
Ahmet, gözlerinde hafif bir pişmanlıkla, “Hem annenle aramda
hem de seninle aramda bir seçim yapmak zorundaydım. Ve ben korkaklıkla sırrımı
sakladım kaçtım sizlerden, Mustafa komşumuzdu. Aradan yıllar geçti, artık bunu
öğrenme zamanı geldi, ben senin gerçek baban değilim, gerçek baban
Mustafa’dır.”
Elif o an yıkıldı, yere düştü ve uzun süre baygın kaldı.
Gözlerini açtığında baba diye bildiği ama yıllarca babalık yapmasa da baba
bildiği Ahmet yanındaydı. Gözlerinde akan yaşlarla Elif.
“Annem bunu sana ve bana nasıl yapabildi?”
“Annene soramadım…”
“Babam yaşıyor mu?”
“Geçen yıl öldü, o da seni kızı olarak bilmiyordu…”
Aşağıya deniz kenarına indi, yalnız kalmak istiyordu. Elinde
annesinin gülümseyen fotoğrafı vardı. Parçalayarak denize attı. Rüzgâr, denizin
üzerindeki dalgaları kışkırtıyordu. Sahildeki kum tanecikleri ayaklarının
altında hışırdayarak dağılıyordu. Oysa içindeki fırtına, dışarıdan hiçbir iz
bırakmıyordu. Annesinin kendisine ve babasına yapmış olduğu ihanet, kalbinin en
derin köşesine işlemişti. Artık orada annesine karşı bir şefkat izi kalmamıştı.
Orada duran sevgi, artık gerçek değildi. Deniz kıyısında oturdu. Gözleri, ufkun
sonsuzluğunda kayboluyordu. Her dalga, onun içindeki acıyı daha da
derinleştiriyordu. Annesiyle ve babasından ayrı geçen günleri acı dolu anılar,
şimdi sadece bir yorgun gülümsemeyle hatırlıyordu. Oysa o annesine ait
gülümseme, bir zamanlar dünyasını aydınlatmıştı. Artık her şey dünyası kum
tanecikleri gibi, her şey parçalanmıştı. İhanetin soğuk rüzgârları, onu
derinden sarsmıştı. Gözyaşları, yanaklarından süzülüyordu. Deniz, onun acısına
ortak oluyordu. Belki de deniz, onun gözyaşlarını taşıyarak sonsuzluğa, sonsuza
yürüyerek giden annesine bir tokat olarak götürüyordu.
Sessizce odasında oturuyordu. Gece olmuş, pencereden içeri
sızan ay ışığı tozlu rafları arasında kalmış anılarını canlandırıyordu. Her
defasında anıların kapısını kapatsa da kendiliğinden açılıyordu. Ay sadece
geceyi aydınlatıyordu, kendi yüzünü, odasını ve duvarları değil. O raflarda
unutulmuş bir kitap ve bir piyano notaları defteri gibi sessizce duruyordu.
Anıların odasında yeni bir kapı arıyordu, bulamıyor, çıkamıyordu içinde. Bir
damla gözyaşı düştü yere, yanağından süzülerek. Belki de bu akan gözyaşı
içindeki anıları silecek, yeni bir şarkıyla yüreğinin içinde çalınmaya
başlayacaktı. Belki de aşkın notaları, rüyalarında ihaneti içinde taşımadan ona
eşlik edecekti.