Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Atışma Online Üyeler
(0 oy)

Dilimdeki Tatsın Anlatamadığım

Sana rastladığım gün, dünyanın kullanım kılavuzu masadan düştü.

Kimse eğilip almadı.

Garson, çatlamış bir bardağa su doldurdu. Sokaktan geçen adam, cebindeki anahtarı yanlış kapının önünde unuttu.

Hayat, büyük olaylar çıkarmadan da kendi düzenini bozabiliyormuş.


Sen konuşurken kelimelerin anlamından çok, aralarında bıraktığın boşluklara baktım.

Bir cümlenin ortasında durup düşünceni başka bir yöne çevirdin.

Ben, zihninin o dar sokağında yıllardır kapalı duran dükkânların kepenk seslerini duydum.


Sende sevdiğim şeyin adını koyamıyorum. Ad koymak, bir şeyi küçültüp çekmeceye sığdırmanın kibar biçimi.

Sana yaklaştıkça mesafe uzuyor, uzaklaştıkça ayrıntıların çoğalıyor.


Bir gün, yüzünün hangi tarafında kendimi unuttuğumu bulmaya çalıştım.

Sonra bundan vazgeçtim.

İnsan her kaybını belgelemek zorunda değil.

Bazı eksilmeler, nüfus kayıtlarına geçmeden kişiliğini değiştiriyor.


Bende eskiden beri biriken şeyler var. Yanlış anlaşılmış bir kahkahanın makbuzu, bir sofrada kimseye anlatamadığım düşünce, yıllar önce verilmiş, tarihi silinmiş bir söz.

Bunları kimseye göstermedim.

Sana da göstermedim.

Fakat yanındayken saklamak için kullandığım o görünmez dolabın kapağı kendiliğinden aralık kaldı.


Belki yakınlık budur.

Birinin seni çözmesi değil, çözülecek bir problem olmaktan çıkman.

Kendini savunmak için hazırladığın cümlelerin ağzında işe yaramaz aletlere dönüşmesi.

Bir mahkemede değil de kendi evinde oturuyormuşsun gibi ellerini nereye koyacağını düşünmemek.


Sana dair bir gelecek kurmuyorum. Gelecek, henüz basılmamış bir gazetenin boş sayfalarına benziyor.

İnsan oraya her şeyi yazabilir ama sabah olduğunda kâğıdın dağılacağını unutur. Ben, şimdinin daha zor bir iş olduğunu öğrendim.

Bir anın içinde kalmak, onu kanıtlamaya çalışmadan.


Sen gittikten sonra odada kalan şey kokun değildi.

Sandalyenin ayağı altındaki kâğıt parçası, musluğun kapanırken çıkardığı kısa ses, masada unutulmuş bir mandalinanın tek tarafında başlayan çürüme.


Garip olan, bunların hiçbirinin seni hatırlatmak için yaratılmamış olmasıydı. Yine de dünya, aramızda yaşananları kendi sıradanlığına dağıtmıştı.

Artık bir eşya, yalnızca eşya değildi ama hiçbir eşya da sen değildin.


Bunu sevdim.


Bir insanın her yerde karşıma çıkması yerine, dünyanın bana başka ayrıntılar göstermesini.

Bir ismin bütün dili işgal etmesi yerine, dilin yeniden başka şeylere de yetmesini.


Sana rastladım.

Bunu büyütmek için gökyüzüne yeni bir görev ya da tarihe yeni bir başlangıç vermeyeceğim.

Yalnızca şunu söyleyeceğim.


O günden beri kendime sorduğum sorular değişti.

Eskiden, neden böyle olduğumu sorardım. Şimdi, böyle olduğum hâlde neleri yapabileceğimi merak ediyorum.


Ve bu, bir insanın başka bir insanla karşılaşmasından geriye kalabilecek en sahici şey belki.

Hayatın anlamını bulmak değil, hayatın önüne koyduğu eski soruyu artık cevaplamak zorunda hissetmemek.

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Dilimdeki Tatsın Anlatamadığım

basak-kaya basak-kaya