türkünün adı. İşte bu yıllarda çocuk kalbimizde her şey heyecan verici ve etkileyiciydi. İçimde alev alev yanan bir sevdanın içindeydim. Kimseye söyleyemeyip, kalbimin derinliklerinde bir giz gibi tuttuğum bu sevdam; yönüm, sapağım, sokağım, eksenim, yaşamımın sırf ona odaklanışı olmuştu. Konya'ya tayin olup, kentten ayrılışımızla, çocuk yüreğimdeki sevdamla artık bir daha rastlaşıp, buluşabilecekmiydik, kimbilir. Bir açık arabanın kasasına, evden eşyalarımız indirilip, yüklenirken, ondan ayrılışı kabüllenemiyordum. Gözlerim sulanıyor, kapıda pencerede onu arıyordum. Gitme kesinleşmişse, gitmem, kalacam denilemiyor. Sürülen arabayı çeken atların dizginleri sizde değil. Kozan'dan bu zorunlu gidiş benim elimde değildi. Akşamlar inerken, kimseler görmeden, el ayak çekilince bir fırsat bulur, gizli gizli ama evde yokluğumuz farkedilmesinden korkar kısa aralıklarla ağaç altlarını, duvar diplerini siper eder buluşurduk. Tayin olduğumuz konuşmalarla mahallede çalkalanınca, son buluşmamızda suskun ve sessiz ve ağlamaklıydık. Karanlıkta alışılan yüz görsellerimizde çaresizlik, bu çaresizliğe o yaşlarda içten isyankarlık yansıyışları vardı. 14 yaşlarındayız. Aşk ateşi bu yaşlarda farklı, daha bir harlı. Kozan küçük yer. Gündüzleri herkes görecek duyacak, dillere düşülecek korkuları var, asla bucak araları gibi giz yerler olsa bile, buluşma cesaretimiz olmaz, sadece akşamları seçtiğimiz buluşmalarımızda, kalplerimiz; birbirimize sarılışlarımızda, yerinden çıkacakmışcasına yüksek debilerde atarken, duyduğumuz heyecanların hepsi bu gidişle bitiyordu. Bu gitme, bu ayrılık ikimizide derinden üzüyordu. Kötü bir sürprizdi Baba'mın tayiniyle oluşan bu mecburiyet. Kozan'dan isteyerek gitmiyor, koparılıyordum. Aradan çok seneler geçti. Ne zaman kamyonda taşınır ev eşyası bir yük görsem gözlerim dolar, içim ezilir ağlamaklı olurum ve aklıma o günkü göçüşümüz,ayrılışımız gelir.. Adana yoluna çıkıp, yüklü kasada ev eşyaları ve biz, kamyonun lastik tekerleri asfalt yolda dönerken, Kozan'dan uzaklaşıyorduk. Adana-İmamoğlu yolunda Kozan kalesi küçülürken, son kez Kozan kalesini arabanın üzerinden seyrettim.
Görkemli kale görünmez olup, kaybolup yitti. Benim çocuk sevdam içimde bir giz gibi hep durdu. Çocukların yüreklerde ummanlara sığmayacak sevgi çoklukları vardır ve en saf, en duru sevgiler bu yaşlardadır. Yaşadıka o gidişimiz ve ilk aşkım, ilk sevdam bende halâ dün gibi yaşar..07/Ekim-2015 Şerafettin Sorkun/Konya'dan
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.