Tok Sesi Yalnızlığın...
Kibirli sancıları
evrenin yine yadsıyamayacağız o göreceli kehanet.
Fırtınalardan muzdarip
yürek yangının depreştiği en hazin makam olsa da nazarında çoğul bir tefekkürü
de yadsıyamayacağımız ve günbegün seyrelen umutlarda saklı tutulası en hazin
lehçe mi yoksa yalnızlık?
Bir gönülde açan en
nazenin çiçek ve bir beyitte son sürat çoğalan aşkın nidalarında suskun kalan
da bir evren oysaki severek çoğaldığımız, sevdikçe ereceğimiz hidayet ve yine
bin bir badire iken maruz kalınası lakin lafını dahi etmediğimiz…
Tutuşan bir çığlık mı
yoksunluğun konuşlu olduğu o boyutsuzluğu öldürüyoruz yalanla riyayla ya da kan
kırmızı bir güruhta bir de feryatların nedametine sığdırmak gayreti ile boykot
ediyoruz gökkuşağını oysaki en asil renk bilirdik siyahı belki de kusurlarımızı
kapatan en derin ahkâm yine ama beyazın çığlığını bastıran bir feverandan da
arda kalan o huzme yine renklerin dansı.
Bilumum tehdit, bilumum
reçete ve sonsuzluğun ışıdığı yine hayal katsayımız ki kurduğumuz denklemlerde
kaybolduğumuz, kaybolduğumuz şarkılarda coştuğumuz ve yine yüreğin ikramını
geri çeviren bir küstahlık, biz sevdikçe seyrelen benlik iken asla da miadı
dolmayacak.
Tüm hezeyanlar da kayıp
insanlık gibi ve sevgi de bir eylem tadında kimine göre oysaki en uysal ve en
sessiz edim bilirdik biz sevgiyi. Körelen ihanetin kanıksadığı bir iklim mi
yoksa ikilem yüklü şiirlerden çıkıp da yola varamadığımız şehirlerin ışığına
müptela adam boyu yalnızlığımız?
Kutsal tüm kehanet
erbabı falcı kadın hatta hoyrat bir frekans yine Yaradan’ın bile esefle
kınadığı şeytani bir zekâ yine pabucun ters giydirildiği ama alıkoyamazken
kendimizi ve israf ettikçe güzeli, inkâr ettikçe sevgiyi bir de boykot
ettiğimiz gökyüzünde sermişken yüreğin kinini hele ki yüreğin çeperinde en asil
rota iken sevginin tezahürü ve en büyük girdap iyine sancılı benliğin
deviniminde had safhada bir saygısızlık iken buyur edilen üstelik altın
tepsideki sunumu ile kandırıldığımız, boyutsuzluğu ile susturulduğumuz ve
nidaları ile sonlandırıldığımız.
Dökümlü kayıtlarında
muteber gölgelerin bir de sindirilmeye çalışılan bir tabur dokunuş az sonra
mevta olmaya aday lakin patavatsız bir söylemle de geldiğimiz o dolduruşa geçen
kılıflarla anbean ihlal edilen, günbegün yalıtılma amacı güdülen biraz da
seyrine vakıf olma ihtimalinin teğet geçtiği göreceli o sefillik.
Kim kimin nazarında ne
bonkör insan hani sevgiyi çarçur eden bir kıblede mi kaybolmuşluğu mimliyoruz
hani son sürat yaşamı mı kundaklıyoruz da buyur ediyoruz önce kırgın bir yürek
akabinde kızgın bir ferman ve nihayetinde bir reveransa tabi olup da
kutsanıyoruz nefret denen illet değiş-tokuşun İlahi sancısını yok sayıp da
sevgi denen güzergâhın bir gıdım anlamına vakıf değilken.
Bir lehçede sivrilen.
Bir surede huşu ile
çalkalanan.
Bir yalanda sindirilen
bir doğru kadar da patavatsız mıyız yoksa ve makber bellediğimiz yalanları
deşifre eden kinayeleri de yutuyoruz aç karnına.
Tok sesi midir
yalnızlığın rükû eden?
Son sürat ölümü müdür
cefa yüklenip sefa sürenlere nazire?
Yoksa işkillenen
yüreğin girdabı mıdır hani yoksunluğun hani kırgınlığın hani sıra dışılığın ve
nihayetinde boynumuzun borcu mudur yalnızlığın kutsandığı ama nankör lisanların
da boykotu mumudur da bizler tüm saflığımızı öbür dünya için kayıt altında
tutuyoruz?
Göreceli iklimlerde
çatık kaşlı yağmurlar oysaki rahmet bildiğimiz ve en sulu reçete iken yüreğin
doyup doyup hıçkırdığı ki bir safsata kimine göre belki de bir mertebe
boyutsuzluğun hezimete uğratıldığı.
Sevmelerden geçti madem
evren çocukların suçu ne?
Doğurduğumuz yalanlarla
örttüğümüz masumiyetin bir çırpıda yerin dibine batırıldığı ve hayallerin
sınandığı sırların da ihlal edildiği…
En son ne zaman
sevdiniz?
Tek farkla ama:
Kendinizden önce hatta aşkın rahmeti ile cinsiyet ayırımı yapmadan ve en son ne
zaman güvendiniz ve söyleyin lütfen: O büyüyen kartopu ne zaman siyaha boyandı
ve ne zaman çaldırdınız masumiyetinizi üstelik alayların ve ahkâmların
eşliğinde?
Sevmekten vazgeçmeyen
herkese gelsin o zaman sevdanın türküsü hele ki konuşlu olduğunuz evrende tek
bir zerreye tekabül eden varlığınızla aşka da rahmet okuyalım akabinde hem kim
bilir acaba bilinmedik hangi zamanda çalacak masumiyetin şarkısı hele ki
ölmeyen çocuk neşemizin de sunumu ile bakalım ne zaman zangoç gongu vuracak
üstelik rahmetini asla esirgemeyen yüce Yaradan’ın izniyle küçük kıyametin
kopmasına saniyeler kala…
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.