Tesadüfe Tesadüf Edilmez.

            Değerli Kızım;

            Allah’ın hidayet ve inayeti üzerinizde daim olsun. Allah sizi sevdi, siz de Allah’ı sevmeye davam edin. Bu sizin için, güneşin üzerinde doğup battığı her şeyden daha hayırlıdır. Bu mektubumda biraz daha farklı bir konuda yazıyorum. Umarım kafan karışmaz.

 

           

Bizim medeniyet anlayışımızda “her şey insan için” görüşü hâkimdir. Bu merkezde inanan ve yaşayan ecdadımız; din, dil, renk ve ırk ayrımı gözetmeden, insanlara hizmeti bir ibadet telakki etmişlerdir. “İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır” inancı ve imanı içinde hayırlarda yarışmışlardır.

 

            Değerli Kızım;

            Hiçbir şey kendiliğinden, nedensiz ve plansız gelişmez. Muhakkak bir amaca, etkileşmeye ve değişime aracı olur. Kâinatta tesadüfe, tesadüf edilmez. Newton bile: “Kâinattaki tüm sistemler, akıllı ver güçlü bir varlığın kudretiyle sürdürülebilir. Bu varlık ise, yalnızca dünyanın değil, bütün kâinatı yaratıp yöneten Allah’tır,”der.

 

            Yahudi ve Hıristiyanların ileri gelenleri, Allah’ın hükümleri inkâr ederek; insanı tanrılaştırma girişimleri, kâfir ilan edilmelerine ve sonsuza kadar lanetlenmelerine sebep olmuştur. Şeytan özellikle ve öncelikle; toplumda itibar ve saygınlıklarından dolayı, din adamı, politikacı, asker, şan-şöhret ve kariyer sahibi, iş ve bilim adamı, yazar ve makam sahiplerini ele geçirmiştir. Genellikle, benlikleri dorukta ve en tehlikeli olanlar bunlardır. Gurur, şeytanın olduğu gibi, insanın da felaketi olmuştur. İnsan, vahiy ile akıl, din ile bilim; mutlak iradeyle özgür irade, inançla-iman arasında sıkışıp kalmıştır. Başıboş ve serbest bırakılan benlikleri, Mutlak İrade’ye teslim olmalarını engellemektedir.

 

            Değerli Kızım;

            Enam suresi 116.cı ayetinde: “Yeryüzünde bulunanların çoğuna inanacak-uyacak olursan, seni Allah yolundan saptırırlar. Onlar, zandan başka bir şeye tabi olmaz, yalandan başka sözde söylemezler.” Çünkü gururları tanrılarıdır.

 

Laik, demokrat, Sosyalasit ve özgürlük yalanlarıyla, toplumlar akıl almaz bir şekilde aldatılmaktadır. Hatta bilimi ve dini gerçekler çarpıtılarak, karmaşa ve kargaşayla insanların uyanmaları engellenmektedir. Toplumsal ve küresel birliktelikler aracılığıyla, terör ve düşman tanımlamalarıyla, İslam’a-Allah’a savaş açmaktadırlar. Şeytanlaşan politikacı, düşünür, bilim ve din adamı kisvesiyle, demokrasi vadiyle insanlar üzerinde her türlü baskı ve şiddetleri eksik olmaz. Doğrusu, insanı Yaratıcıyla da, düşman haline getirmek için ellerinden ne gelirse onu da yaparlar.

 

 

            İslamiyet’i, zamanın moda vb. akımlarıyla eşdeğer tutan zavallılara dolu olduğunu, hiç görmedin mi? İslamiyet ile Batıda yaygın olan demokrasiyi bir görenlerin sayısı hiç de az değildir. Yanlışlarıyla İslamiyet’e hizmet ettiklerine inanan ve bu uğurda gayretlerini esirgemeyenlerle doldur. Ne yazık ki, İslami bir hayat tarzından da habersizdirler. Fil ve kör adamlar misali, İslam’ı zamanın hâkim inançlarının himayesiyle yaşayacak bir yetim gözüyle bakanlara ne dersin? Peki, bunlar İslam’a ihanet içinde değiller midir? İslam’ın siyasi görüşünü, bir muammaya, bir okus pokusa çevirmeleri, İslam’ı bir sihirbaz çantasına çevirmediler mi?  

 

            Açıkça bilmeliyiz ki İslamiyet, birbiriyle ilgisiz fikirler ve tutarsız hareket tarzlarından karma bir yığın değildir. O, açık ve seçik esaslara dayalı, istikrarlı ve düzenli bir sitemdir. Tüm temel prensipleri veya dolaylı davranış kaideleri, onun esaslarından çıkarılmıştır. İslam, tıpkı bir tohumdan çıkar gibi çıkar, bütün yönleriyle dal ve budaklar kökten beslendiği gibi, İslam hayat şeması da, onun esas kaidelerinden çıkar. İslam’ın temelini bilmeyen, onu nasıl doğru anlayabilir, ruhunu kavrayabilir?

 

            Tüm Peygamberler, Allah’tan aldıkları emirleri insanlara tebliğ etmişlerdir. Tek ve aynı görevi yapmışlardır. Allah’ın mutlak hükümranlığını tanımalarını ve mutlak surette Allah’a itaati istemişlerdir. Allah’ın elçileri, ne zaman ‘Allah’tan başka İlah yoktur,” deseler, tüm şer kuvvetler onların aleyhinde birleşmişlerdir. Bu sadece, tek bir tanrı önünde boyun eğmek manasına gelseydi, bu kadar düşmanlık ve bu kadar muhalefet olmazdı. Kâfirler ve putperestler de Allah’ın varlığını, göklerin ve yerlerin bir yaratıcısı olduğunu, her şeyin onun, emir ve iradesiyle yürüdüğünü inkâr etmiş değildirler.

 

            Satırlarıma burada arar verirken, en güzel günler sizlerin olması dileğiyle sizleri Allah’a emanet ediyorum.

            Baban,

KM–220207

( Bilge Kıza Mektuplar -7 başlıklı yazı KOCAMANOĞLU tarafından 14.09.2011 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu