Dünden Bugüne Barzani
.
Mesut Barzani’nin referandum
kararından istifadeyle Erdoğan düşmanlığı yapmaya kalkışanlar oldu ne yazık ki.
“Barzani’ye samimiyet göstererek onu şımartan, azdıran kişi Erdoğan’dır.”
iddiaları dolanmaya başladı ortalıklarda.
Sanki Erdoğan Barzani'yi
Kuzey Irak'a lider yaptı! Sanki Erdoğan Barzani’ye “Referandum yap, Kürdistan’ı
kur.” dedi!
Kaldı ki, tarihe bakacak
olursak; II. Abdülhamid, Barzani ailesi ile mücadele etmiştir. 1914 yılında Dede
Abdüsselam Musul’da idam edilmiştir. Ancak daha sonra, Türkiye’nin Barzani’lere
yardım ettiğini görürüz.
Barzani’nin ağabeyi
Şeyh Ahmed Barzani 1931’de Irak yönetimine karşı başarısız bir ayaklanmaya
kalkışmış. Türkiye, Irak’tan kaçmak zorunda kalan Barzani ve peşmergelerine
kucak açmış.
O zaman Erdoğan mı vardı başımızda?
Baba Barzani, 1946’da İran’daki iç karışıklığı fırsat bildi
ve Kürtler Urumiye Gölü’nün güneyindeki Mehabad’da ilk Kürt devletini kurdu.
Ancak İran Ruslarla anlaştı ve onların desteğiyle bu devleti ortadan kaldırdı. Molla
Mustafa Barzani, 1947’de İran’dan kaçtı. Önce Irak’a, oradan da Sovyetlere geçti.
11 yıl sürgünde kaldı ve 1958’de yeniden Irak’a döndü. Kürdistan siyasetine
devam etti.
1958’de Irak’ta devrim oldu. Başa geçen Abdulkerim Kasım,
Irak Anayasası ilan etti. Bu anayasanın 3. maddesine göre, “Kürtler ve Araplar
bu ata yurtlarında da ortaktırlar.” hükmünün uygulanmadığı gerekçesiyle ve
Rusların desteğiyle yeniden ayaklandı Molla Mustafa Barzani. Yıl 1961 Kasım’dı.
Baba Barzani, Saddam ile ateşkes anlaşması imzaladı. Yıl
1966. Bu anlaşma ile Kürtler ilk kez kısmi özerklik kazandı. Kürtlerin ayrı bir
etnik ulusal kimlikleri olduğu kabul edildi ve Kürtçe tanındı. Türkiye,
müdahale etmek bir yana, Barzani’lere destek oldu.
O zaman Erdoğan mı vardı başımızda?
Anlaşmaya uyulmadığını iddia eden Molla Mustafa Barzani
1974’te yeniden ayaklandı. O dönemde ABD ve İran Barzani’yi destekliyordu.
ABD’nin yanında yer alan Türkiye’nin başında Erdoğan mı
vardı?
Mesut Barzani 1975 senesinde
Kürdistan Demokratik Partisi'nin başkanlık görevine getirildi. Ondan beş sene
evvel de, 1970’te Baas iktidarı ile Kürtler arasında sağlanan anlaşmada, masada
babası ile birlikte oturuyordu. Hatırlayın; 1980 de İran - Irak Savaşı vardı. Bu
savaş Barzani’nin güçlenmesine yaradı ve 1987’de Kürtlerin ideri seçildi.
1991’deki Körfez Savaşı’ndan
sonra, 36. Paralel uygulamasıyla güvenlikli bölge oluşturarak Saddam’ı
durduran, Barzani'yi koruma altına alan dış güçlerle birlikte hareket eden
Türkiye'nin başında, Erdoğan mı vardı?
Yıl 2010. Mesut Barzani Irak’ın kuzeyinde Federe Kürt
Yönetiminin başındayken, Talabani Irak Cumhurbaşkanı oldu.
Türkiye - Irak - İran sınırları arasında bir Kürt devleti
kurma planı bir asırdır devam eden bir plandır. Bugünün meselesi değildir.
