Onca İşin Arasında

Peygamberimiz H.Muhammad Mustafa (s.a.v)in hatırasına ithafen 
Hayat hikayesinin  44.bölümü

bir çocuğun gözlerinin içine girerek 
seyredilmeli peygamber
çocuksu bir saflığın göğünde yükselen 
bir yıldız gibi 
parlamalı  peygamberlik nuru

enfüsi serüvenler 
iç yolculuklar
müslümanların üzerine yağmalı
o derin sessizlik usulca yırtılmalı
o puslu çerçeve kırılmalı
karanlık kanatılmalı en kara yerinden

vahyin inişi ekseninde 
akmalı nebevi hayat
içsel aksiyonlarla örülü 
sözün insanlığa inişinin 
ilk ve en rahmet çalkantısıyla yaşanmalı nebi
o kelamın sofrasını bekleyen kalbi açlığın 
ruhi susamışlığın heyecanı
peygamberin sözünden okunmalı

yoksa
vahiyle dirilen, vahiyle yoğrulan 
o gerçek peygamberin yerinde yeller eser
nebiden mahrum ,kaybedenlerden oluruz  
vahyin akışını kenarda bırakan 
savrulmuş zamanlar yaşatırlar bize 

sanki peygamber 
onca işlerinin arasında
part-time bir görevi yapıyormuş  gibi
hiç beklemeden, hiç özlemeden, hiç sevinmeden
hiç etkilenmeden ve hiç muhabbete girmeden 
vahiy alıyormuş gibi olur

yokluğun koynunda 
yokluğundan bile habersiz 
silinip gitmek üzereyken
hatta silinmeye bile gerek duymayan 
siliklik içindeyken
var edildin 

can verildi tenine
nefes verildi cesedine
bir insan yüzüyle süzüldün alemin eşiğinden içeriye
hayat sahibi kılındın
İnsan olman irade edildi
sadece insanların çağrıldığı 
eşsiz bir ziyafete buyur edildin

varsın, hayattasın ve insansın
varlığın isimsiz bir taş kadar kalabilirdi 
üzerine basılıp geçilebilirdi mesela
kalbin olmazdı
ağlayacak bir gözün bile olmazdı

hiç yoktan hayat verildi tenine 
bir dağın adı konmamış bir yamacında 
yalnız yaşayan bir ağacınki kadar olabilirdin
hiç ummadığın halde 
insanlık üflendi çamuruna 
insan oldun diyelim
bir olan Rabbe, 
kul olmanın sonsuz güveninden
her şeyin sahibine muhatap kılınmanın 
eşsiz ayrıcalığından yoksun olabilirdin

yanıp yakılmış bir ağacın kömürleşmiş dallarını 
köklerini bir arada tutmakla 
teselli devşirmeye çalışması gibi
kaybettiklerini kaybettiğinin farkında olmayan
yitirdiklerinin eksikliğini çekmeyen 
acı bir inançsızlığın ortasında 
kıvranıyor olabilirdin

*
resul-i ekrem hem imana davet etmek
hem de kureyş müşriklerine karşı 
bir kuvvet olarak kullanmak gayesiyle 
hac mevsiminde 
mekke etrafında konaklamış bulunan 
arap kabileleri arasında dolaşıyordu
bir davanın hızla intişarı
şüphesiz, sağlam ve seviyeli 
müntesiblerinin çokluğu ile doğru orantılıdır

görüştüğü kabile ileri gelenlerinin her biri 
ayrı ayrı bahaneler ileri sürerek 
islama girmekten uzak duruyorlardı 
içlerinde müslüman olma arzusunu 
izhar edenler var idiyse de 
bunların islam safına katılmalarına engel olunuyordu

davet edilen bazı kabileler ise
davete icabet etmedikleri gibi
efendimize hakaretvari sözler de söylüyorlardı
resulullahın dolaştığı yerlere müşrikler de gidiyordu
onu adeta bir gölge gibi takip ediyorlardı 

kabile fertlerinin islamiyetten uzak durmalarında 
şüphesiz müşriklerin 
menfı, yalan ve iftira üzerine kurulu 
propagandalarının da büyük rolü vardı

resul-i ekrem, her sene belirli mevsimlerde kurulan 
ukaz, mecenne, zü`l-mecaz panayırlarını gezmeyi
gelmiş bulunan kabilelerle görüşmeyi
halkına kur`an okuyup ve onları 
islama davet etmeyi 
asla ihmal etmezdi

ne var ki, o
kudsi gayeyle halk arasında dolaşırken
ebu leheb de ara sıra geziyor 
muhammed atalarının dininden döndü
yalanlar uyduruyor, ona kanmayın diyordu
halkın kendisiyle temas etmesine mani olmaya çalışıyordu

efendimiz, kabileler arasında dolaşıp
tebliğ vazifesinde bulunurken, 
kabilenin bütün fertleriyle değil
çoğu zaman sadece ileri gelenleri, reisleriyle 
görüşüyor, konuşuyor 
islamı onlara anlatıyordu

