Ta Fecir Vaktine Dek
 


geceydi ve yalnızdılar
bir süvari inat etmiş
dünyayı kurtarmadan evvel 
dünyanın bir ucundaki soluk yüzlü evi kurtaralım gelin 
sevemediklerimizi sevmeyi deneyelim, gelin
içimizi kuşatan yoksulluğun askerlerini dağıtalım, gelin 
diyordu

bize düşen yanmaktır diyordu, 
düşen sevdalarımıza yanmak... 
kaybettiklerimiz için arşivlere koşalım gelin, 
gelin yolumuza savrulan karlar
tütmeyen bacaları yakmadan varalım, yetişelim, 
diyordu

dize dize akan güzellikler 
dua dua çoğalıp secdelere dursun, gelin, diyordu
hasat zamanı bugün
civanmertlik öldü mü 
belaları def edeni unuttunuz mu
tül kadar hafif bir gülümsemeniz de yeter
yeter ki gelin
diyordu

sahip olduklarınızdan birer çift de mi yok vermeye
ne kutlu kelimeler söylemişti şu süvari
ne kutlu kelimeler…
koştular koşmasını bilenler çağrıya
anne, ekmek var kapımızda diye 
şeydalandı çocuk
ekmek daha sıcacık anne …diye 
haykırdı

karanlığa çıkan kapılar açıldı birer birer 
lambalar yandı ürkek ürkek...
geceydi ve artık yalnız değildiler
sesi gümüş temrenli bir ok olup çocuğun 
ağdı yedi kat göklere 
razı Olan
razı oldu

ayaza kesen karanlıklarda 
meşakkatli  yolun faili meçhul anılarıyla 
bir süvari uğrayınca mahalleye kapı kapı 
hane hane sevinçlerle aydınlandı yüzleri kimsesizlerin
seccadeler yeşille tanıştı 
ve ağrılara şifalar karıştı 

ta fecir vaktine dek 
süvariler geldikçe geldiler üçer, beşer
sonra geldikçe geldiler
kiminin verilmiş sadakası oldu
kiminin bir gülümsemeydi ancak verebildiği 

gece bir tüy kadar hafifti
karanlık güne ermeden, 
her yer süvarilerle doldu
razı Olan 
razı oldu

*
akabe biatları ve yapılan anlaşmalar 
müslümanlar önünde yepyeni emniyetli bir saha açıyordu
inançlarını burada serbestçe söyleyebilecek
ibadetlerini serbestçe ifa edebilecek 
dinlerini korkmadan ve çekinmeden yayabileceklerdi

çünkü, medine'nin iki güçlü kabilesi 
evs ve hazreç onlara kucaklarını açmış 
her hal-u karda kendilerini koruyacaklarına 
yardımlarını esirgemeyeceklerine dair 
vaatte bulunmuşlardı

islam güneşinin medine'de 
bütün haşmetiyle parlayacağı 
şimdiden gözüküyor gibiydi 
müşrikler, müslümanların bu emniyetli yere 
göç edeceklerinden endişe duyuyordu

resul-i ekrem, 
hızla islamlaşan bu yeni yurdun 
bir an evvel islam merkezi haline gelmesi için 
her türlü gayreti gösteriyordu

mekke'de oldukça nazik bir devre yaşanıyordu
hz. resulullahın medinelilerle 
anlaşma akdettiğini duyan müşrikler 
müslümanlara karşı olan zulüm ve işkencelerini 
daha da arttırdılar

mesele, adeta bir ölüm kalım meselesi haline gelmişti
mekke'de hayat, onlar için bir azap 
içilen su 
teneffüs edilen hava
sanki yakıcı bir ateş olmuştu

müslümanlar bu sıkıntılı ve acı durumlarını 
peygamber efendimize arz ettiler 
hicret için izin istediler
resul-i ekrem, ilk önce 
kendisine böyle bir müsaadenin 
henüz verilmemiş olduğunu belirtti. 

bir kaç gün sonra
sevinç içinde hicret müsaadesinin verildiğini 
müslümanlara şöyle bildirdi efendimiz
sizin hicret edeceğiniz yurdun
iki kara taşlık arasında 
hurmalık bir şehir olduğu
bana gösterildi ve bildirildi.

