Edebiyat Evi Dedelerinin Divriği Macerası 14
Yolculuğun ilk saatları gayet neşeli ve sorunsuz geçmişti.Ama daha sonra hava bulutlanmaya ve yağmur yağmaya başladı. Hafiften başlayan yağmur gittikçe şiddetlendi.Artık yağmur dinmek bilmiyordu.Her taraf su gölüne dönmüştü.Dağ yamaçlarından akıp gelen çamur ve balçık yolu kapayıp geçilmez hale getirmişti.Araç çamura saplanmışi arka lastik patlamıştı.Kangal'a da daha birkaç kilometre yol vardı.Şampiyon "Arabada stepne var"demişti ama yokladıklarında onun da olmadığını gördüler. Durum gerçekten vahimdi.
Baki:
— Yürüyüp bir yerlerden yardım bulmamız lazım.
Mehmet Fikret:
— Ben yürümem arkadaş.Ayaklarımın halini biliyorsunuz.
Sami Hoca:
— Ben de yürümem.Benim ayaklarım seninkinden de beter.
Nuri Hoca:
— Ama mecburuz.Böyle durup bekleyecek halimiz yok ya?!
Baki:
— Ben önden giderim.Gelen gelir gelmeyenin paşa gönlü bilir.
Türkmenoğlu:
— Ben de gelirim.
İpçi Erdoğan:
— Ben de.
Mehmet Fikret:
— Ben kalayım öyleyse.
Nuri Hoca:
— Hayır.
— Ayağım ağrıyor yav, anlasanıza....
— Yine sırtlanırsın.
Baki ile Nuri Hoca birbirine baktı.
İkisi de aynı anda:
— Tamam.Ne yapalım kurtuluş yok. Anca beraber kanca beraber.
Ve yine...
Mehmet Fikret Baki'nin sırtına.
Sami Hoca Nuri Hoca'nın sırtına.
Yağmur altında yürümeye başladılar.
Ama bu kez hava kararıyordu.
Ve önlerinde sadece karanlık vardı.Bir süre sonra yağmur hafifledi.
Ama bu kez başka bir ses duyuldu.Çalıların arasından:Hışır... Hışır...
Türkmenoğlu:
— Duydunuz mu?
Herkes durdu.
Erdoğan:
— Bir hayvan olabilir.
Mehmet Fikret:
— Ne hayvanı?Ayı filan olmasın.
Erdoğan:
— Bilmiyorum.
Sami Hoca:
— Sen yine mi tahmin yapıyorsun?
Bir anda çalıların arasından büyük bir şey fırladı.
Herkes bağırdı.
Mehmet Fikret Baki'nin sırtında zıpladı.
Baki:
— Dur yav beni düşürteceksin!
Nuri Hoca:
— Neydi o yav?!
Hayvan karanlıkta hızla uzaklaştı.
Türkmenoğlu:
— Tavşanmış!
Herkes birkaç saniye sessiz kaldı.Sonra kahkahaya boğuldular.
İpçi Erdoğan:
— Ben zaten tavşan olduğunu biliyordum.
Sami Hoca:
— Sen hiçbir şeyi bilmiyorsun.Atma kafadan öyle.
Saatler sonra uzakta ışıklar görünmeye başladı.Kangal'ın ışıklarıydı.
Mehmet Fikret:
— Geldik mi?
Baki:
— Evet.
Nuri Hoca:
— Şükür.
Sami Hoca:
— Bir yere oturabilir miyiz?
Türkmenoğlu:
— Önce yardım bulalım.
İpçi Erdoğan:
— Sonra da yemek yeriz.
Mehmet Fikret:
— Bu kez önce yemek!
Kangal'a girdiklerinde ilk gördükleri şey bir akaryakıt istasyonuydu.Koşarak oraya girdiler.Benzinlikte çalışan genç onları görünce şaşırdı.
— Hayırdır dedeler, nereden böyle?
