Rengi kordan bir gülüş en çok da
yüreğin istikameti.
Şimdimden arındım mademki ötesizliğe
yolculuk:
Ötekileşmiş ş/aşkın bir b/akış ve
gariban bir teselli…
Mevcut durumdan istifade etmek adına
adlandıramadığım kâh yüksünlük kâh yoksunluk hele ki merhalesi yok mu
sevinçlerin ve çaputlar asılası yorgun bedenim infilak etmek üzere iken
belleğim.
Sinsi bir gülüş ve programlanmış
düşünceler hal hatır sormak ne ki halsiz bacaklarımda arda kalan derman ve
yolculuğun nüktesi hüzün denen martaval mı yoksa karnaval mı demeli mutlak bir
zincire eklenen yeni bir halka yeni bir akım.
Göreceli ihanetlerin sahne arkası ve
yaprakların arasında unutulmuş bir gülüm mademki ardı arkası kesilmeyen
yüzlerce sayfa kitapların ilk ve tek nüshası nasıl ki bende kayıtlı ve
zimmetli.
Gürültülü bir sağanak oysaki yerler
kupkuru.
Yaşaran gök değil gözlerimmiş madem
ve yolunu g/özlediklerim asla da geri gelmeyecekken.
Sabıkam yok.
Sertifikam çok.
Esen rüzgâra dahi muhalifim oysaki
bilmiyorlar ki: içime ters esen rüzgâr zaten benim:
Afili bir mücadele.
Kölesi değilim artık duyguların ya,
duyumsadıklarım?
Aşkın familyası aşina gözlerime.
Yoksa fanilası mı demeliydim kat kat
üzerime geçirdiğim sıcak bastığında kafama dank eden o ki:
Kuzey kutuplarında yaşamaya adayım
oysaki bir embesil gibi sıcakla boğuşup hatmediyorum mevsimi elbet en sevdiğim
yaz mevsiminde hatta başında doğmuş olsam bile haziranın ilk günü aralıksız
afalladığım ve dört gözle sonbaharı beklediğim.
Bilindik ne kaldı hem?
Dilemması varlığımın insanların
bilmezden geldiği hele ki yok mu o çarpık düzen?
İhaneti bastıran iken solum.
Saymaya başladığım kadar sağımdan
elbet sağdıcıyım harflerin ve rakamların arakladığım bir hayal filan da değil
hani aralıksız içime doğan: yeni doğan ünitesinde saklı minicik bebeklerden
aldığım ilhamı süte bandığım ve asla sahip olmadığım sütkardeşim ya da yok iken
sütannem ve anamdan emdiğim sütün ılıkça burnumdan geldiği imbat geceleri
aralıksız imdat çağrısı yaptığım her yaklaştığında çağrısı 112’nin ve
dualarımla örülü annemin hastane güncesi.
İstifli.
Bazense isyankâr.
Acil kapısında geçen son iki senem ve
kekremsi yalnızlığım kalbim daraldıkça soluğu hastane bahçesinde aldığım tütün
koleksiyonum oysaki içimi yakan ateşin dur durak diyeceği yok en büyük ateş en
derin acı nemalandığım hayatın sürgün ettiği coğrafyalar varsa yoksa
beklemelerden ibaret yoktan var edene aralıksız dua ettiğim en çok da duayeni
olduğum hüzün çeşmem suyu sık sık kesilse de sıklıkla yüreğimi nemlendiren bir
koğuşta geçercesine ömür.
Sürmanşet Yenigün.
Sürrealist bir akım iken şaibeli
gölgeler gece karanlığında izimi süren benimse alabildiğine bir gizim var ya da
yok aslında bilmezken ben sahiden var mıyım yok mu ve işte yoksunluğun daracık
dehlizi bir elimde oksijen tüpü bir elimde su şişem ve aralıksız doktorların
beni acil odasından kovup tecrit edildiğim hastane güncem.
Yer bulamadıkça hastanede başka
koğuşlara başka mekânlara nakil edilen annemin peşi sıra ve sırasız ölümlerin
değil ani gidişlerin tininde saklı iken soğuk terler döktüğümden de öte
terbiyeli bir vasıfla asıldığım Araf’ta ve kat izinde hüznün acılarım iken ekin
tarlam ve biçtiğim öncem tahmin edemediğim yarınlar alabildiğine teslim
olmuşken kadere ve sadece Rabbimle baş başa rengim solsa bile renk vermediğim
kadar renkli hayallerimin durağında beklemeye aldığım kadar hayatı ve
mutluluğu…
İnce ayar yapan bir tamirci gibi.
İncecikten yağan yağmur gibi.
İçimdeki izdiham misali.
Hem mektepli hem alaylı rüştümü
ispatlamış olmamın yok iken tarifi ve işte tayin edildiğim hüzün makamı bense
Rabbimin Dergâhında seyyah bir yolcu kaderse sıvazlarken sırtımı kederle
eşleşen bir boşluk ve hoşluk olmasını umduğum kadar hayatın sere serpe
uzandığım gölgemle baş başa Allah rızası için yaşıyor olabilmenin de güvencesi
ve verdiği huzura binaen umudu elden bırakmadan gövde gösterisi yapan
hayallerin dahi takatinin kalmadığı.
Şimdim.
Dünüm.
Eşleşen güdüm.
Mihrabı yerinde düşlerim ve solmuş
gülüşlerim.
Bir mizansen iken bir tabloda saklı
Mona Lisa misali gölgemle kavgalı resti çektiğim kadar hayata kıyamet alameti
ne var ne yok heybemde saklı ve kaçık çorabın izinde ve utancında kaçkın
hayallerimin dünde kalan hatırına ihanet etmeden yaşıyor olabilmenin de raconu
iken şükrüme eşlik eden sabrıma ruhuma yüzüme yağan nurla nidalarımın ansızın
kesilip sessizliğe bürünmekten gayrısı da gelmez iken elimden ve işte içimde
kopan o delişmen fırtına ve fıtratıma layık bir fıkra misali: kendim söylediğim
kendimi dinlediğim dinmemek adına direncimle dirayetimle saf tuttuğum hayat
mektebi oysaki ben çoktan mezun olmuşken okullarımdan ve görünen o ki: kader
böyle istedi:
Kâh alaylı kâh mektepli…
Başım gözüm üstüne ulu Rabbim…