Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
(0 oy)

Eksilerek Özgürleşmek Bakara 155 156

Bismillahirrahmanirrahim.


Bugün hangimiz tamamen huzurluyuz?


Şöyle bir etrafımıza bakalım; belki de evlerimiz eşya dolu, ceplerimizde dünyanın en gelişmiş teknolojileri var. Ama gelin görün ki ruhlarımız yorgun, zihinlerimiz darmadağın.


Birçoğumuz tok olduğu hâlde mutsuz, kalabalıklar içinde yalnız ve fena hâlde tükenmiş durumda. Günümüz dünyası bize her şeyi “tamamlama” sözü verdi ama galiba bizi en çok “içimizdeki boşluklar” vurdu.


Tam da bu tükenmişliğin ortasından, asırlar öncesine, Medine’nin o sancılı, yoklukla ve baskıyla sınanan günlerine uzanmak gerekiyor belki de. Müslümanların ilk defa bir düzen kurmaya çalıştığı, ama bir yandan da açlıkla, korkuyla, hicretin getirdiği evsizlikle kuşatıldığı o zor günlere…


İşte tam o anda, insanlığın ufkuna bir şimşek gibi çakıyor şu ilahi hitap:

“Andolsun sizi mutlaka biraz korku, biraz açlık, mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme ile imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele!” (Bakara-155)


Fark ettiniz mi? Bu ayetler sadece tarihsel bir bilgi vermiyor; bize bugün yaşadığımız hayatı, çektiğimiz acıları nasıl okuyacağımızı öğreten muazzam bir bakış açısı sunuyor.

Ayetin sıralamasında ilk olarak korku karşımıza çıkıyor. Çünkü korku, insanın iradesini, duruşunu ve değerlerini en hızlı sarsabilen duygulardan biridir. Korku kalbe bir kez yerleşti mi, düşünce daralır, doğru ile yanlış birbirine karışır, insan kolayca taviz vermeye başlayabilir.


Bugünün zalimleri de dününkiler de hep aynı silahı kullanır: Belirsizlik, gelecek kaygısı ve kaos üreterek insanı korkuyla teslim almak. İşte iman yolculuğunda insanın karşılaşabileceği ilk büyük sınavlardan biri de budur. Bu sınavda savrulmayanlar yollarına devam edebilir.


Hemen ardından açlık geliyor. Korku kalbi sarsarken, açlık bedeni ve insanın en ilkel refleksi olan hayatta kalma güdüsünü sınar. Açlık geldiğinde ahlak test edilir, helal-haram çizgisini korumak zorlaşabilir.

Ama bizim açlığımız sadece midemizin boşluğu değil; asıl büyük yangın ruhlarımızda. Anlam yoksunluğu, değersizlik hissi, “Neden yaşıyorum?” sorusunun cevapsız kalması... 

Ve insan bu iç boşluğunu doyurmak için sahte gıdalara sarılıyor: Daha çok hırs, daha çok alışveriş, daha çok statü ve bağımlılıklar... Oysa bunlar doyurur gibi yapan ama ruhu asla beslemeyen sahte gıdalardır.


Bazen insan bolluğun içinde sahip olduklarının kıymetini unutur; yokluk ise onu yeniden düşünmeye ve Rabbine yönelmeye sevk edebilir. İmtihan bitmiyor; kalbimiz sarsılıp içimiz boşalınca Allah, sırasıyla mallardan, canlardan ve ürünlerden eksilteceğini söylüyor.


Biz “mal” deyince sadece parayı anlıyoruz. Oysa insanın sahip olduğu ve kaybetmekten korktuğu pek çok şey vardır: servet, kariyer, makam, saygınlık… Hatta bazen “onsuz yaşayamam” dediğimiz insanlar ve alışkanlıklar bile.

Kalbimiz yanlış bir yere bağlandıysa, o bağ sarsılmadan neye gerçekten dayandığımızı fark etmeyebiliriz. İşte imtihan, insana neye bağlandığını gösterir.


Can ise imtihanın zirvesidir. Can tatlıdır; insan canı sıkışınca adaleti, merhameti ve doğruluğu unutabilir. Can korkusu insanı başkasının hakkını çiğnemeye, zulme boyun eğmeye veya doğru bildiğinden vazgeçmeye sürüklemiyorsa, işte orada imanın ve ahlakın gücü ortaya çıkar.


En son hayat düzenimiz, ürünlerimiz, yani kazancımız sınanır.

Geçim daraldığında “Mecburdum.” bahanelerine sığınıp harama, kısa yollara sapacak mıyız, yoksa imanımızı ne pahasına olursa olsun koruyacak mıyız?

İşte tüm mesele burada düğümlenir.

Peki, bu kadar ağır bir soyulmanın, bu kadar büyük eksilmelerin amacı bizi yıkmak mıdır?

Hayır.

Ayetin içindeki o muazzam kelime bize bir sır verir: “Biraz...”

Bu imtihan bizi yıkmak için değil, bizi inşa etmek içindir; o yüzden “biraz” ...


Ve nihayet insan, dünyevi olan her şeyinden soyulduğunda, o düğüm Bakara 156 ile çözülür: “Onlar, başlarına bir musibet geldiğinde, “Doğrusu biz Allah’a aidiz ve kuşkusuz O’na döneceğiz” derler.”


Bu cümle, aciz bir teslimiyet veya basit bir teselli sözü değildir; bu, yepyeni bir varlık anlayışıdır. İnsan “Bu benim.” dediği sürece korkusu büyür, malı hırs doğurur, canı putlaşır. Ama ne zaman ki “Benim dediğim hiçbir şey benim değil; ben de dâhil her şey O’nun mülkü.” der, işte o an dünyadaki bütün dengeler değişir.


“Biz Allah’a aidiz.” diyen kalpten korku sökülür atılır; çünkü bilir ki sahibi olan Allah’a dönecektir. Açlık gelse de insan dağılmaz, çünkü açlığın onu yok etmediğini, aksine sahibine yaklaştırabileceğini bilir.

Mal artık onu yönetemez; paraya sadece bir emanetçi gibi bakar. Canı kıymetlidir ama ilahı değildir; yaşamak ister ama zalimin karşısında eğilmez. Geçim kaygısı biter demek belki fazla iddialı olur; fakat insan, geçimin yalnızca bir araç olduğunu, imanının ise asıl amacı olduğunu öğrenir.


Sözün özü dostlar;

Bakara 155’te insan sahte bağlarından, yanılsamalarından tek tek soyulur.

Bakara 156’da ise o soyulan insan, hakiki anlamda özgürleşir. Çünkü her şeyini kaybeden ama elinde tek sığınak olarak Allah kalan bir insanı, artık bu dünyada hiçbir şey esir alamaz.


Ne mutlu o eksilerek özgürleşenlere!

Ne mutlu sabredip müjdeye nail olanlara!


Allah’a emanet olun.


Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 1
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Eksilerek Özgürleşmek Bakara 155 156

mesut-tutunculer mesut-tutunculer