mekke'den ayrılmak isteyen oraya gitsin
medineli müslüman kardeşleri ile birleşsin 
Yüce Allah, onları size kardeş yaptı 
medine'yi size emniyet 
ve huzur bulacağınız bir yurt kıldı.

kureyşli müşriklerin, 
müslümanlar üzerindeki tehdit ve baskısı
islamı yaşamak ve yaymak  şartlarıyla 
hayatta kalmaya imkan vermeyecek 
bir dereceye ulaşınca
resul-i kibriya efendimiz hicrete izin verdi 

şu halde hicret
bir kaçış değil 
bir arayıştı
dinin tamamen yok edilme noktasına gelen 
tehdit ve tehlikelerden 
kurtarılarak yaşatılmasına müsait vasatın aranmasıydı

resul-i kibriya efendimiz bu müsaadeden sonra 
ddini yaşayıp neşredebilmek için 
müsait yer arama gayreti  
hicret hareketini 
inceden inceye düşündü

müslümanlara hicret ederken 
ihtiyatlı ve tedbirli davranmalarını 
sıkı sıkıya tenbih etti
müşriklerin dikkatini çekmemek için 
küçük gruplar halinde 
yola çıkmalarını tavsiye buyurdu

müslümanlar, 
hareketlerine engel olacak müşriklerin dikkatlerini
 çekmeyecek şekilde birer ikişer 
veya küçük gruplar halinde 
medine'nin yolunu tuttular.

herkesten önce mekke'den medine'ye
hicret etmek üzere ayrılan sahabi 
ebu seleme ibn-i abdi'l-esed idi
mekkeli müşrikler, 
görebildiklerini ve yakalayabildiklerini geri çeviriyorlardı
islam dininden vazgeçirmek için 
her türlü çareye başvuruyorlardı.

öyle ki, 
gerektiğinde kadınları kocalarından ayırıyor 
kocalarıyla beraber göç etmelerine karşı çıkıyorlardı 
bazıları da hapsi boyluyordu
akla hayale gelmecek 
her türlü eziyet ve işkencelerle 
hicretten vazgeçirmeye çalışıyorlardı

müslümanlar kat'i kararlarını vermişlerdi 
ne pahasına olursa olsun 
medine'ye göç edeceklerdi
her engeli aşarak hicretlerine devam ettiler

onlara nurlu ufuklar şimdiden gülümsüyordu
baskı ve zulüm çemberinden kurtulup 
hür beldelere doğru kanat açıyorlardı 
medineliler de onları dört gözle bekliyorlardı

müslümanlar gizli gizli hicret ederken
hz. ömer kılıcını kuşandı
yayını, oklarını ve mızrağını alıp kabe'ye gitti
açıkça kabe'yi yedi sefer tavaf etti
orada bulunan müşrik ele başlarına 
cesaretle şöyle seslendi…

işte ben de dinimi korumak için 
Allah yolunda hicret ediyorum 
karısını dul bırakmak
anasını ağlatmak 
çocuklarını öksüz bırakmak isteyen varsa 
şu vadide önüme çıksın…

bu cesurca seslenişten sonra
yirmiye yakın müslümanla 
medine'nin yolunu tuttu gün ortasında
müşriklerden hiçbiri arkalarına 
düşme cesaretini gösteremedi

böylece bir kaç ay içinde 
müslümanların büyük bir kısmı 
medine'ye yerleşmek üzere 
mekke'den ayrıldı

geride peygamber efendimiz
hz. ebu bekir, hz. ali ile 
yol tedariki göremeyecek kadar yoksullar
yolculuk yapmaya takati bulunmayanlar 
müşrikler tarafından hapsedilenler kaldı

resul-i ekrem efendimiz de hicret etmek niyetinde idi
bu hususta Cenab-ı Hakk'ın iznini bekliyordu 
hz. ebu bekir medine'ye hicret etmek arzusunu 
izhar ettikçe
sabret…umulur ki, Allah Teala, 
sana bir arkadaş ihsan eder buyururdu

peyderpey hicret eden müslümanları
evs ve hazreç kabileleri 
son derece güzel karşıladılar
kendilerine yer gösterip barındırdılar

