Şiir, hem kişisel bir hesaplaşmayı hem de evrensel bir insanlık durumunu yansıtıyor gibi.
Derin bir melankoli ve içsel yolculukla bezeli, imgeler açısından zengin bir şiir.
Dizelerinizde yalnızlık, özlem, kayıp ve manevi bir arayış temaları yoğun bir şekilde hissediliyor.
Turuncu rüyalar, çöl çiçeği, menevişli hâkimiyet gibi imgeler,
hem görsel hem de duygusal bir etki yaratıyor;
sanki bir iç çöldeki manevi bir yolculuğu resmediyor.
Bazı noktalar özellikle dikkat çekici:
“Bir tebessüm ektim yeis dolu uçuruma”: Umut ile umutsuzluğun çarpıştığı güçlü bir imge.
Sanki tebessüm, karanlık bir uçurumda bile filizlenmeye çalışan bir tohum.
“Turuncu rüyalara biçem diktim”: Turuncu, sıcaklık ve umutla ilişkilendirilen bir renk; ama burada rüyalarla sınırlı kalması, belki de erişilemeyen bir özlemi ifade ediyor.
“Menevişli bir hâkimiyet”: Meneviş, hem görsel bir zarafet hem de derin bir anlam katıyor; belki de kaos içinde bir ...
Bu çağ çok yorucu gerçekten de. Ruhen bitkiniz.
Biz yine şanslı sayılırız. Çocukluğumuz maneviyat ağırlıklıydı.
Hatıralarımıza ve o yıllardan kalma güzel duygulara sahibiz.
Şiirinizi içten yürekten kutlarım Gülüm hanımcığım.
Selam ve muhabbetle.
Yine ilginç bir yazı. Hangi yazınız ilginç değil ki zaten Hocam. Emeğinize, yüreğinize sağlık.
Yazınıza değersiz bir katkı olacak belki ama ben de bu konuda lüzumlu / lüzumsuz bir şeyler yazmak istedim. Maksat paylaşmak olsun değil mi?
***
II. Mahmud, bilindiği gibi yozlaşan Yeniçeri Ocağı'nı kapatmıştı. Yeni kurduğu Asaker-i Mansure-i Muhammediye ordusunda, eskisini anımsatmayacak şekilde kıyafet değişikliği yaptı. Fes de bunlardan biridir. Halkı, din adamlarını ve kadınları fes giymeye mecbur etmedi ama fes öyle sevildi ki halk arasında itibar gördü ve takmak yaygınlaştı..
Kaptan-ı Derya Hüsrev Paşa, fesi memleketimize getirilmesine sebep olan seraskerdir.
Bir taburunun subay ve erlerine fes giydirerek İstanbul’a getirip II. Mahmud huzurunda talimler yaptırmıştı. İşte fesin benimsenerek giyilmesi bu vasıta ile orduya intikal etti. İlk olarak Tunus’a elli bin fes sipariş edildi ve nizamiye taburuna giydirilerek kırmızı fes ordunun serpuşu olarak kabu...
Aşk meftun, heceler hicran dolu.
Şair daha nasıl anlatsın ki aşkı ve hicranı?
Selam ve saygılar.
Canım dostum çağıldayan yüreğinden kana kana su içtim say say ki şiirde şiir oldum, şiirin kanına karıştı kamım öylesine güzelsin çok kutluyorum
Üstadım ben bu Sultan Abdülhamit’i hala anlayabilmiş değilim.
Bazı kaynaklardan okuyorum abdestsiz imza atmayan , yere ayak basmayan, kalp gözü açık,keşif keramet sahibi bir veli sultan,bazı kaynaklardan okuyorum öyle çok çok takva sahibi bir zat değil sıradan bir müslüman.
Üçüncü kaynağı zikretmiyorum onlara göre zaten insan sınıfına dahi girmeyen cani, katil,salatasına çocuk beyni doğrattıracak kadar insanlıktan uzak birisi.
Üçüncü şıkkı asla ciddiye almıyorum. Düşmanları tarafından atılan çok ağır iftiralar olduğu belli.
İlk iki şıkkın hangisi doğru?
Selamlarımla.
Saygıdeğer üstadım,
Öylesine güzel ve biraz da gizemli yazmışsınız ki Violetta Valery'nin canlandırılan bir karakter değil de gerçek bir kişi olduğunu sandım ama tiyatronun sonu sürprizle bitmiş oldu.
Bu arada II. Mahmut'la başlayan batı hayranlığı ve II. Abdülhamit'in gece yarısında bile izleyecek kadar opera hayranı olması gerçekten çok ilginç geldi duymuş olsam da .
Yine çok farklı bir konuya açıklık getiren paylaşımınız için emeğinize sağlık.
Sonsuz selam, saygı ve hürmetlerimle.
Bir de Hareme girseymişsiniz bir bu kadar daha yazarmışsınız eminim.
