Adlî Ve 19 Tabut Osmanlıda Kardeş Katliamı 7 Bölüm
ADLÎ VE 19 TABUT- OSMANLIDA KARDEŞ KATLİAMI 7. BÖLÜM-
Bugün şiirler nedeniyle biraz uzayacak yazı, hakkınızı helal edin
********
III. Murat 16 Ocak 1595’de ölünce Manisa’da Sancak’ta olan oğlu Mehmed aceleyle İstanbul’a geldi ve gelir gelmez ilk iş olarak babasını toprağa verdi. ( 26 Ocak 1595) O gece en büyüğü on üç yaşında olan kardeşleri Mustafa, Bayezid, Osman, Selim, Cihangir, Abdullah, Abdurrahman, Hasan, Ahmed, Yakup, Alemşah, Yusuf, Hüseyin, Korkut, Ali, İshak, Ömer, Alaüddin ve Davut’u boğdurarak öldürttü; sabahleyin de cenazelerini saraydan çıkartıp Şeyhüislam Bostanzâde Yahya Efendi’ye cenaze namazlarını kıldırttı.
Evet, Osmanlı Devletinde tahta geçen padişahlar kardeşlerini öldürmüşlerdi ama ilk kez bu kadar çok şehzade bir anda öldürülmüştü.
III. Mehmet’in tahta çıkışıyla birlikte gerçekleşen bu katliam Osmanlı tarihinde hakkında en çok yazı yazılan bir olay olmuştur. Mesela Evliya Çelebi olayı şöyle anlatır:
“Murad Han’ın ölümü sırasında hünkarlık yasası gereği on dokuz şehzadeyi bir seferde şehit ettiler. Hatta biri o kadar küçük imiş ki kestane yerken cellat öldürmeye gelince o şehzade “ Az bekle kestanemi yiyeyim sonra boğ” demiş. Acımasız cellat hemen şehit etmiş. Birini de şehit etmeye gelip annesi kucağından almış, bir bucakta boğarken annesinin sütü burnundan, ruhu ağzından çıkıp ruhunu teslim etmiş.”
Dikkat edilecek olursa zamanın anlayışına göre olay hünkarlık yasasının gereğidir ve öldürülen şehzadeler şehittir.
Selaniki Mustafa Efendiye göre olay oldukça hüzün vericidir ama tüm suç ‘’ içerüde dilsiz ve dinsiz, feryâd u figânların işitmez üzerlerine musallat olup, maslahatların bitürüp”’’ diye tanımladığı dilsiz- dinsiz cellatlarındır. Onlar acımadan kıymışlardır zavallı şehzadelere.
Peçevi İbrahim Efendi olayı şöyle kaleme alır: “O gece on dokuz şehzade, annelerinin kucağından koparılarak Allah’ın rahmetine ulaştırıldılar. Ertesi gün Şeyhülislam Bostanzade onların cenaze namazlarını kıldırdı ve babalarının ayakları dibine “hüzün köşesi” gibi gömüldüler. Yüce Allah’ın rahmeti üzerlerine olsun”
Evet bu 19 şehzadenin katli ile ilgili elimizde daha pek çok kaynak var ama bu kaynaklardan üçü ‘’Osmanlıda Kardeş Katliamı’’ dediğimiz olaya o dönemlerde genelde nasıl bakıldığını görmemiz açısından çok çok önemlidir.
Bunlardan birincisi Şeyhülislam Bostanzade Yahya Efendi’dir. Şeyhülislam Bostanzade Yahya Efendi aynı zamanda on dokuz şehzadenin cenaze namazını kıldıran kişidir ve bize göre padişaha ‘’Kardeşlerini katletmen şer’an caiz değildir ‘’ Diye fetva vermesi gereken yegane yetkili olduğu halde on dokuz şehzadenin katli ile ilgili ‘’ Sultan Mehmed sancaktan geldi, kardeşlerine ecel şerbeti içirdi’’ diyerek olayı oldukça sıradan bir olay olarak anlattığı gibi aynı zamanda Sultan III. Mehmed’in Padişah olmasıyla birlikte yeryüzünü adaletin kapladığını söyler yazdığı Tarih-i Saf ( Duru Tarih ) adlı eserinde. Yani bir şeyhülislama göre bile olay ne kadar üzücü olursa olsun maktuller şehittir, katliam emrini veren ise dünyayı adaletle doldurmuştur.
