Yana Oynamak mı Yanyana Oynamak mı
Fenerbahçe ile
ilgili yazıma, otuz yıl boyunca Hindistan ve Kuzey Afrika'yı dolaştıktan sonra
1256'da memleketi Şiraz'a dönerek şiirleri yazmaya başlayan ve günümüzdeki en
çok konuşulan eseri Gülistan olan Şeyh Sadi Şirazi’nin: “Ne söyleyeyim diye başta düşünmek, niçin söyledim diye sonunda pişman
olmaktan iyidir!” sözüyle başlamak istiyorum.
Geçen yıl
kaldığımız yerden Lig Mücadelesi yeniden başladı. Süper Kupa maçı yapılan
transferler, şike süreci, yöneticilerin açıklamaları açısından önemli bir zaman
denk geldi. Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi öncesi Vaslui dönemecini kayıpsız
döndü. Şüphesiz bunda şans faktörü ve Volkan Demirel’in başarısı büyüktü. Süper
Kupa finalinde de Fenerbahçe’den en azından geçen seneki silik tablosunun
üzerinde daha gösterişli bir futbol bekleniyordu. Fenerbahçe için pozitif
düşünenleri hayal kırıklığına uğratmaya devam ederken, Aykut Kocaman ile bu iş
olmaz diyenleri haklı çıkarıyordu. 11-11 oynanırken bile top daha çok
Fenerbahçe’nin ayağındaydı. Ancak önemli bir tane gol pozisyonu bile yoktu. Bunun
sebebi Galatasaray’ın dikine ve hızlı oynaması; Fenerbahçe’nin yanyana oynaması
gerekirken yana top oynamasından kaynaklanıyordu. Neredeyse Brezilyalı Pereirea’dan
bu yana aynı düzen oynuyordu Fenerbahçe. Peki, bu kadar uzun zamandır oynanan
oyun felsefesi neden alışkanlık ve akışkanlık göstermenin ötesinde her geçen
gün geriye doğru gitmekteydi?
Çünkü Fenerbahçe Galatasaray’a karşı olan
psikolojik üstünlüğünü son oynanan 5 derbi maçında yitirdi. Sürekli mahkûm
oynayan ve sürekli olarak oyun olarak ezilen bir Fenerbahçe izlenir oldu. 5
maçta toplasanız Galatasaray’ın bir maçta girdiği pozisyon kadar pozisyona
girebilmiş ve bu kadar süreden sonra bile ne oyun ne de skor Fenerbahçe lehine değişmemiştir.
Emre gibi oyunu dikine oynayabilen, adam eksilten, dripling yapabilen bir
oyuncudan vazgeçip; Mehmet Topal gibi Selçuk Şahin’in bile çok gerisinde bir
futbolcu transferi olsa olsa Aykut Kocamanın egolarıyla ilgilidir. Fenerbahçe
ekran başındakileri ve stattakileri uyutmaktadır. Fenerbahçe futbolun genel ilklerine
ihanet edercesine hala yana pas yaparak izleyenleri kandırmaktadır. Düşünsenize
rakibiniz son 5 maçta aynı taktikle oynamış ve siz hala buna çözüm
üretememişsiniz. Rakip size baskı yapıyor ve siz hala topu oyuna
sokamıyorsunuz. Goller de hep bu hatalardan geliyor. Korner atışlarında, şut
yüzdelerinde, top çalmalarda hep rakipten geridesiniz. Peki, bu kadar silik
oynamanın nedeni nedir? Aslında çok basit. Dediğim gibi Fenerbahçe son 11 yıllık
psikolojik Galatasaray üstünlüğünü kaybettiğini anlamıştır. Aykut Kocaman için “Sen bizim kocaman umudumuzsun…”
sloganı kocaman bir hüsrana doğru adım adım ilerlemektedir.
Geçen sene
Ülkemize gelmiş en hızlı hücum oyuncularından Dia gibi bir adamı kullanamayan
Stoch gibi bir adamanın ancak son 10 maçta farkına varan, Emre’yi gönderen
Aykut Kocaman çok yakında Sow ve Krasiç’i de bitirecektir diye düşünüyorum. Dia
için kaybedilen rakam hiç gündeme gelmedi. Diğerleri içinde. Eğer şike süreci
olmasaydı Aykut Kocaman asla Fenerbahçe’nin teknik direktörü olarak kalamazdı.
Hasan Ali Kaldırım’ın bir tane ortası, Caner’in bir kere hariç bindirmesi,
Mehmet Topal’ın dikine oynadığı bir tane pası, Mehmet Topuz’un bir tane hariç
ortası, Bekir ve Egemen’in oyuna olumlu soktuğu bir tane pası, Cristian’ın bir
tane şutu yokken bütün bunların üst üste formsuzlukla anlatılması ancak ucuz
bir göz boyamadır. Takım şablonu değişmeden bu oyuncuların her geçen gün
harcanmasını canlı yayınlarda izlemeye devam edeceğiz…
Lig daha
başlamadı sözünün arkasına sığınırsak eğer sadece şunu hatırlamamız yaralı
olacaktır. “Gökte bulut yüklüyse gelen
yağmur selidir. Zurna taksim etti mi sonu çiftetellidir. Her akıbet önceden
belli eder kendini. Perşembenin gelişi Çarşambadan bellidir…”
Fenerbahçe’nin
durumunu Rus tiyatro yazarı ve modern kısa öykülerin kurucularından Anton
Çehov’un söylediği bir söze çok uygun görüyorum. “Sana bir iyi bir de kötü haberim var. İyi haber; henüz ölmedik, Kötü
haber; hala yaşıyoruz.”
Evet, Spartak
Moskova maçından sonra da ölüm fermanımızın yazıldığını hep birlikte göreceğiz…
Sorun şu ki hala yaşamaya devam ediyoruz…
Bu sene
mazeret olarak sunulacak bir şike süreci de yok bakalım hangi mazeretlerin
ardına sığınılacak ve hangi göz boyamalarla yolumuza devam edeceğiz…
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.