Bir Yiğit Dağ Olsa da
BİR YİĞİT DAĞ OLSA DA...
Bir yiğit istediği kadar heybetli olsun, hem yakışıklı hem de varlıklı olsun. Böyle bir yiğit olmayı kim istemez ki.
Yağız Bey işte böyle bir yiğitti.
Atalardan kalma konak gibi bir evde yaşıyordu. Bağı, bahçesi, küçük çapta bir çiftliği vardı. Çiftliğinde yirmi kadar koyun-kuzu, on kadar keçi ve iki öküzle sekiz ineği vardı.
Evleneli üç yıl olmuştu. Her sabah eşiyle kahvaltısını yapar yapmaz evine yakın büyük bir kahveye her gün uğrardı.
O an kahvede kaç kişi varsa mutlaka çay ısmarlar, kendine sade kahve, seksenlik Muhsin Bey'e mutlaka orta şekerli bir kahve söyler, hatırını sorduktan sonra devamlı oturduğu köşesine çekilirdi.
O yıllarda kahvede , lambalı radyoya bağlı bir pikap vardı ve kahveciden çok sevdiği " BİR YİĞİT DAĞ OLSA DA" plağını çalmasını isterdi.
Plağın çalmasıyla gönlü bir hoş olurdu. Plaktaki türküyü hüzünle dinlerken bir sade kahve söylerdi. Türkü ve kahve aynı anda sonlanırdı.
Dağ gibi yiğidin aklından neler geçerdi neler; niçin duygulanırdı, hangi hayâllere dalardı, kimse bilemezdi. Merak edenler olsa da "Derdin nedir, söyle derman olalım." cümlesini yüzüne karşı kimse söyleyemezdi.
Buraların yerlisiydi. Derdini dermanını bir tek baba dostu Muhsin Bey bilirdi. Başka hiç bir kimseye derdini açmazdı. Adeta sır küpüydü.
Eşi Rahşan'la görucü usûlüyle , babasının ısrarıyla evlenmişti. Gönül verdiği , bakkal Şeref'in kızı Cavidan ile bir türlü evlenememişti.
Babası, yağhane sahibi Müfit Bey'le sıkı fıkı dosttu. Rahşan'ı ,oğluna daha çok lâyık görüyordu.
Rahşan, alımlı çalımlı, başat karakterli , biraz şımarık ve de güzel bir kızdı.
Yağız Bey'in her sabah erkenden eşiyle kahvaltı yapmasından sonra iki çift laf etmeden hemen kahveye gitmesi bu yüzdendi.
Her sabah kahvede içtiği bir fincan sade kahve ve dinlediği türkü Yağız Bey'i kendine getirirdi.
Kahvede bir saat kadar eğlenir günlük gazeteleri okurdu. Sonradan gelenlere çay, kahve söyler, daha sonra traktörüyle çiftliğine giderdi.
Şehir halkının çoğu,
Yağız Bey'i tanır, gördüklerinde; Cân-ı gönülden selamlaşırlardı.
Arada bir, çok samimi dostlarıyla eğlence yerlerine gitmişliği de olurdu. Davet edildiği, sünnet, nişan ve düğünlerde, derneklerde bulunurdu.
Tanısın tanımasın her vefat eden kişinin cenazesine katılır, tabutların camiden alınıp kabristana kadar taşınmasında omuz verirdi.
Günlerden bir gün Yağız Bey hastalandı, evinden kahveye çıkamaz oldu. Kahvecinin oğlu Şadi ertesi gün evine kadar gelip kapısını çaldı. Kapıyı eşi Rahşan Hanım açtı.
“Yağız Bey biraz rahatsız. Yarın bir gün kahveye uğrar. Merak etmeyin. Hepinize selamları var ” deyip kapıyı kapattı.
Kahveye dönen Şadi; " Rahşan yengeyle konuştum.Yağız Bey gayet iyiymiş. Yarın bir gün kahveye gelir dedi. Gelirken bakkala uğradım, dün aile doktorunun geldiğini, gerekli ilaçların alındığını, gayet iyi olduğunu söyledi. O da yarın bir gün kahveye gelir dedi."
Kahvedekilerin merakı bu sözlerle giderilmişti. Kahveci , Yağız Bey'in en çok sevdiği ve her sabah dinlediği plağı pikaba koydu. Tüm müşteriler, kahveci ve oğlu Şadi; " Bir Yiğit Dağ Olsa da" türküsünü dinlemeye başladı.