Erdoğan, iktidara geldiğinde iflas eden bir devlet
devralmıştı ve DAEŞ’i, PKK’yı, PYD’yi kucağında bulmuştu. Ortadoğu kaynıyordu
ve bir yıl sonra Saddam devrilmişti. İçte terör devam ederken şer güçler
kendisine karşı birleşmiş, kazan kaynatıyorlardı. Ordu hükümetin başında
Demokles’in kılıcı gibi sallanıyor; yaşamın her alanında çeteler hüküm
sürüyordu. Dışta tek kuruşluk itibarımız kalmamıştı. Vatandaş yokluk ve
yoksulluk içerisinde kıvranıyor, hizmetin “h”sini bile unutmuş, kaderine razı
olmuş vaziyette, kara düzenin içinde yuvarlanıp gidiyordu.
Erdoğan kolları sıvadı, gecesini gündüzüne kattı. Akıllara
durgunluk verecek yatırımlar yaptı ve her alanda hizmetten hizmete koştu. Ekonomimizi
düze çıkarmak, esaretten kurtarmak amacıyla İMF’ye borcu sıfırladı, TL’den altı
sıfır attı, teknoloji ve savunmada büyük yatırımlar yaptı, Türkiye’ye dışta
itibar kazandırdı. Süper güçlere, teröre ve FETÖ’ye rağmen…
Bütün bunları yapmak kolaydıysa önceki iktidarlar niye
yapamadı da Türkiye’yi bitme noktasına getirdiler acaba? Ne çabuk unutuldu o
kara yıllar?
Barzani meselesine gelelim yine.
Erdoğan Barzani’nin Kürt devleti ilan etme planını bilmiyor
muydu? Pekâlâ da biliyordu. Zıtlaşmak yerine, masaya yumruk vurabileceği ana
kadar oyalamayı tercih etti.
Zira Barzani’nin silahlı güçlerinin başındaki komutanlar
PKK’lılardı. Doğu ve güney sınırımız delik deşikti. Alçak FETÖ’cü askerî komuta
kadememiz, sınırlarımızı güven altına almamızı engelliyordu ve yavrularımız
şehit düşüyor; illerimiz, kurulması planlanan Kürt devletinin topraklarına
dâhil edilmeye hazırlanılıyordu.
NATO’nun verdiği füze savunma sistemi Patriotlar
çalışmıyordu. Heron’lar Amerika’dan idare ediliyor ve yanlış bilgiler
veriyordu. Kuvvet komutanları ve emrindekiler Amerika’ya ve Batı çıkarlarına
hizmet ediyordu.
15 Temmuz belası; ihanet örgütü FETÖ’nün maskesini, inkâr
edilemeyecek şekilde düşürdüğü için, vatanımız, milletimiz açısından hayra
dönüştü. Askerî kadrolar ve komuta kademesi bu teröristlerden büyük ölçüde temizlendi.
Sınırlarımızı yeniden güvence altına almak adına içte ve dışta mücadeleye
başladık.
Erdoğan’ın eli kolu, kalan son yurdumuzu da parçalamak, yok
etmek isteyenlere karşı eskisi gibi bağlı değildir şu anda. “Irak’ın
parçalanmasına ve Kürt devleti kurulmasına asla müsaade etmeyeceğiz.” diyor, elimizi
daha da kuvvetlendirmesi için, S-400 uzun menzilli hava savunma sistemlerini
envanterimize katmaya çabalıyor.
Barzani; İsrail ve ABD’nin kışkırtmasıyla, Erdoğan’ın
kendisiyle kurduğu iyi ilişkiye çizik atmıştır. Tarihi bir kez daha tekerrür
ettirerek yeniden ayaklanmıştır. Devlet kurma arzusunu gerçekleştirmek
istemektedir.
Buna gayet tabii ki müsaade etmeyeceğiz. Referandumu
tanımayacağız. Türkiye kararlıdır. Erdoğan, hükümet ve ordu birlik ve
teyakkuzdadır. Bağdat yönetimi de referanduma karşıdır, toprak bütünlüğünü
korumak istemektedir. Keza İran da…
Şu aşamada Devletimizin elini zayıflatacak, düşmanların
işine yarayacak söylemlerden kaçınmalıyız. Bu, istikbal ve istiklal
meselesidir. Zira bugün Irak’ın kuzeyinde Kürt devleti kurulursa, yarın doğu
illerimizi de bu devlete katmak için kolları sıvayacaklar. Provasını da yakın
tarihte yapmışlardı hatırlarsanız.