evli muhacirler, 
evli medineli müslümanlar tarafından 
misafir edildiler
bekar muhacirler 
kuba'da oturan bekar sahabi
sa'd bin hayseme'ye misafir oldular

kureyş müşrikleri telaşa kapıldılar
hele, peygamberimiz (s.a.v.)in de bir gün 
hicret edip, başlarına geçeceğini 
kendilerine karşı savaşabileceğini 
şam ticaret yollarını bile kesebileceğini 
düşününce telaşları büsbütün arttı

derhal bu hususu görüşüp tedbir almak için 
darü'n-nedve'de toplanmayı kararlaştırdılar
peygamber efendimizin işini görüşmek üzere
daha önceden kararlaştırdıkları günün sabahında 
bir araya geldiler

bu sırada düzgün giyimli
cin bakışlı bir ihtiyarın kapıda dikilip durduğunu gördüler
tanımadıkları bu adama
kimsin.. diye sordular
necidli bir ihtiyarım, diye 
cevap verdi adam

böyle bir toplantının yapılacağını duymuştum 
ben de katılıp fikirlerimi söylemek istedim
uygun görüp görmediğim tedbirler hususunda 
mütalaalarımı beyan etmek istiyorum
 
kureyşliler, 
olur, gir… dediler ve onu içeri aldılar
aslında o ihtiyar, 
insan suretine girmiş bir şeytandı.

toplantıda yüz kadar kureyşli bulunuyordu
alınacak karardan hemen haberleri olmasın diye 
haşimoğullarından sadece 
islam düşmanı ebu leheb alınmıştı
muhammed için ne gibi bir tedbir almamız lazımdır… 
diyerek meseleyi görüşmeye açtılar

bazıları, 
onu zincire vurup hapsettirelim …
fikrini ileri sürdüler
necidli  ihtiyar suretinde ki şeytan, 
hayır… dedi. 
vallahi bu görüşünüz uygun değil. 

siz onu hapsettirecek olursanız
bunu duyan arkadaşları üzerinize yürürler
onu elinizden çekip alırlar
onun telkin ve propagandası ile çoğalarak 
bu işte size galip gelirler
siz başka bir tedbir düşünün.

bazıları, 
onu aramızdan, memleketimizden sürüp çıkaralım
aramızdan ayrıldıktan sonra nereye giderse gitsin…
necidli ihtiyar tekrar söz aldı ve şöyle dedi,
hayır, vallahi, bu düşünceniz de yerinde değil
onun sözünün güzelliğini, tatlılığını
tebliğ ettiği şeylerin insanların kalplerine 
hakim olup durduğunu görmüyor musunuz 

onu aranızdan kovacak olursanız
o da arap kabileleri arasında dolaşır 
onlara hakim olur. 
sonra da üzerinize yürüyerek, size istediğini yapabilir 
onun için siz başka bir şey düşünün

sonunda ebu cehil söz aldı…
vallahi, ben onun hakkında 
hiç bir zaman düşünemeyeceğiniz bir tedbir düşündüm. 
nedir o… diye sordular

ebu cehil fikrini şöyle açıkladı
muhammed’i nu öldürmekten başka çare yok
bunun için de, aramızda her kabileden 
güçlü kuvvetli birer delikanlı seçeriz
sonra onların her birine keskin birer kılıç veririz
hepsi birden onu vurup öldürürler

böylece ondan kurtulmuş oluruz
kimin öldürdüğü de belli olmaz
böyle olunca da haşimiler
bütün kabilelerle çarpışmayı göze alamazlar 
çar naçar diyete razı olurlar 
biz de diyetini ödeyip kurtuluruz

necidli ihtiyar kılığında ki şeytan ileri atıldı 
en doğru fikir 
en uygun çare budur…dedi
ebu cehil'in bu görüşünü kabul edip
ardından dağıldılar…

redfer

Peygamberimiz H.Muhammad Mustafa (s.a.v)in hatırasına ithafen 
Hayat hikayesinin 47.bölümü 

( Ta Fecir Vaktine Dek başlıklı yazı redfer tarafından 22.11.2024 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu