Dünsüz meziyetler, hali
hazır
Birden bire buruşup
attığımız mazi iken
En ağır darbe
Yine küpeştesinde ömrün
Bir bir işkillenip yok
saydığımız
Nice ceberut gölge:
Desenleri belki de
yürek izinin
Hani iz bilmez yol
bilmez o güncede
Saklı ruhun
dağınıklığı.
Feveran etmeksizin
sükutu dilenmişken
Ve sessizlik iken
dillenen
En meşru mertebe
Ulaşmak gök kubbeye:
Hem de tehir ettiğimiz
tüm yorgunluğu
Sırtlanmışken Tanrı,
Bizi azat eden bir
bilmece sadece
Yürekten damıtılan
Yüz göz olduğumuz
şecere.
Varlıksız bir mani
tadında,
Sıra dışı bir tezahür
yine aşk’ı ırgat bilen
Bir gönle düşmüşken
yolumuz
Nasıl da fevri ve
beyhude
Ruhun geri dönümsüz
yolu:
Hadi, dercesine evrene
En muktedir imge,
Sağalttığımız yine de
için için kan(a)dığımız.
Yüksünmeden sevmekse
tüm teselli
Makbere kadar yolun
var,
Demelerle eş değer
Hükmü verilen tecelli.
Öl dedim öncesizliğime,
Teferruatını bilmediğim
bir hutbeye sığındığım
Tek izlek tek suret,
Asılı rehavetin
batağında
Peyda olan malum sona
yüklü kefaret.
Gölgemden nasiplendim
ansızın,
Bukalemun imgelerde
sağalttığım hezeyan ertesi
Kalburüstü yalnızlık
yine eşleşen
Evrenin tek armağanı.
Bir matemdi madem,
Bir kelam bir rahle bir
yürek;
İçini boşalttığım
asırlarca yüklü nedametin
Görkemli vasıfsızlığı
mücbir sebeplerle çoğaldığım,
Yüz görümü bir
istikamette darmadağın,
Kanayan suresinde
bilinmezin
Kandığım yalanlarına
gülen şeytan ahkâmların.
İpliği pazarda nice
beyhude tantana,
Cafcaflı hegemonyalara
yüklediğim
Basireti bağlansa ne
yazar, demek nasıl ki
Muteber bir tını yine
dağılmışlığımın huzmesine sığıntı
Bir makamda yol
vermişliği sergüzeşt bir sanrıda
Kaybolmalarımın esrarı
sadece
Yüz görümü bir milatta
saklı:
Miadı dolmuş mutluluğun
kayıp kaydı
Evrende damıtılmış bir zerre
de olsa
Varlığın hezimetinde
kayıp bir yargı.
En aykırısından bir
sancı tümleyen varlığımı:
Kenetlendiğim keşfi
yine derinde,
Yine kerameti yitik bir
tümce.
Adsız sanrı yüklü;
Bağdaş kurmuş hükmü
belki de
Dermansız bir gölgede
konuşlu.
ŞİİRİN HİKÂYESİ:
Kıstas sunmalıyım belki
de. Hazansız bir gün dönümünde, şaklaban yüreğin ifratı mı yoksa hele ki
sefillik diz boyu, hüsran da kaçınılmazken.
Öfkeyle kalkmaktansa
öfkeyi mimleyen bir gönülsüzlükte yok etmek öncelikle israf edilen sevgiyi
muteber bir konuma yerleştirmek akabinde esefle yıkamak koridorlarında
kaybolduğumuz insanlık haritasını.
Özdeş deyimler hâkim
kılarken, suratı sirke satan ahkâmlar yüklerken birbirimize…
Sözün bittiği yer değil
asla bilakis sözlerin kıvılcım bellendiği ve kaçışların da sonlandırıldığı…