Erdoğan düşmanlığı nedeniyle gözleri kör olanları
uyarıyorum. Aklınızı başınıza alın! Ateşle oynamayın!
**************************
Barzaniler, sülale adını aldıkları Barzan bölgesine göçmen
olarak gelmiş Yahudilerdir. Osmanlı arşivindeki kayıtlara göre; Sallum Barzani
Yahudi bir hahamdır. 1856 yılında, önce Musul’dan Selanik’e gidiyor, Sonra oradan
Hahambaşılığın özel ricası ile güya Kudüs’e sürgün ediliyor. Oradan da Barzan’a
geçiyorlar. Yahudi ahlâkı nasıldır, hepimiz biliriz. Kalleş, yalancı, gaddar,
kinci, ikiyüzlü, fitneci, çıkarcı, sahtekâr, nankör. Allah bu yüzden
lanetlemiştir Yahudileri. “Genleri bozuk”, deyim yerinde ise “sabıkalı” bir
kavimdir Yahudiler.
Osmanlı, 1914 yılında yine böyle devlet kurma hevesi ile
ayaklanan İlk Barzani Liderlerinden
Abdüsselam'ı Musul’da idam ettiğinde, taraftarlarını ve soyunu bitirici
hareket yapmalıydı. Yani yılanın her zerresini lime lime etmeliydi. Başı kopan
yılan yeni başlar tomurcuk vermemeliydi. Temizlik tam olmalıydı. Ancak Türk ve
İslam geleneğinde asimile ve toplu imha etmek yoktur. Şu günden o günlere
bakılacak olursa zaaf gibi gözükebilir ama bizi Allah’ın gazabından koruyan,
ümmetin başı yapan da bu zaafımızdır bir yerde.
Osmanlı’nın devamı Türkiye Cumhuriyeti de bu belayı miras
aldı maalesef. Üstelik zaman zaman kucak
açtı, merhamet gösterdi, zora düştüklerinde yardımcı oldu. Islah olmayacağını
defalarca ispatlamış olan bu geni bozuklara karşı, bir kaş çatık, bir el tetik
durmalıydık oysa. Emperyalist güçlerin maşası, İsrail’in dava yoldaşı
Barzanileri tarih bugün bir daha kalleş eşkıyalar olarak kayda geçti. Beklenen
bir şeydi, oldu.
Ne yapmalıyız bundan sonra? Lanetli bir düşmana ne yapmak
gerekiyorsa onu. Küresel güçler devrede bittabi. Enfeksiyonu Anadolu’yu ve
İran’ı kaplayana kadar bu habis çıbanı büyütecekler. İsrail nasıl Müslüman
coğrafyasına sokulmuş, iki tarafı da keskin bir hançer ise, kurmak istedikleri
Kuzey Irak Kürt Devleti, ikinci bir İsrail’dir. İki uç birleşecektir.
Ya bugün, elimizden geleni korkmadan çekinmeden ortaya
sererek, çember daraltan sıkı bir takiple ve akılcı bir diplomasiyle önleriz bu
tehlikeyi, ya da pasif kalarak, korkak davranarak, haritalarda gördüğümüz Büyük
İsrail Devletine müsaade ederiz.
Ümmetin tek umudu Türkiye her riski göğüslemeye razı
olmalıdır. Bu bir ölüm kalım savaşıdır. Devletimize, liderimize güvenimiz tam
olmalı, en azından iç hainleri devletimize, yakınlık derecemize bakmadan ihbar
etmek suretiyle elini güçlendirmeli, bireysel yaşantılarımızı kaliteli
sürdürerek toplumu kaliteli hâle getirmeliyiz. İçte birlik ve beraberlik
mutlaka ve mutlaka sağlanmalı. Unutmayalım, şu anda dikkatlerimiz onun üzerinde
ama tek kalleş Barzani değil. İşbirliği yaptıklarımız da, açık düşmanlarımız
da, hatta dost bildiklerimiz de kuyruğumuza basan, arkadan hançerleyen, tuzak
kuran, can yakan kalleşlerdir.
Tek tabanca, tek yürek, tek bilek de olsa, Allah davasında,
geri dönülmez bir yolda ilerlemekten başka çaremiz yoktur.
Saygılarımla…
Mücella Pakdemir
(
Dünden Bugüne Barzani başlıklı yazı
Mücella Pakdemir tarafından
23.09.2017 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.