Kaldırın bu
sevimsiz kış örtüsünü üzerimden. Ya karla neşelensin soğuk ya da bahar dokunsun
üşüyen yüreklere.
Kış mevsiminin henüz
ortasındayken tüm hüzünler beni ziyaret ediyor. Özlem bir yanda camı tıklarken,
puslu hava iç sıkıntıma sırıtarak eşlik etmekte. Açılmak istemeyen göz
kapaklarım, dinlenmek istemeyen beynimle kavga halinde. Kış uzun daha... Ne çok
yoruyor karanlık havalar ruhumu.
Hüzzam makamında
demlenmeye başlamışsa ruh; coşkulu mavi bile hüzün taşır yüreğe. Bu aralar kış
mevsiminin de içini boşaltmışlar şair! Şaşırmış hangi duyguya hizmet ettiğini.
İki kişilik yalnızlık kazanmış şeytanın soytarısı olma unvanını. Bir tek
gözlerin doğruluğunu değiştiremediler. Bir tek onlar kaldı gerçeği haykıran.
Acı da olsa...Hep derim ki: Süzeceksin karşındakinin davranışını hayat
tecrübesi süzgeciyle. Anlayacaksın dudaktan dökülenlerle gönülden dökülenlerin
ayrımını. Susacaksın sonra... Bırak kandırdığını sansın yaşam seni. Sen
farkındalığının farkıyla nefes alacaksın.
Bazı günler, karanlık
havalara tutsak ruhum belli belirsiz mırıldanır:
siz!
ne zaman ruhuma e ş t i n i z
baharımı müjdeleyen c e m r e y d i n i z…
Susmalısın sevgili
ruhum! Daha çok var aydınlığına.
Güneşi batmayan doğular
ve içimizde haykıran doğrular. Doğanın gizeminde ve “insan” olmanın asaletinde
gezinen umut renkli ışıklar. Her bir ışık hüzmesi haykırırken beni, seni,
hepimizi; çoğalır ben yanım. Zamansız yeşerir bir erik ve aşkın mayhoş tadı
sarar ruhumu. (Halâ susmalısın sevgili ruhum! Daha var aydınlığına.)
Kış geldiğinden beri
kendimi dinleyemiyorum. Suskunluğumda yoğuruyorum günleri ve geceleri. Tüm bu
sessizlik karmaşasında, sessizliğime uygun adımlarla akıp gider yolcu ömür. Ben
ise; sessizliğimin biriken çığlıklarını topluyorum dere kenarında. Durgun
sularımın serinliğini içiyorum kana kana. Bilirim ki kış mevsimi, karlar
serbest kaldığında bir sevgili.