Nuri Hoca:
— Yolda kaldık delikanlı.
Genç:
— Arabanız nerede peki?
Baki:
— Birkaç kilometre geride.
— Ne oldu?
— Lastik patladı.Çanura saplandık.
— Yedek lastik yok muydu?
Baki:
— Ben var zannediyordum ama meğerse yokmuş.
Genç:
— Tamirci var, eğer isterseniz.
Herkesin yüzü güldü.
Mehmet Fikret:
— Allah'ım sonunda!
Fakat genç sözünü tamamladı:
— Ama bu saatte kapalıdır.
Herkesin yüzü tekrar düştü.
— Sabah açılır ancak.
Mehmet Fikret:
— Sabah mı?
— Evet.
Baki:
— Peki şimdi ne yapacağız?
Genç:
— İsterseniz burada bekleyebilirsiniz.Yerimiz müsait.
Nuri Hoca:
— Çok iyi olur.
Tam o sırada istasyonun arka tarafından bir adam çıktı.
— Ne olmuş? Ne olmuş?
Genç:
— Yolda kalmışlar.
Adam altı kafadara baktı.
— Ben tamirciyim.
Herkes bir anda ona döndü.
Baki:
— Gerçekten tamirci misin gardaş?
— Evet.
Mehmet Fikret:
— Allah seni gönderdi!
Adam güldü.
— Ama önce bir şey söyleyeyim.
Nuri Hoca:
— Buyurun.
Adam:
— Arabayı bıraktığınız yere gitmemiz lazım.
Baki:
— Gidelim.
Adam başını salladı.
— Ama yol yağmurdan dolayı kapanmış olabilir.
Herkes birbirine baktı.
Nuri Hoca:
— O zaman ne yapacağız? Yürüyerek geldik ama yağmurda gidilmez artık.
Adam:
— Traktörle gideceğiz.
İpçi Erdoğan:
— Yine mi traktör?
Sami Hoca:
— Bu geziyi traktörle tamamlayacağız galiba.
Mehmet Fikret:
— Benim için fark etmez.
Baki:
— Senin için neden fark etmiyor?
Mehmet Fikret:
— Çünkü traktörde yürümek yok.En azından ayaklarım yere basmıyor.
Herkes güldü.
Tam traktöre binecekleri sırada tamirci adamın telefonu çaldı.Adam telefonu kapattı.Yüzünin şekli değişmişti.
Nuri Hoca:
— Ne oldu birader, kötü bir durum mu var?
Adam:
— Sizin arabanın bulunduğu bölgede sular iyice yükselmiş.
Baki:
— Ne kadar?
Adam:
— Çok.
— Arabaya bir şey olur mu acaba?
Adam başını salladı.
— Eğer yağmur devam ederse...Araba suyun içinde kalabilir.
Altı kafadarın yüzündeki bütün neşe bir anda kayboldu.
Nuri Hoca:
— O zaman beklemeyelim.
Baki:
— Hemen gidelim.
Sami Hoca:
— Araba orada kalırsa ne yapacağız?
Mehmet Fikret:
— Onca yolu boşuna mı geldik?
İpçi Erdoğan traktöre atladı.
— Hadi!
Nuri Hoca:
— Bu kez haklısın Erdoğan.
Traktör gece karanlığında yeniden hareket etti.
Önlerinde yağmurla ıslanmış yollar...Geride Kangal'ın ışıkları...Ve birkaç kilometre ötede, suların yükseldiği yerde kaderine terk edilmiş bir araba vardı.
Hiçbiri bilmiyordu ama o gece sadece arabayı kurtarmaya gitmiyorlardı.Suyun ortasında onları çok daha büyük bir sürpriz bekliyordu.Çünkü arabaya yaklaştıklarında...Yolun ortasında bir araç daha göreceklerdi.Ve o aracın içinde...Yardım bekleyen iki kişi vardı.
Devam Edecek...
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 5
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.