Bu eserlerin ikincisi bir yabancıya aittir ve bana göre ‘’Osmanlıda Kardeş Katliamı ‘’ dediğimiz olaya halkın tepkisini en açık şekilde o kaleme almıştır.
Evet, Avusturya elçilik heyetinde bulunan Friedrich Seidel ‘’ Sultanın Zindanında’’ adıyla Türkçeye çevrilen ve 1591-1596 yılları arasını kapsayan eserinde İstanbul halkının tepkileriyle ilgili dikkat çekici bilgiler vermiştir. Seidel, Selanikî’nin şehzade ölümlerinden dolayı oldukça üzüntülü olarak tasvir ettiği İstanbul halkının ertesi günkü durumunu “Padişah, oğullarıyla birlikte defnedildi ve bir gün sonra da Sultan Mehmed’in tahta geçişi kentin içinde bir alay düzenlenerek halka duyuruldu. Bu olay da gene sevinç gösterileriyle, top atışlarıyla ve havai fişeklerle kutlandı” Diye anlatılır.
Yani Osmanlı halkı için de sıradan bir olaydır şehzade katliamı. Bu sayının on dokuz olmasının çok da önemi yoktur. Onlar için ağlamak gerektiğinde yaka paça yırtılarak ağlanır ama rahmetliler toprağa verildikten sonra hayat normal akışında devam eder ve ortada bir eğlence varsa şehzade anaları halen hüngür hüngür ağlarken havai fişekler eşliğinde eğlenmenin hiçbir sakıncası yoktur. [ ‘’O dönemin insanları bu yaşananları anlayabiliyordu.’’ derken işte bunu kastediyordum. ]
Üçüncü olarak ele alacağımız eser ise Nev’i’ nin Sultan III. Murat için yazdığı mersiyedir ( Ağıt )
Evet, malum on dokuz şehzadenin öldürülüşünden bir gün önce de Sultan III. Murat’ın cenazesi çıktı saraydan.( Ya da aynı gün ) Nev’i de III. Murat’ın hocalarındandı ve arkasından bir ağıt yaktı ama bu ağıtta on dokuz şehzadenin katline değindiği gibi III. Ahmet’ten de bahsediyordu şöyle ki:
Önce Osmanlı Türkçesiyle:
Gül vakti geldi hâkde güller nümâyân oldı âh
Şimdi bizüm bir goncamuz hâk içre pinhân oldı âh
Bînâb olup sünbülleri soldı mutarrâ gülleri
Toprak olup nergisleri hâk ile yeksân oldı âh
Cism-i za’îfin sandılar togmış felekde mâh-ı nev
Bayrama iller cem’ olup diller perîşân oldı âh
Açıldı güller ‘îd olup halk-ı cihân handân u şâd
Bilmem niçün çeşmüm benüm bu demde giryân oldı âh
Toyınca yüzin görmeğe yaşum hicâb oldı benüm
Her yılda bir gün ‘îd olur ol gün de bârân oldı âh
Şehzâde-i nâ-şâd-baht çün kıldı terk-i tâc ü taht
Na’şinde ‘âlem haşr olup bir özge dîvân oldı âh
Ebr-i felek giryân olup nâr-ı şafak sûzân olup
Taglar başı tûfân olup cûlarda tugyân oldı âh
Hep sîneler biryân kamu hep dîdelerde kan kamu
Halk-ı cihân nâlân kamu dil-teng ü hayrân oldı âh
Saçı çözüldi sünbülüñ yolundı evrâkı gülüñ
Gülşende kârı bülbülüñ feryâd ü efğân oldı âh
Devrân ‘aceb gaddâr imiş didüklerince var imiş
Dehre bu köhne kâr imiş şimdi firâvân oldı âh
Nev‘î yiter kan agladuñ sûzân u nâlân iñledün
Besdür şikâyet çarhdan Hak’dan çü fermân oldı âh
Bu saltanat gülzârına Sultân Mehemmed Hân yeter
Gül var iken bir goncasuz bagrum dime kan oldı âh
Nice külâh u kelleler yir dehr elinden silleler
Gül gibi tenden hülleler soyundı ‘üryân oldı âh
Taht-ı Süleymân kaldı ad mahkûm iken tahtında bâd
