Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Sohbet Online Üyeler
(0 oy)

Hıristiyanlığın Amentüsü Ve Çok Tanıdık Ama Bilinmedik Bir Kilise 3B

HIRİSTİYANLIĞIN  AMENTÜSÜ  VE ÇOK  TANIDIK AMA  BİLİNMEDİK  BİR  KİLİSE.---3.  BÖLÜM-

İmparator  I.Teodosius’un,  Aya  İrini  Kilisesinde  toplanacak olan  papazlardan çok  önemli  bir  isteği  daha  vardı: Evet,  380  Yılına  gelinceye  kadar başta  Hz.  İsa’nın  havarileri  olmak  üzere  eli  kalem  tutan  neredeyse  herkes Hz.  İsa’nın  nasıl  ve  nerede  doğduğunu,  nasıl  yaşadığını,  ne  gibi mucizelere  imza  attığını  ve  nasıl  öldüğünü  anlatan  adeta  romanlar  yazmıştı  ve bu  yazdıklarına  İncil  diyorlardı.  Yani  380  Yılına  gelene  kadar Hıristiyan  dünyasında  bir  sürü  İncil  vardı. İmparator Teodosius, papazlara ‘’ Yahu  önüne  gelen  İncil  yazmış  arkadaşlar. Üstelik  de  yazılanlar  birbirinin  aynı.  Yani  hepsi  birbirinden  intihal  yapmış.  Şimdi  sizden  ricam  bundan  böyle intihali  önlemek  ve  her  aklına  esenin  İncil  yazmasını  engellemek  için  bu  İncillerin  sayısını makul  bir seviyeye indirmenizdir. Lütfen  bu  sayıyı  indirebildiğiniz  kadar  aşağı  indirin.’’  Dedi.

Rahipler önce  bu  işe  razı  olmak  istemediler ama imparator ‘’ Hepinizi  Yahudiler  gibi  sünnet  ettiririm haa.’’  Deyince  çaresiz  kabul  ettiler  ve  imparatorla  pazarlığa  giriştiler.

-Yüce  Sezar  on  yeterli  mi?
-Sapıtmayın  lan  on  tane  İncil  olur mu?  İndirin.
-Dokuz?
-Olmaz
-Sekiz?
-İn  in
-Yedi?
-Daha  in
-Daha  aşağısı  kurtarmaz  Yüce  Sezar.
-Lan  Yahudilik  yapmayın  bana.  İn  in..
-Altı?
-Daha  inin.
-Yüce  Sezar  vallahi sermayeyi  kurtarmaz.
-Vallahi  ne  ooolum?  Kafa  mı  buluyorsun  benimle? İn  haydi.
-Beş  olsun  madem. O  da  senin  gül  hatırın  için.
-Yeme  bizi.  İn  biraz  daha.
-Yüce  Sezar !  Dört  dedim  daha  da  bir  şey  demiyorum.  Daha  aşağısı  anam  avradım  olsun  kurtarmaz.
-Eyi  madem  dört  olsun.  Olmasına  olsun  da piyasadaki  hangilerini  alacaksınız?
-Markos- Matta-  Luka-  Yuhanna’nın  yazdıkları  nasıl?
-Tamam  uyar.  Konsilde  bu  dört  İncil  dışındaki  İncilleri  red  ve  inkar edin.  Yani  artık  Hıristiyan  dünyasında  sadece  bu  dört  İncil  geçerli  olacak.  Yalnız  bir  sorun daha  var:  Millet  sorarsa Tanrı  bir  İncil  göndermedi  mi?  Bu  dört  İncil  nereden  çıktı?’’  Diye  bu  soruya  nasıl  cevap  vereceksiniz?
-Kolay  Yüce  Sezar ! ‘’ İncil  elbet  bir  tanedir.  Bu  bir  tane  olan  İncil  dört  ayrı  kişinin  şahitliği  ile  yazıldı. Böylece daha  sağlam  oldu.’’  Deriz  olur  biter.
-Milletin  beyni  iyice  felç  olur  ya  başka  da  çare  yok  sanırım. Zira  dörtten  aşağı  olmaz  diyorsunuz.
-Nasıl  demeyelim  Yüce Sezar! Yahudilere  baksanıza  her  önüne  gelen  haham,  bir  kutsal  metin  yazıyor ve Yahudiler  bu  kutsal metinlere inanıyorlar  dinlerinin  esası  olarak. Bizim  başımız  kel  mi?

İmparator, rahiplere  baktı.  Çoğunun  başı keldi  ama  üzerinde  durmadı.  ‘’  Siz  de  haklısınız.’’  Dedi  sadece.

