Geçmişin İzleri-2-
Geçmişin İzleri-2-
"Sevgili Elif,
Bu mektubu yazarken içimdeki savaşın sonuna geldim. Seni
seviyorum, ama aynı zamanda seninle paylaşamadığım bir gerçek var. Fotoğraftaki
adam, benim eski dostum ve aynı zamanda senin gerçek baban.
Yıllar önce, annenle ben arasında bir aşk üçgeni yaşandı.
Ben, korkaklıkla hareket ettim ve sizi terk ettim. Bu kararımın acısını her gün
içimde taşıdım.
Seni seviyorum, Elif. Ve şimdi, gerçeği öğrenmenin zamanı
geldi.
Sevgilerimle,
Ahmet"
Elif, mektubu okurken gözleri dolar. Babasının sırrı, onun
hayatını kökten değiştirecek bir gerçeği içeriyor. Artık Elif, hem annesinin
hatırasını korumak hem de babasının geçmişiyle yüzleşmek zorunda. İstanbul’un
dar sokakları, bu içsel savaşın sahnesi olurken, Elif’in geleceği belirsizdir.
Elif, babasının mektubunu okuduktan sonra içinde karmaşık
duygular birbirine karışır.
Elif, mektubu katlar ve cebine koyar. Babasının yüzüne bakar
ve sessizce, “Neden?” der. Ahmet, gözlerinde hafif bir pişmanlıkla, “Korktum,”
der. “Hem annenle aramda hem de seninle aramda bir seçim yapmak zorundaydım. Ve
ben korkaklıkla sırrımı sakladım.”
Elif, babasının elini tutar. “Annem neden bunu sana yaptı?” diye sorar. Ahmet, başını eğer ve “ Bilmiyorum! Sormaktan Korktum!" “Ama artık bu sırrı taşımak istemiyorum. Seninle yüzleşmek istedim.”
Elif, İstanbul’un dar sokaklarında dolaşırken, içindeki
savaşın derinliklerine iner. Annesini anlamaya çalışır, anlaması mümkün
değildir, mutlu etmeyen bir eş ise boşanmak varken ihanet nedir ki? Adi insanın
kendini aşağılaması değil mi? Babamın gerçek olmasa da bunu öğrenmesinin
gerçeğinin şoku travması o anda ikisini de yok etmek varken kaçıp gitmesi. Bu
sahne hiçte hayatta olan bir sahne değil montaj olsa olamaz kim buna cesaret
ederek montajlaya bilir ki? Babamın o anki şok hali sanki onu zincire
bağlamışlar ve başına silah dayayarak kabul et demişler gibi kabullenerek
gitmesi hiç mantıklı değil bu böyle olmalıydı, buna izin vereceğine hesabını
önce annemde sonra da ondan sormalı belki de her şeye son vermeliydi, böylesi
daha adil olurdu, olur muydu? Şimdi böyle söyleyince, bilemiyorum iki hatta üç
hayatın hayatına son vermek, başka yapılması gereken bu olmamalı bunun
olmasında izin verilmemeliydi… Babam sandığım buna izin vermedi ki zaten, anne
dediğim kadın kendini aşağılayarak yabancı bir adamın koynuna girerek yasak
ilişkide, beni piç diye doğmam izin verir ki, hem de “piç” olarak. Ne şimdi ben
piç miyim yani? Evet, doğrudan “piçim” ben, bu kabul edilir bir şey değil, offf
ben nasıl baş edeceğim bununla? Babasının gerçekleri, hem annesinin sakladığı
acı gerçekle yüzleşmek hem de kendi kimliğini anlamak arasında bir denge
kurmasını gerekiyordu… Sanatçıydı, bu içsel çatışmayı ifade etmenin bir yolu
olmuştur. Elif, tuvalin başına geçer ve fırçasını sallar. Renkler, duygularını
yansıtırken, İstanbul’un minareleri ve çatıları, onun iç dünyasının bir
yansıması gibidir.
İstanbul’un eski sokakları, taş döşeli yolları ve gizemli
çıkmazları, Elif’in iç dünyasının bir yansıması gibiydi. Ahmet, sessiz ve içine
kapanık bir adamdı.
Bir gün, Elif’in babası Ahmet, eski bir sandığı açtı.
Sandıkta, annesinin günlüğü ve bir mektup vardı. Mektup, annesinin Ahmet’e
yazdığıydı. Ahmet, mektubu titreyen elleriyle okudu. Annenin yazdığı satırlar,
onun iç dünyasını sarsmıştı. Mektupta, “Ahmet, seninle olan ilişkimizde bir sır
taşıyorum. Elif’in gerçek babası Mustafa’dır.”
Elif, annesinin günlüğünü karıştırdı. Sayfalar arasında,
annesinin duygularını, hayallerini ve korkularını paylaştığı satırlar vardı.
Elif, annesinin iç dünyasına gizlice girmiş gibi hissetti. Günlükte, eski
dostunun adı geçiyordu. “Mustafa,” diye yazıyordu annesi. Elif, bu ismi daha
önce duymamıştı. Mustafa, annesinin hayatında nasıl bir rol oynamıştı?
Elif, günlüğü kapatıp babasına döndü. “Baba,” dedi titrek bir
sesle, “Mustafa kim baba?”
Mehmet Aluç
Devam edecek inşallah
- Yorumlar 7
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.