Tâc u külâh-ı Keykubâd hâk içre galtân oldı âh
Her kankısı sultân ise biz bende-i fermân aña
‘Âkil dimez kim bu anuñ yolında kurbân oldı âh
Âhum yilinden kıl hazer kim saña kılmasun eser
Sözdür cihanda mu’teber devrüñde bî-şân oldı âh
Hıfz u amânına Hak’uñ ısmarladum şâhum seni
Ol bezme kim her şeb aña şem’-i fürûzân oldı âh
VE GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİYLE
Nev’i günümüz Türkçesiyle şöyle diyordu: [ Tamamını büyük harflerle yazdığım beyitlere dikkatinizi çekerim. Ayrıca köşeli parantez içindeki açıklamalarımı da okuyun. ]
Gül mevsimi geldi, toprakta güller göründü ah! Şimdi ise bizim bir goncamız toprağın içinde gizlendi (toprağa gömüldü) ah!
Sümbülleri (saçları) tazeliğini yitirip soldu, taze ve parlak gülleri (yanakları) soldu; nergis gibi bakan gözleri toprak olup yerle bir oldu ah!
Onun zayıf ve zarif bedenini gökyüzünde yeni doğmuş bir hilal sandılar. İnsanlar bayram için bir araya toplanmışken, gönüller perişan oldu ah!
Güller açıldı, bayram oldu ve bütün dünya halkı neşeyle güldü. Bilmem niçin benim gözüm tam da bu zamanda ağlar oldu ah!
Yüzünü doya doya görmeme gözyaşlarım engel oldu. Her yılda sadece bir gün bayram olur, o gün de yağmur yağdı (gözümden yaşlar boşaldı) ah!
MUTSUZ VE TALİHSİZ ŞEHZADE TACI VE TAHTI TERKEDİP GİDİNCE TABUTUNUN BAŞINDA BÜTÜN DÜNYA TOPLANDI, BAMBAŞKA BİR MAHŞER YERİ ( HÜZÜN MECLİSİ KURULDU [ On dokuz şehzadeden tek bir şehzade gibi bahsediyor. Ayrıca şehzadeler sanki öldürülmemişler de tacı tahtı kendileri terk etmişler gibi yazıyor.]
Gökyüzündeki bulutlar ağladı, şafağın ateşi yandı (gökyüzü kızıla boyandı), dağların başı tufana döndü ve nehirler taştı ah!
Bütün sineler, göğüsler kebap gibi yandı; bütün gözlerden kanlı yaşlar aktı. Dünya halkının tamamı feryat edip inledi, gönüller daraldı ve herkes hayretler içinde kaldı ah!
Sümbülün saçları çözüldü, gülün yaprakları yolundu. Gül bahçesinde bülbülün işi artık sadece feryat edip ağlamak oldu ah!
Zaman meğer ne kadar gaddarmış, dedikleri kadar varmış! Dünyanın bu eski hilesi, âdetiymiş; fakat şimdi (bu acıyla) iyice haddini aştı ah!
EY NEV’İ KAN AĞLADIĞIN, YANIP YAKILARAK İNLEDİĞİN YETER. MADEM Kİ HAKDAN BÖYLE BİR FERMAN ÇIKTI ARTIK FELEKTEN ŞİKAYET ETMEYİ BIRAK [ Görüldüğü Nev’iye göre Padişah III. Murat’ın ölümü de 19 şehzadenin katledilmesi de Hakkın ( Allah’ın ) takdiri. Allah öyle istemiş (!) o halde şikayet etmemek gerekir. ]
BU SALTANAT BAĞININ BAŞINDA SULTAN MEHMET’İN BULUNMASI YETERLİDİR. GÜL GİBİ BİR SULTAN DURURKEN BİR GONCA EKSİLDİ DİYE BAĞRIM NEDEN KANLA DOLSUN Kİ [ Devletin başında Sultan III. Mehmet gibi bir gül varken bir gonca ( o bir dese de 19 gonca ) eksildi ( öldürüldü ) diye bağrımız ne diye kanla dolsun ki? Bu kadar basit yani. Alt tarafı on dokuz şehzade öldürülmüş. ]
Bu dünya elinden nice başlar, nice taç sahipleri silleler yer! Gül yaprağının dökülmesi gibi, bedenlerden elbiseler soyundu da herkes çırılçıplak toprağa girdi ah!