Böylece  380  Yılında  Aya  İrini  Kilisesinde  adına  I.Konstantinopolis  Konsili  ya  da  I. Roma  Konsili  denen  konsil Aziz Nenizli Gregor’un başkanlığında  toplandı ( Neniz  bugünkü  Kayseri  ve  Kapadokya  bölgesi.---Konsile  başkanlık  edenler  daha sonra  değişti. )

Konsile  ‘’  Kapadokyalı  Babalar ‘’  Denen ve Hz.  İsa’nın  hem  baba  hem  oğul  hem  kutsal  ruh  olduğunu, tanrılık vasfının  insanlık  vasfından daha  fazla olduğunu  kabul  eden  grup  ağırlığını  koymuştu.  Ama Makedonyalılar  denen  grup kutsal  ruhun  tanrısal  bir  özelliği  olmadığı  inancında  olduğu  gibi  İstanbul’da  yeni  bir  kilise  merkezinin  kurulacak  olması  özellikle  İskenderiye  grubunun  fena  şekilde  canını  sıkıyordu.

Efendim  bundan  sonra  Ariusçularla  karşıtları  resmen  birbirine  girdi.  Hatta  Ariusçular  konsili  bile  bastılar. O  sebeple  de  konsilin  çalışmaları 382  yılına  kadar  sürdü.  Yani  yaklaşık  iki  sene  boyunca Hz.  İsa’nın  ne  olduğunu, hem de  saç  saça  baş  başa  dövüşerek  tartıştılar  ve  sonunda  konsilden  karalar  çıktı.

1- İznik  Konsilinde  Hz.  İsa nasıl  tanımlanışsa  bu  konsil  de  aynısını  kabul  ediyordu.
2- Roma,  İskenderiye  ve Antakya  Patrikliğine  ilaveten Konstantinopolis  Patrikliği  4.  Patriklik  olarak  kuruluyordu
3- Matta- Luka- Markos ve  Yuhanna  İncilleri dışında  İncil  kabul  edilmeyecekti.

Evet...  Kararlar iki senelik  bir  kavgadan  sonra  bu doğrultuda  alınmıştı  ama  alınan  kararlar  ne  olursa  olsun, imparatorluğun  doğu  eyaletlerinde  hâlâ pek  çok  rahip  Hz.  İsa’nın  tanrısal  özelliklerinin  insansal  özelliklerinden  daha  fazla olduğu  düşüncesine ‘’  Saçmalık  ‘’  derken bir başka  Hıristiyan  gurup  olan  Nestorcular İsa'ya 30 yaşındayken Kelam'ın indiğini, ancak o zamandan sonra İnsan ve Tanrı karakterlerini taşıdığını, Meryem'in, Tanrı olan İsa'nın değil, insan olan İsa'nın annesi olduğunu söylemiş ve dolayısıyla da, Meryem'e "Tanrı'nın annesi" (Theotokos) denmesine karşı çıkıyorlar ve Tanrı'nın doğrulamayacağını, doğurulmadığını belirtiyorlardı. Nestorius'a göre İsa'nın insani kimliği ile tanrısal kimliği birbirinden ayrıydı. Bu  düşüncede  olanların  başında Ermeniler  Süryaniler  Habeşliler  ve  Mısır  Kıptileri  geliyordu. (  Bu  gruba  diğer  guruplar  ‘’Sapık’’ diyordu. )

Evet...I.  İstanbul  Konsili  Hz.  İsa’nın  sadece Tanrı  olduğu  görüşünü  de  İnsan  özelliğinin  tanrı  özelliğinden  daha  fazla  olduğu  görüşünü  de reddetmişt.  Bu  konsile  göre  Hz.  İsa  Tanrısal  özellikleri  insani özelliklerinden  daha  fazla  olan  hem  baba(  Tanrı )  hem  oğul ( Tanrının  oğlu )  hem  de  Tanrının  ruhu idi.

Peki  Aya  İrini  kilisesine  adını  veren  Aya  İrini (  Azize  İrini )  kimdi?

Efendim, bu  azizenin  doğduğu  zamanki  adı  İrini  değil  Penelopi  idi  her  şeyden  önce.

Babası,  İran’ın  valilerinden Likinus, annesi  ise  Likinia  idi

Vali  Likinius,  kızı  iyi yetişsin  diye  onu Apellianos  adlı  bir  bilgeye  teslim  etti.  Ancak  Apellianos bu  kızın  daha  beş-  altı  yaşındayken  bile  kendisinden  daha  bilge olduğunu  keşfetti.

Derken  efendim  bunların  hayatına  bir  kişi  daha  karıştı.  Bu  yeni  kişi  artık  bir  genç  kız  olan  Penelopi’nin  hizmetçisi  olan  bir  kızdı.  Bu  kız  da  bir  bilgeydi  ve  Penelopi  ondan  fazlasıyla  etkileniyordu.  Bu  etkilenme sonucunda  daha  nazik,  daha  hoşgörülü  ve  daha  itaatkar  biri  haline  gelen  Penelopi’nin  bu  durumu  anne  ve  babasını  sevindiriyordu  ama  bu  gelişmeyi  bilge Apellianos  sağladı  sanıyorlardı.  Hizmetçi  ise  kendisine  bilge  denmesini  kabul  etmiyor,  bir  taraftan  Penelopi’ye  Hıristiyanlığı  şırınga  ederken diğer  taraftan  ‘’  Bu  evde  benden  çok  çok  daha  bilge  biri  var.’’ Diyordu.

