
Sırlarla sıvalı şehrin surları ne
hikmetse sudan sebeplerle yorgun kıblemde serenatlar söylüyorum sessizliğin
gücüne giden bir matemle örülü iken kaderin saçları bilsem de geri dönüşünün
olmadığını adımlıyorum yalnızlığın kıblesinde saklı huzura dönük yüzüm, rencide
edildiğim kadar renkler solgun tutuk dilinde sözcüklerin baş eğdiğim kaderin
minvalinde sekiyorum lal şiirlerin sarmalında bir dudağı yerde bir dudağı gökte
Lalam dünde kalan çocukluğum örtüştüğüm ıssızlığa bir türlü yaranamadığım kadar
yağan rahmetin her birine muhtacım ve teslimiyetim tam yüce Rabbime…
Bir yitimin kıvancı savruk ruhumda
menzilde
Kıyılan içim, kıyama durduğum
minvalde
Seğiren gözlerinde bilinmezin
Azadesi dünün
Tükenen ömrün kim bilir kaç bininci
dizesi.
Kayıtlar boşaldı
Başa döndüm yeniden
Kuram dışı bir v/eda
Ayrık otu olmanın ötesinde
Aynı kaldığım kadar arsız ıssızlığın
iz düşümü
Öznesi kayıp
Şeceresi saklı
Devrik cümlelerle ip atladığım
çocukluğum
Köpüren öfkesine bakıyorum da denizin
Oysaki duru ve nazenin idi dünde kalan
Kaybolan yılların hesabını soramam da
kadere
Ne de olsa suç bendeydi beyzade bir
gülüşe
Kandığım kadar
Kaybolduğum sisli yollarında şehrin
Çentik attığım yanına yitip
gidenlerin
Hazzı yok ki haiz olduğumun ötesinde
Hamt ettiğim kadar umudum saklı sonsuzluğun
kıblesinde
Gizi tetikleyen
İzini kaybettiğim ölüm gibi
Sözcükleri yineleyen kalemin
duvarlarına
Astığım bayrak gibi
Saklı tutulası kale
Seyyah ömrün imgesi
Huzur dileyesi her gün her gece
Telaşla sevdiklerimin bakiyesi
Ve işte
Hınca hınç dolu kalbim
Hercai gölgelerden uzak
Harç bildiğim matemin neminden sökün
eden
Bir yıldız gibi söktüğüm göğün
tepesinden
Ve işte geride kalan o boşluk
O ukde ki yatıya kalan gönlümde
Bir de umresi yok mu sevginin,
Uladığım binlerce sözcükten geride
kalan
Devasa bir hoşluk
Dikilesi mezar taşıma yaslı
Başım ve baş edemediğim dünyanın
sür-git telaşı
Azadesi öznesi ve emrin ilk cümlesi:
Oku, diyen Rabbime nasıl itaat etmem?
Nasıl da kusurluyum yaşarken hatta
severken
Mihrabın da yıkıldığı
Mizacın yok sayıldığı
Rengi solan gülüşünde semanın
Kap kaça uğrayan şu saf, masum
sevdamın
Kürediği her gün
Küstüğüm döngü
Rayici bilinmeyen
Rakımı en tepede öğütüldüğüm
Değirmenin çarklarına takılı aklımın
Minvalinde kaç cephede veriyorsam
mücadelemi
Öksüz kimliğimle yuhalanan yüreğimden
Geride kalan sadece bir sure:
Elham ve evham
Ezcümle suskunluğu insanların
Yağan lanetten kaçışsa ne ki cihan?
Yandığımız kadar da yaktık en güzeli
en kutsalı
Yakardığımız kadar da yamalı
Kalplerden uzağa kaçtık
Seferisi dünün
Kilitli bir çekmece ve o devasa
kördüğüm
Oysaki çok kolaydı sevmek
Hecelediğimiz kadar duraksamasaydık
Batmazdı yüzen sandalımız
Nemli bir seccade
Yaşın hikmeti
Yasın kardığı
Yalan yanlış söylemlerde unutulan
iyiliğin
Kadrini bilemediğimiz kadar
Biledik de ne oldu o keskin uçlu
bıçağı
Ve işte geç kaldık kalalı
Yitimlerin peşi sıra
Bir yenilgi daha düştü payımıza
Ha revnak ha salkım saçak
Tutuşan tutuştuğu kadar yüreğin tek
kıvılcımında
Saklıymış meğer cehennem
Yaşadığımızı kar saysak da
Yaşattığımız kadar cenneti rüyalarımızda…