Yaşatma Çabasında Sevgi Lisanını Okuyamamak 3
Okuyamamak
Yaşatamayan,
Sevemeyen bir zümrenin içinde,
Kalplerin taş kesilip
Borçlarının karşılığında
Kadınların ve kızların ailelerinden zorla alınıp
Tefecilerin malı kılındığı,
Anne ve babanın
Dünyaya kız evlat getirmekten korktuğu,
Babaların,
Gözünün içine baka baka,
Gözyaşlarıyla kızlarını ölüme götürdüğü,
Azgınlığın ve taşkınlığın doruklara ulaştığı,
Putları için bayramlar,
Şölenler tertip edildiği,
Tevhit inancının garip kaldığı bir dönemde
Kendisinin layıkıyla bilinmesini isteyince Yaratıcı,
On bir ayın sultanının konuk ettiği,
Bin aydan daha hayırlı bir gecede
“Oku” buyurdu;
Nur Dağı’nda tefekküre dalan Kuluna:
“Yaratan Rabbinin adıyla oku.”
Yaradan’ın,
O devrin çirkinliklerinden özene bezene koruduğu,
Kalbini güzel ahlakla yıkayıp pakladığı,
Dürüstlüğü ile herkesin güvenini kazandırdığı Kuluna
Henüz okuma yazma bilmese de
Ona gelen “Oku” emri,
Geldiği derecede manidar,
Manidar olduğu kadar hikmet doluydu.
Yaratıcı,
Okuyamamanın bahane olmadığını,
Hangi yaşta,
Hangi şartta
Ve nerede olursa olsun
Öğrenmenin elzem olduğunu
Öğretmişti seçkin Kuluna o gece.
Okumak:
Nasıl?
Neyi?
Niçin?
Kime?
Sorular korkuları,
Korkular, içine gizlenmiş cevapları açık etti.
“O, insanı bir alaktan (kan pıhtısından) yarattı.
Oku! Rabbin sonsuz kerem sahibidir.
Ki O, kalemle yazmayı öğretendir.
İnsana bilmediğini O öğretti.”
Okumak,
Yaratıcının ismiyle başlamaktı.
Okuyanın sadece diliyle değil,
Ağzından çıkanı
Ancak gönlünden de geçirirse
Anlam kazanacağını bilmesi demekti.
Okumak,
Kendini tanımak,
Kim olduğunu bilmekti.
Tanımak,
Kendi rızasıyla
Gönlünü ateşe verebilme cesaretini göstermekti.
Ki bilmek,
Onu okumaktan alıkoyan her bir şeyi
O ateşte çatabilmekten geçiyordu.
Ta ki
sevgi lisanı ile söylenen sözcükler
Kendisinde açığa çıkana dek çatmak...
Okuyabilen olduysa,
Kimler, nasıl okudu?
Okuyanlar o esnada ne hissetti?
Okuyabileni kanabildi mi gerçekten?
Yoksa tatmin olmayıp daha fazlasını mı istedi?
Ya okuyanlara cahiller nasıl karşıladı?
Ve biz,
Onların ne kadarını,
Hangi sıfatla bakıp görebildik?
Kalp, kalbin aynasıdır.
Okumak için gönle bakmalıydı öyleyse.
Sözler, aynanın sırlı kısmında kaldığından
Okumak,
Ayna olmayı gerektiriyordu.
İnsanı bakıp
Kendini görebilmeliydi kul,
Sırrını kendi sırrı bilip gizleyebilmeli,
Yaratıcısını tanıyıp
Kendini okuyabilmeliydi kul...
Peki yazan, kalemi tutan mıydı
Yoksa onu tutturan mıydı?
Şayet kalemi tutan olsaydı,
Hangi ilhamın verdiği lisanla
Söyleyip yazacaktı?
Yazmak için sebep aradığında
Karşısında neyi bulacaktı?
Ki buldu diyelim,
Kalem, yaşatma çabasını
Sevgi lisanı ile yazabilir miydi?
O halde yazan,
Kalemi tutan değil,
Onu tutturan olsa gerek.
İlham veren de O,
Bilgi veren de.
Öğreten de O,
Sevgi lisanıyla söyleten de.
Kalem oldurup dik durduran da O,
Onu hayat veren de.
Asırlardır şevkle okutan da O,
Okudukça aynı şevkle yaşama sevinci veren de...
İnsanoğlu okudukça
Bilmediğini öğrendi,
Eli, öğrendiğini unutmamak için
Kalem de tuttu.
Yazdı, yazdı, yazdı...
Bunu yaparken
Öğrendiğini de öğretmiş oldu.
Öğrettiği ölçüde itibar gördü,
Himaye edildi bir zaman.
Ta ki
İlim öğreten ve öğrenenler susturulana kadar.
Gözden düşürülene,
Katledilene kadar...
Heyhat!
Yaratıcının yaşatma çabasını göremeyen insanoğlu,
Sevgi lisanı ile yazılanları unuttuğu an
Okumadı,
Okuyamadı,
Okutmadı...
Mesut Tütüncüler / Denizli
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.