Bu  arada  İran’da  Hıristiyanların  sayısı  bayağı  artmıştı  ve  Penolopi  onları  çok  merak  ediyordu. Hizmetçisine  sorduğunda  da hizmetçi çaktırmadan  çaktırmadan  onu  aşılamaya  devam  ediyordu.

Sonunda  Penolopi  bir  rüya  gördü.
Rüyasında, beyaza bürünmüş bir melek  ona  “Beni Allah yolladı. Çünkü sana acıdı. Senin temiz ve dindar arzunu gördüğü için, gerçek inanca gelmen için seni davet ediyor. Orada gerçeği ve hayatı bulacaksın”. Dedi. Korkan  Penolopi sordu: “Gerçek inancı nereden öğrenebilirim?” Melek cevap verdi: “ Be  Allah’ın  safı.  Hâlâ anlamadın mı?  Allah  işte  bu  amaç  için  sana  senin  hizmetçini gönderdi.’’  Penolopi  ‘’ Vay  zilli  vay.  Hiç  de  çaktırmadı.’’  Dedi  ama  hoşuna gitmişti  bu  durum.

Penolopi  rüyasını bilge Apellianos'a  anlattı.  Onun  tabir  etmesiyle  de  hizmetçinin  Hıristiyan  olduğu  anlaşıldı  ve  Penelopi hizmetçisine ‘Artık  saklama
,  senin  bir  Hıristiyan  olduğunu  biliyorum.  Haydi  şimdi  beni  de  Hıristiyan  yap’’  dedi. Hizmetçi‘’  Bunun  için  vaftiz  olman  gerekir.’’ Dedi.

Derken  efendim
, Papaz  Timetheos’u  çaktırmadan  Penolopi’nin  yaşadığı  saraya  getirdiler  ve  papaz  onu  vaftiz  edip  İrini  adını  verdi.

Penelopi  vaftiz  olup İrini  adını  aldıktan  sonra  sarayda  babasına  ait  ne  kadar  put  varsa  kırmaya  başladı. O  caanım porselenler
,  en  kaliteli  mermerlerden  ve  ağaçlardan  yapılmış  her  biri  birer  sanat  harikası  putlarını  yerle  yeksan  olarak  gören  baba Likinius  küplere  bindi.  ‘’  Kim  kırdı lan  benim  paha  biçilmez  putlarımı?  ‘’  Diye  bağırmaya  başladı.

İrini  ‘’  Ben  kırdım  mendeburları. Bi  b.ka  yaradıkları  yoktu zaten’’ deyince  baba  Likinus  ‘’ Sen  ha?  Kızım  Penelopi?’’  Diye  gürledi.

İrini
,  Dolapdere  çingeneleri  gibi  ellerini  beline  koyup  cevap  verdi ‘’ He  ben  kırdım.  Bir itirazın  mı  var  moruk? Hem  benim  adım  Penelopi  değil.  Bundan  sonra  bana  İrini  diyeceksin  tamam mı?’’ 

Baba  Likinius  öfkeden kıpkırmızı  olmuş  bir  şekilde  titreyerek  bağırdı’’  Sen  ne  diyon  lannn  sibop?’’

Evet
, tüm  bu  muhabbet aslında  baba-kız ( ve  daha  sonra  anne )  arasında  süren bir  muhabbet  olmasına  ve o  dönemlerde cep telefonu  henüz  hayatımıza  girmiş  olmamasına  rağmen  İrini’nin Hıristiyan  olduğu  ülkenin  hükümdarının  kulağına  kadar  gitti. ( II.  Şahpur  olmalı )

Şah  öfkeyle  bağırdı: ‘’  O  kız  buraya  gelecek? ‘’

Baba  Likinus ‘’ Aha  da  ayvayı  yedin  kızım.  Ha  bu  şah  seni  ateşgedede  yakmazsa  ben de  bir  şey  bilmiyorum.’’  Dedi  ama İrini ‘’ İç  bi  alt  edemez  beaa’’  ( Yani  ‘’Hiç bir  halt  edemez.’’  Diyor  da  başka  bir  şey  demiyordu.

Sonra  ne  mi  oldu?

Çok  uzattık  gelecek  bölümde  anlatalım.
Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)
  • Yorumlar 5
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Hıristiyanlığın Amentüsü Ve Çok Tanıdık Ama Bilinmedik Bir Kilise 3B

Sami  Biber Sami Biber