Yağız Bey , hastalığının üçüncü gününde de kahveye gelmeyince, dördüncü günün sabahı çok samimi, on kadar arkadaşı Şadi'yi kahvede bırakarak hasta ziyaretine gittiler. Kuru pastalar, limon kolonyaları, meşrubatlar ve tatlılarla kapıya dayandılar.
Kapıyı bu defa Yağız Bey açtı. "Arkadaşlar içeri buyurun. Ne bu elleriniz dolu dolu. Zahmet etmişsiniz. Buyrun buyurun bakalım."
Rahşan hanım başka odadaydı. Gelenlerin yüksek sesle konuşmalarından, Yağız Bey'in erkek arkadaşlarının ziyarete geldiklerini hemen anladı. Onlarla yüz göz olmamak için salona çıkmadı.
Yağız Bey salondaki divana oturdu. En yakın iki dostu sağına ve soluna kuruldu. Ötekiler de yer minderlerine ve koltuklara yayıldı. Yağız Bey ara sıra kalkarak, mutfaktan çay, kahve getirerek misafirlerini bir güzel ağırladı.
Misafirleriyle teke tek ilgilendi.
Yağız Bey'in keyfi yerindeydi. Hem hastalığını doktorun verdiği ilaçlarla çabuk atlatmış hem de en sevdiği dostları ve arkadaşları ziyaretine gelmişlerdi.
Sohbet ilerleyince Yağız Bey arkadaşlarına seslendi: "İçinizde bira içmek isteyenler olabilir. Kim içmek istiyorsa hemen getiririm."
Arkadaşları saygısızlık yapmamak ve mesafeyi korumak adına içmeyeceklerini söylediler. Üç kişiden birisi "Hazırda varsa birer tane alalım" dedi.
Yağız Bey üç birayı da getirince sohbet daha da koyulaştı. Herkesin neşesi yerinde iken salona açılan başka bir kapıdan elleri belinde Rahşan hanım dikildi.
Yüksek sesle bağırarak; "Birbirinize muzır fıkralar anlatıyorsunuz. Hah biralar da gelmiş. Burası meyhaneyi geçti. Ayıp ayıp. Hasta ziyareti böyle mi olur. Hastayı mevta yapmak için mi geldiniz ?.
Burayı Dingo'nun ahırına çevirdiniz. Sizi müptezeller sizi. Evimden çıkın gidin. Defolun, nerden geldiyseniz oraya gidin."
Misafirler Yağız Beyle apar topar vedalaştılar. Yağız Bey hanımının bu çıkışıyla adeta yer yarıldı yerin içine girdi.
Sadece "Hanımın Kusuruna bakmayın arkadaşlar." diyebildi. Geldikleri için teşekkür etmeye fırsat bulamadı.
Misafirler Rahşan Hanıma bir şey demeden, pabuçlarını aceleyle giyerek Yağız Beyin evinden ayrıldılar.
Kahveye döndüklerinde kahvecinin oğlu Şadi' nin "Yağız Bey nasıl iyi mi sorusuna; "İyi iyi kendine gelmiş gayet iyi" diyebildiler.
Kahvecinin oğlu bu durumda Yağız Beyin iyi olduğunu anlayınca pikabı çalıştırdı. Ve Yağız Bey'in çok sevdiği plağı pikaba koyarak kahvede bulunanlara dinletti.
Ertesi gün, sabahın erken saatlerinde;
Yağız Bey tenha bir yerde, başka bir kahvede en güvenilir bir dostuyla bir araya geldi. Evini ve çiftliğini, bağını ve bahçesini emanet bıraktı. " Ben ara sıra yanına gelirim. Sen bir kâhya gibi işlerimi takip et. Hakkın neyse her ay hakkını öderim. Allah'a emanet ol" dedi. Dostuyla vedalaşarak evine döndü.,
Eşyalarını hemen bir kamyona yükletip, başka bir şehre göç etti.
Kahveci; Az sonra Yağız Bey gelir düşüncesiyle, önce kendine bol köpüklü bir kahve yaptı. " Bir Yiğit Dağ Olsa da" plağını pikaba koyarak dinlemeye başladı.
Türkü, Yağız Bey'in yokluğunda ortalığı inlete dursun, eşya yüklü kamyon şehirdekilere görünmeden şehirler arası yolda yol alıyordu.
Mehmet Sadık Medin
28 Haziran 2026 Esenköy - Yalova
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.