Elif Lam Mim Arasında
Mısra bir kapı kanadıdır, ardına kadar açılan,
bir servi dalı rüzgârda sallanan,
basamakları göğe uzanan bir merdiven…
Beyit ise bir evdir; kapısından hürmetle girilmeli,
zira maksat duvarları değil,
içindeki o gizli kişiyle—yani mânâ ile—görüşmektir.
Aruz bu evin sarsılmaz orta direği,
tam ve yarım kafiyeler ruhun tenezzüh ettiği zarif pencerelerdir;
mimarın üslubuna göre ya muhteşemdir bu bina
ya da kaba bir işçilikle felaket.
Nazım ki ipliğe inciler dizmektir birer birer,
her manzume billur bir bedende parıldayan firuze gerdanlıktır…
Fakirlik içinde sultan tavırlı,
muhteşem kulların harcıdır adı şiir olan bu muazzam mülk.
Şairse derya gibi durulduğunda bile coşkun akan bir ırmak,
cennet hurilerinin fısıldadığı berrak sözlerle ayinler yapan bir sihirbaz…
Mânâ sular altındaki en derin denizdir,
şiir o karanlık diplerde ışıldayan esrarlı bir inci.
Şairse vurgun yemeye teşne bir dalgıç;
daha derine, en derine inerek
çıkardığı her dizede bir Aden incisi,
her beyitte Huten miski sunar bize.
Sarayların nakışlı eşiğinde tam ayar bir kuyumcu telkârisi,
mânâyı uyutan muhteşem sözlere murassa bir beşiktir o.
Mevsimi daima bahardır şiirin,
bahçesi âşıkların ateşini söndüren o serin gülistan.
Gül goncası, yürekleri bir dokunuşla açan sabâ esintisi,
ruhun gıdası, İsa’nın nefesi,
hem kılıç kadar keskin hem hançer gibi güzel…
Şiir henüz kâğıda dökülmeden, yazılmadan okunursa güzeldir;
bu yüzden her şair en muazzam dizesini sadece kendi ruhuna fısıldar.
Fecrin tuvalinden avuçladığı yıldızları gönlümüze serperken de,
gecenin beşiğinde ayı ikiye bölüp tazarrular bestelerken de
o bir sesin, bir ahengin avcısıdır.
Kalabalıkların tam ortasında ama yalnızlığının en uçurum kıyısında,
değmemiş topraklara kelamın direklerini çaka çaka
çağlardan çağlara koşar;
ta ki asırlar sonra kaderini paylaşacak bir dost bulsun,
beyaz martılara kardeş olsun
ve o gamlı besteyi gök kubbenin sarrafına
halis bir altın gibi sunabilsin.
Sınırları karıştırmadan,
mevsimleri şaşırıp karlar altında nevbaharı yaşamaktır onun işi.
Bakire bir mânâyı en ahenkli tezgâhta dokur gibi,
Leyla’nın mezarı başında mersiye okuyan bir Mecnun gibi
sarhoş olur ahenkten;
acısını unutur, dünyasını değiştirir
ve sevgiliyi tam da yüreğinden yakalar.
Çünkü şiir lisan-ı gaybdır;
yağmurdan önce sarsan bir afet,
yağmurdan sonra ufku saran o yedi renkli eleğimsağma…
Kelamın basamakları âyete, hadise ve hikmete çıkar;
gerisi ya kaba bir laftır ya nihayetinde küfür.
Ve akıl, sen git artık başımdan!
Zira gözyaşına doğrudan şiir diyemem ben;
bir meyve, bir çekirdek, göz, gez, arpacık…
Ve nihayet O’nun “Elif” “Lam” “Mim” arasında
“Ol!” demesiyle parıldayan o sonsuz mucize…
redfer.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.