Rüzgarlar emrinde olduğu halde Süleyman’ın tahtından geriye sadece bir isim kaldı; Keykubad’ın tacı ve külahı toprak içinde yuvarlanıp gitti ah!
KİM SULTAN İSE BİZ ONUN FERMANININ KULUYUZ. AKILLI OLAN KİMSE ‘’BU ONUN YOLUNDA KURBAN OLDU’’ DİYE HAYIFLANMAZ [ Biz, sultan kimse ona boyun eğeriz. Akıllı olan kimse öldürülen şehzadeler için ‘’tahta geçen sultana sebep öldürüldüler’’ diye hayıflanmaz ]
Ahımın rüzgarından sakın ki sana bir zararı dokunmasın. Dünyada saygı gören tek şey sözdür (şiirdir) ama o da senin devrinde değerini yitirdi ah!
Ey şahım! Seni Allah’ın korumasına ve emanetine bıraktım; her gece parıl parıl yanan mumların aydınlattığı o ebedi meclise (ahirete) uğurladım ah!
***********
‘’Hocam ! Yazının başlığında bir Adlî geçiyordu. Ondan hiç bahsetmedin.’’ diyorsunuzdur. Bahsedeyim.
Adlî, Padişah III. Mehmet’in şiirlerinde kullandığı mahlası idi. Evet, on dokuz kardeşini katlettiren III. Mehmet, Adlî mahlasını kullanıyor ve şöyle şiirler yazıyordu:
Yokdurur zulme rızâmuz adle biz mâ’illerüz
Gözlerüz Hakk’un rızâsın emrine kâ’illerüz
Ârifüz âyîne-i âlem-nümâdur gönlümüz
Rûzgârun cünbişinden sanmayın gâfillerüz
Hükm-i Mevlâya mutî’iz fârigiz tedbîrden
Biz tevekkül ehliyüz takdîrine kâ’illerüz
Gönlümüz kuhl-i Sıfâhânı alur mı aynına
Tûtiyâ-yı gerd-i râh-ı dilbere mâ’illerüz
Pûte-i aşk içre Adlî kâl idelden kalbimüz
Gıll u gışdan hâliyüz âlemde sâfî-dillerüz
GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİYLE:
Zulme rızamız yoktur, bizler adalete meylederiz. Allah’ın rızasını gözetiriz ve Onun emrine boyun eğmişiz.
Ârifleriz, gönüllerimiz cihanı gösteren birer ayna oldu. Zamanın değişiminden de gâfil değiliz.
Mevlâ’nın hükmüne itaat ederiz, tedbire çok önem vermeyiz. Bizler tevekkül ehliyiz, takdir ne ise kabulleniriz.
Gözlerimiz, sürmesiyle meşhur olan Isfahan boyasını kabul etmez; bizler sevgilinin bastığı topraktan yapılan sürmeyi isteriz.
Ey Adlî! Kalplerimiz aşk potası içinde eritildiği günden beri kötü düşüncelerden uzağız ve bizler cihanda gönülleri saf olanlarız.
*****
Ve 37 Yaşında ölmeden önceki hem pişmanlığı hem de ruh hali:
"Bu dünya hanında huzur arama, hep gam ve kederdir,
Padişah olsan da çektiğin acı ecelden beterdir.
Gönlüm yandı, içim sızladı bu taht uğruna;
Adlî, senin de sonun bir gün bu kara topraktır."
*****
Bu düzeni değiştiren on dört yaşındaki I. Ahmet ile devam edeceğiz.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.
Edebiyat ve Kültür Platformu