Yanlışlarımı tehir ettim ve tüm doğruların dokunulmazlığında ve de gölgesinde yaşıyorum.

Rengârenk düşlerim elbet içimdeki iklim.

Maviden bir muhtıra veriyor gökyüzü ve asfaltlar maviye dönüşüyor elbet şiarı düşlerimin hala zemherilerde yaşamayı dileyen bir çöl çiçeği gibi düşüyorum yollara.

İçimdeki trafik lambası ve bilmiyorum nerede yürüyüp nerede duracağımı.

Bazense beklemeye alıyorum iç sesimi.

A, evet, ertelediğim mutluluk için de bayağı geç kaldım ve soluk soluğa konuşuyorum ve sonlandıramıyorum öfkemi.

Gel gör ki saman alevi gibi öfkem ve sonsuzluğa kucak açmış kıraç bir aşk.

Semte pek uğramayan postacı belki de posta güvercinlerinden yakınıyor ve aralıksız posta kutum dolup taşıyor derken kapının girişinde sayısız güvercin ölüsüne rast geliyorum.

Eh, kolay mı öyle: sen dünyanın bir köşesinden kucak kucak havadis taşı sonra da bilgi kirliliğinden ve yorgunluktan düşüp de öl.

Düşüyorum ben de defalarca hem de:

Bir düşe düşüyorum sonra aşka sonra aşkın gözünden düşüyorum ve ilham perimle kompartisa yapıyoruz her gece.

Aşkın fidanlığı.

Yokluğun tarhı.

Karşı bahçedeki çim kokusu.

Oysaki bir metropolde yaşıyorum ben ve içimdeki cennet kurumasın diye bol bol gözyaşı döküyorum.

Hüzünse kılıf biçilen.

Bir serenat ise yüreğimde çalan.

Bir hüzün cetveli ise aralıksız boyumu ölçtüğüm.

Bir t-tablosu iken gelir-gider mahiyetinde duygularımsa gelirim yazdıklarımsa gideri günün ve hala bir orta yol bulamadığım.

Dimağımda yanıp sönen neonlar var.

Bingo.

Alt belleğimin çekmecelerinde saklı düşünceler.

Ve hala psikanaliz yapmaktan çekinmiyorum içimdeki çocuğa ve Freud en aktarım ile çocukluğuma takılıp kalıyorum ve oyun bahçemde saklı neşem bazen sobelendiğim bazen top oynayıp binlerce yüreğin camını kırdığım aslında tüm insanlıktan alıyorum ben gücümü ve yine onlar çalıyor hayallerimi.

Bense aralıksız yürüyorum.

Yetmiyor.

Yazıyorum.

Yetmiyor.

Taşkınlara mahal veriyor duygularım bu sefer bir şiire düşüp de yolum tüm ömrü şiir gibi yaşadığıma da yeni yeni vakıf oluyorum.

Adeta bir vakıf dairesi zihnim:

Dünde kalan neyse.

Anda saklı her neyse.

Yarının muadili iken bir gece evvelinden yazdıklarım elbet kasıtsız sever ve içime çekerken hayatı sonra da kendimle didişip yorgun düşerken günün sonunda.

Sonlanmayan çok şey var.

Saklı olan ve de.

Kuru bir toprak iken ayağımın altındaki ve işte yağmurla nemleniyor yer gök üstüm başım da sırılsıklam iyi de odanın içinde yağmur bulutunun ne işi var ve yaza adım attığımız ilk günün gecesinde adeta bir sonbahar havası şehri teslim almış olan ve içimdeki gayya kuyusu da su ile doluyor.

Sudan sebeplerle üzüldüğüm günlerse çok geride kalıyor ve ben bir valiz dolusu hüzünle demir atıyorum hayata ve deminde duyguların bazense devingen hayallerle sadece umuda kanat açıyorum dilekçemse onaydan geçecek güne kadar saklı kalıyor posta dairesinde ve pekişen bir özlemle alarmı mutluluğa kuruyorum ne de olsa dünü dünde bırakmanın gerekliliğini anlıyorum en azından yarınlarda mutlu olma ihtimalinin bir umuda denk düştüğün farkında içten bir gülümseme ile kanca atıyorum hayallere ve kayrasında ömrün duvağını kaldırıyorum yeni yaşımın…

 


( İçimdeki Trafik Lambası... başlıklı yazı GÜLÜM-ŞİİRİN TEK H/ECESİ İKEN AŞK... tarafından 1.06.2021 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu