‘’Zaman! Geçmiş! Ansızın herhangi bir şey – bir şarkı,
tesadüfen burnuma gelen bir koku ruhumda anıların tıpasını çekiveriyor… Bir
vakitler kaybolduğum, bir daha asla olmayacağım her şey! Benim olmuş, gelecekte
asla olmayacak şeyler!’’(Pessoa)
Defolu ruhumun almanağısın sen:
Seyyah acılardan üreyen şiirlerin komplimanı…
Semazen evrenin sedası semada saklı olduğu kadar da
yalnızlığımın sırları…
Metruk hecelerde izini sürdüğüm sevginin…
İzbelerde sürünen sefil duygularımın ritmi.
Tökezlediğim dik yokuşlarda saklı:
Köreldiğim yitimlerin de maralı sarmalında ölümün sağdıcım
olan hüznün ve yarınların bekası kurşun ağırlığında tahtımın anamın babamın
inşa edemediği bahtımın b/atağı…
Ve sen, ey ulu Keykubat!
Evet, sana sesleniyorum kanamalı tarihimin izdivacı yerin
göğün huşu içinde birbirinden kâh ayrı kaldığı kâh birbirine kavuştuğu.
Huda’nın esintisi ve İlahi Aşkın da meddücezri.
İnkılapların durağı.
Dur durak bilmeyen duygularımın rövanşı.
Sıdkı sıyrılmış ruhların romansı.
Göğün kudreti yerinse dibi.
Azığa aldığım rüyaların hümayunu.
Ve…
Hükümranlığında Rabbimin, meylettiğimse cennet denen o iklim:
Bana ve bizlere cehennemi yaşatan iblisin ve zalimin da zamlı
tarifesi elbet Rabbe havale ettiğim hüzün çeşmemin her damlasında saklı iken gözyaşımın
kanı.
Kardığım heceler.
Kandığım yıldızlar.
Kayrasında acının.
Lahzasında şakıdığım kuş kafesim ve kuştan yüreğim ve
kuşatıldığı kadar yüreğim kandığım nice yalan nice yemin.
Ah, azizem…
Az, azizim…
Sözcükler bir cürüm ve işte verilen o hüküm:
Eş güdümlü birer mermi adeta hüzün yüklü günüme eşlik eden
döngünün sarmalında hikmeti yüce Rabbin.
Ben ki…
Bensizlik ki…
Biz olmanın meali.
Endamlı yüreğimin günahı ve sevabı.
Sözcüklerin kalibresi imgelerin de sağalttığı her duygu her
hece.
Hicri günün.
Hicreti dünün.
Semadaki korkuluklar.
Yerdeki izdiham.
Ölümün çağrısı ve nefesi.
Şah damarımdan yakın olana sevdalandığım kadar da
şahlanacaktır duygularım.
Bir ayrıkotu addedilsem de ayracım şiir.
Edimlerde saklı hayallerim ve arındığım kin nefret ve kibir.
Muadilim aşk.
Muadilim hüzün.
Muadilim şiir…
Ölümüne sevdiğim ve ölümüne yazdığım…
Renklerin rakkasesi.
Gök kubbenin duvağı ve saklı tuttuğu gök kuşağı:
Hazanın ritüeli ve işte darmadağın olduğum bir Ekim sabahı
elbet külfet değildir sevgim elbet tek kozumdur da ve kozamda saklı tuttuğum
kadar benliğimi yazmanın da ihalesi mademki kaldı içimdeki çocuğa…
Yansam da.
Yaksam da.
Yârim desem de.
Yâdım olsa da dünüm.
Yarenim ve tuz bastığım yaram ve yamalı kalbim…
Ey, yüce Rabbim sen nelere kadirsin…