Aşkın Sureti...
Sığıntı ve çalıntı mizaçları yad
ettikçe, ısrarcı ve mülkiyetçi bir sağanağın rahmet bildiğimiz dem’inde
saklıyız ve usul usul yükselirken rast geldiğimiz en görkemli düşün seyrinde
konuyoruz bir yakasından diğerine o aşkın mecazi saflığında kurulmuş olduğumuz
sırça köşk ki milat bildiğimiz en istikrarsız sağanak iken yine ve yeniden
yakalandığımız ya da yakalanma ihtimalinin her dem payidar olduğu.
Bir serenatmışçasına ya da bir
rivayet…
Bir gölgeye esir olmaktansa
aydınlığın nüksettiği bir pencerenin pervazına tünemek kadar sıra dışı bir
isyan iken karanın çalıntı lehçesinden dökülen o dokunaklı güfte.
Bir sureti var mı da aşkın, rast
geldiğimizde tanınamazlıktan geliyoruz yoksa bir külfet mi de yüreğe ağır gelen
ve her nasılsa o tınısını asla yok sayamıyoruz…
Nicedir illeti gönlün ve nicedir en
saf yenilgisi yüzü suyu hürmetine şu devran iken en çalıntı mizacı, tedirgin
bir yok oluşta peyda olmuş yüz görümü bir mutluluğa kucak açmak üzere iken
sefilce yenik düştüğümüz belki de görmezden gelmenin bir delaleti.
Sıradan bir yaşantının nüktedan
çığlığı mı yoksa aşk?
Yoksa’ları noksan bir soru imlecinden
ibaret mi yoksa o beyhude ısrarı gönülsüz bir kuş iken, her nasılsa tünediği
yürekte aşkı buyur eden…
Sanrılardan ibaret bir ömrün
güdümünde ve en sancılı kıyım iken sefil ve bağnaz bir kerametten ibaret.
Bir düş’ün en düşkün imgesi hatta bir
gölgenin sığdırdığı ama sığınamadığı en vakur dokunuş yine de mabedi yüreğin
hele ki o tefekkür yok mu, mümin bir var oluşu en yükseğe yerleştiren.
Pervasız imgeler tokalaştıkça en
bariz yenilgiden arda kalan ve en kırık notalar yine, o doğurgan sevinçlerden
bir adım öteye geçemezken ve kuluçkaya yatan bir coşku kadar çoğalmaya muktedir
hele ki görmezden gelmenin mümkün olmadığı bir yetinin muktedir olduğu…
Israrcı kelamlar peyda oldukça ve
rütbesi yükseldikçe insan denen tufanın hele ki yenilgi addedilen bir aşkı
mabet bildikçe yürek…
Yengilerin tezahürü ve bilek gücü ile
kazanılmışlığın en net göstergesi hele ki kırağı çalan bir acıyı nöbet
eylemişken o düşkün tufandaki en hüküm baz yenilgiden arda kalan: Bazen bir
safsatadan öteye gitmeyen bazense en anlamsız ve sıra dışı bir kavmin kayıp
hayallerini iz bilmekten öteye geçemezken.
Kıvrık ve dolambaçlı suretlerin
savsakladığı o ansız ve sızısız bir rahmeti payidar kılmaktan da öte aslında
aşkın düşkün ve işkilli telaşında, satır arası bir müebbet iken
çarptırıldığınız ömür billâh yükümlü olmakla kalmayıp, çalkantılı mizaçlarda
dur durak bilmeden asılı kaldığınız ya da asmaya mecbur kılındığınız: Kâh düne
dair kâh yarını olmayan yine de an’dan ne uzak ne de yakın kısaca izafi bir
tümce hatta rahvan bir izdüşümü, gölgelerin indinde ve nasıl da soluksuz
kaldığınız bir ömrün güncesinden taşan hele ki o izafi tınısını duymazdan
gelemediğiniz ve her nasılsa ömür yettiğince yâd edip, hayali gözlerinizden
silinmeyecek an asil acı ve mutluluğun kıvamımda kaybolup gittiğiniz.
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.