Evet, Topkapı Sarayı başlı başına bir destandır ama Harem bölümü tamamen ayrı bir hikayedir. Rehbersiz gezmek mümkün değildir , kaybolursunuz zira.
Selam ve saygılar.
O kadar güzel başlamış ve devam etmişsin ki '' Nasıl başlasam '' diye sormana gerek kalmamış.
Selam ve sevgiler.
Bir önceki yüzyıla ışınlanmış olsaydınız ne olurdu acaba?
Sanırım yine çiçek olmaktan yorgun düşerdiniz. Zira insan kaderini yaşar, yüz yıl ne olursa olsun.
Evet, oldukça beğenerek okuduğum bir şiirdi. Tebrikler.
Selam ve saygılar.
Allah hak davadan ayırmasın tüm ümmet-i Muhammedi
Selam ve saygılar.
İsrail'in olduğu ya da adının anıldığı her ortamda her olayda mutlaka fitne vardır... Yahudiler fitne konusunda birinciliği kimselere kimselere kaptırmazlar dünya üzerinde bu konuda açık ara öndedirler... Ama bir de tabi şu var Allah da o kurduğu tuzakları zamanı ve günü gelince onların başlarına geçirecektir... Türkiyesiz o coğrafyada her hangi bir işin başarı şansı yok... Kutlarım güzel yazınızı
Bütün sorunlarımız aslında birlik ve beraberlik ile aşılacak gibi görünse de önemli olan o birlik ve beraberliği tesis edebilmek... Dış düşmanlar kadar içtekilere de dikkat etmek lazım. Bir şekilde münafık ve çıkarcı kişileri pasifize etmek devre dışı bırakmak en sağlam iş odur... Kutlarım içtenlikle...
Bu metin, ağıtla manifesto arasında salınan, derin bir edebi iç çekişin ve vicdani isyanın sesidir. Şiirsel bir makale olmasının ötesinde; kadının, insanlığın, masumiyetin ve aşkın uğradığı ihanetin ağır bir tutanağıdır. Sözcükler, yalnızca anlam değil, ruh taşır burada; her mısrada toplumun çürümüş vicdanı yankılanır. Kadın olmak bir "suç" gibi lanetlenirken, bu lanetin ardında suskun kalmış insanlık da mahkûm olur. Metin; göğe, toprağa ve kalbe seslenir, saklanacak hiçbir yerin kalmadığını haykırır. İçli, yakıcı ve sarsıcı… Sessizliğin hüküm sürdüğü bir çağda, sözüyle direnenlerin anıtıdır. kutluyorum
Çok güzeldi.Tebrik ederim.
sen hayli uzun ve içsel şiirler yaziyorsun. Okumanın zamanımı fazlasıyla aldığı kadar - ki ben bunu pek önemsemiyorum çünkü senin yazdıklarını okumayı seviyorum- , değerlendirme yapmak da takdir edersin ki zaman alan bir durum.
Beni anladığını ve kırılmadığını umuyorum.
Şimdi geleyim yorumuma;
Cennet ve cehennemi ilk olarak bu dünyada yaşadığımiźı düşünürsek -ki bana göre bu olgu biraz böyle- algılarimiz bizi hep aynı bütünlüğe götürüyor. O' na yani Allah'a.
Bizler bu dünyada yaşarken bedenimize mühürlü bir ruhun temsilcileriyiz. İyilik ve kötülük, sevgi ve nefret, sadakat ve ihanet, saygı ve seviyesizlik ve sayamayacagim birbirine tezat bir çok olgunun içerisinde sadece algılarimiz kadar varız ya da yokuz.
Kısacası biz güzeli, iyiyi, doğruyu doğru olanı düşünüp bu düzlemde yürümeyi basarabildigimiz sürece bu dünyanın da cennet olduğunu kavrayabiliriz. Zaten tersi durumlarda hayatimiza baktığımızda da cehennemi yaşıyor oluruz öyle değil...
Üstadım. Eğer gezip dolaşabildiysen ne mutlu sana. Ben senelerce İstanbul'da yaşadığım halde maalesef Dolmabahçe Sarayının içine girmem nasip olmadı.
Selam ve sevgiler.
Şükrü hocam bugün okuduğum en güzel şiir canı gönülden tebrik ederim kalemin daim ilhamın bol olsun Gardaşım Allah'a emanet olun hayırlı geceler Şükrü hocam..
Tebrik ederim yüreginize saglik
Olmasaydi aramizda suni sinirlar engel,
Memleketim anadoludan nice koc yigitler
Olur muydu ilk kiblem esarette aglarmiydi hic
Takmasaydi Hilafete siyon köpekleri cengel
Üstadım gençliğimin geçtiği yerler sanki gözümün önünde canlandı şiirinizi okuyunca. İstanbul koca bir Derya. Gezmekle, anlatmakla bitecek gibi değil ki. Siz de ne güzel anlatmışsınız.
Kaleminiz daim olsun.
Selamlarımla.