Şehzadeye Mehter Kıza Sessizlik
Salonunun kapıları sonuna kadar açılıyor; önce içeri sis makinesinden çıkan çilek kokulu suni duman basıyor, ardından volkanlar fışkırıyor ve desibel rekoru kıran bir “Hücuuum Marşı” patlıyor. Ortam öyle bir gergin ki, dışarıdan geçen biri ya üçüncü dünya savaşının başladığını ya da padişahın tahttan indirildiğini sanır.
Ama hayır. Dumanların arasından dört tane garson çıkıyor; üzerlerine iki beden büyük gelen, kostümleriyle... Omuzlarında ise altın sarısı boyası bir taht taşıyorlar. Tahtın üstünde kim var dersiniz? Yarın Hayat Bilgisi dersinde fasulye çimlendirecek olan, elinde plastik asasıyla korkudan tir tir titreyen ilkokul 2-B sınıfı öğrencisi Mertcan! Çocuk neye uğradığını şaşırmış; sanki sünnet olmamış da zorla ikinci evlilik provasına çıkarılmış gibi melül melül etrafa bakıyor.
Hele annelerin durumu var ki, evlere şenlik! Sanırsın sünnet töreni değil, Paris Moda Haftası. O pırıltılı abiyeler, metrelerce tüller, abartılı kuaför mesaileri... Yahu bu gözler Instagram’da oğlunun sünnetinde resmen beyaz gelinlik giyen anne gördü, gelinlik! Bir de bu akıl almaz şatafatı story’lerle sosyal medyaya saçıp cümle aleme hava atma yarışı var ki, sormayın gitsin.
Yahu sakin olun, alt tarafı iki gramlık bir deri parçası kesildi! İki gram! Tavuk dönerciye gitsen "Abi şuradan bana iki gram döner kes" desen adam seni dükkândan kovalar. Ama insanlar ne yapıyor? Organizasyon şirketiyle paket anlaşıp lazer şovlu, meşaleli düğün kurguluyor. Çocuğu koltukla beraber tavandaki havalandırma pervanesine teğet geçecek kadar havaya kaldırıp fırıl fırıl döndürüyorlar. Neyin kutlaması bu, yer çekimine mi meydan okuyorsunuz?
Eğer derdiniz sünneti yerine getirmek, çocuğun hayrına bir şey yapmaksa yolu bu mudur? Çok bir şey yapmak istiyorsan çağırırsın iki kapı komşunu, dayını, teyzeni; evinde bir mevlit okutursun. Kur’an dinlenir, samimi dualar edilir. Yemeğini yiyen "Allah damatlığını da göstersin" der, konu sessiz sedasız kapanır. Yıllardır böyle olmuyor muydu bu iş? Ne ara mevzu NASA roket fırlatıyormuş gibi cümle aleme duyurmaya geldi.
Ama işin asıl trajikomik festivali burada da bitmiyor. Asıl film, bu şatafatı organize eden o zihniyetin kendi içinde açtığı derin uçurumda kopuyor.
Meseleyi mehterle uzaya fırlatan aynı kafa; konu evin kız çocuğunun genç kızlığa adım atması olunca anında devlet sırrı protokolü devreye giriyor! Kız çocuğu ergenliğe adım attığı an evde bir kırmızı alarm: “Aman sus! Yavaş yürü, kimse duymasın! Baban bilmesin, komşular arkamızdan konuşmasın, aman rezil oluruz, ayıptır, günahtır!”
Yahu nedir bu telaş, ülkenin güvenlik kodları mı sızdı? Kız çocuğunun tamamen biyolojik, doğal büyüme sürecine sanki yüz kızartıcı bir suç işlemiş gibi FBI operasyonu çekiyorsunuz; ama oğlanın durumunu mahalleye megafonla duyurmadığınız kalıyor!
Elbette kimse size “Kızın ergenliğini de düğün salonu kiralayıp havai fişekle kutlayın” demiyor. Bizim derdimiz sizin bu köhne, komik ve çirkin çifte standardınızla! Kız çocuğuna kendi bedeninden utanmayı öğreterek köşeye sindireceksin; sonra aynı biyolojik olgunlaşmayı yaşayan oğlanı tepelerde gezdireceksin.
İşin en büyük ironisi de ne biliyor musunuz? O tahtlara sığdıramayıp tavanlara fırlattığınız minik şehzadelerinizi de işte o susturmaya, ayıplamaya çalıştığınız kadınlar dünyaya getiriyor! Kadının varlığını ayıp sayıp, oğlanın iki gramlık fazlalığı üzerinden imparatorluk kurmaya kalkışan bu görgüsüzlük ne dine sığar ne akla ne de mantığa.
Çocuğu tahtla havada gezdirmekle ona erkeklik değil, olsa olsa fena halde bir şımarıklık yüklersiniz. Bırakın bu yeniçerili taht oyunlarını da; önce çocuklarınıza iyi bir insan olmayı ve en çok da o ayıpladığınız kadınlara saygı duymayı öğretin!
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.
Edebiyat ve Kültür Platformu