kabile fertlerinin, reislerine 
sarsılmaz bir bağlılık ve hürmetleri vardı çünkü
reislerinin islamı benimsemesi 
tamamının mü`minler safında yer alması demekti
Allah resulü, kısa yoldan 
netice elde edebilecek metodu takip ediyordu

resul-i ekremin bu tarz bir usul takip etmesinde
hak ve hakikati tebliğde 
mühim bir prensibi tespit etmiş oluyoruz
hak ve hakikate davete mümkünse 
önce beldenin ileri gelenlerinden
hatırı sayılır ,
herkesin saygısını kazanmış 
kimselerden başlanmalıdır 

bi`setin 11. senesi hac mevsimi idi
mekke`ye yarımadanın muhtelif yerlerinden 
birçok hacı namzedi gelmişti
bunlar arasında medine halkından da 
bazı kimseler vardı

resul-i ekrem efendimiz, hac mevsimlerinde 
adetleri olduğu üzere
kabileler arasında dolaşıp 
onları islam dinine davet ederken
akabe mevkii yakınında altı kişiden ibaret 
medineli kafileye rast geldi

onlara
siz kimsiniz
hazreç kabilesindeniz diye cevap verdiler
efendimiz,
yahudilerin komşu ve müttefiklerinden misiniz
evet …dediler
efendimiz
otursanız da, sizinle biraz konuşsak olmaz mı
olur deyip oturdular

nebiyy-i muhterem efendimiz onları 
Allah`ın varlık ve birliğine imana çağırdı 
ibrahim suresinden bir bölüm okudu 
islam dinine davet etti onları
onlar,efendimizin  9. dedesi evladından 
bir peygamber gelecek diye 
kendi ihtiyarlarından işitmişlerdi

medine`de oturan yahudilerle 
iki kardeşten türemiş 
hazreç ve evs kabileleri arasında 
eskiden beri devam edegelen bir husumet 
ve anlaşmazlık vardı
kah barışırlar, kah bozuşurlardı
 
yahudiler ehl-i kitap ve ilim sahibi idiler
evs ve hazreçliler ise Allah`a şirk koşar 
puta taparlardı
ne zaman yahudilerle araları açılsa
yahudiler onlara
beklenen peygamber gelmek üzere
biz ona tabi olacağız gelince
irem ve ad kavimleri gibi 
kökünüzü kazıyacağız sizinde
der, dururlardı

resul-i kibriya efendimiz
onları islama davet edince 
birbirlerine bakıştılar ve aralarında
vallahi, bu bize, 
yahudilerin geleceğini haber verdikleri 
peygamber olsa gerek
sakın, yahudiler ona inanmakta bizi geçmesinler.. 
diye konuşarak 
hemen iman ettiler 
efendimizin huzurunda 
kelime-i şahadet getirdiler

resul-i kibriya efendimize hitaben 
şöyle konuştular
kavmimiz birbirlerine kin ve düşmanlık besledikleri gibi
başka bir kavimle de aralarında kötülük ve düşmanlık var 
umulur ki, Allah onları da sayenizde bir araya toplar

biz hemen dönüp
onları da senin anlattıklarına davet edeceğiz
eğer Allah, onları 
bu din üzerine bir araya getirir, birleştirirse 
senden daha aziz ve şerefli bir kimse olamaz

altı zat, kabileleri tarafından 
hatırı sayılır ve sevilir kimselerdi
medine`ye döndüklerinde
akrabalarına efendimizi anlatıp 
onları islama davet edince
islamiyet medine içinde bir anda yankı yaptı
Allah ve resulullah sadası şehrin ufuklarını sardı

şehirde, peygamberimiz ve islamın anılmadığı ev 
hemen hemen kalmamıştı
medine`ye böylece
islam nurundan parıltılar götürme bahtiyarlığına 
bu altı zat ermişti

medine`ye parıltıları ulaşan ebedi nur
artık birden bire burada parlayacak 
kısa zaman sonra şehri
islam devletinin merkezi haline getirecekti

yazık ki savaşlara boğuldu peygamberin hayatı
çocuk sahabesine sorulduğunda 
peygamberden ne öğrendin diye
ben ondan kuşların ne kadar güzel uçtuğunu öğrendim 
öğretisini bize kim anlatırdı sonra

çocukça heyecanlarını 
çocuk ruhunun uçarılığını 
duygusal anlarını 
çocukça sevinçlerini 
kendi içinde büyüyen doğal bir coşkuyu
resulun bak dediği yerden bakmayı unutuyoruz
dünyadan kopuk, hayattan uzak 
müslümanca bir yaşayışın uzağında kalıyoruz

evet, karanlığı kanatmalı  
üzerindeki tozlar silkelenmeli
mahcup olmalıyız artık
o derin sessizliği dağıtmalıyız
en manalı ,en anlamlı sözlerle
anlatmalıyız nebinin hayatını


redfer

( Onca İşin Arasında başlıklı yazı redfer tarafından 18.11.2024 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu